Perşembe, 06 Rabi' al-thani 1440 | 2018/12/13
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
AF Kanun Tasarısı Üzerine

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber - Yorum

AF Kanun Tasarısı Üzerine

Haber:

MHP genel başkanı Devlet Bahçeli tarafından seçimler öncesi dile getirilen, yaklaşık 162.000 kişiyi kapsamına alacak olan ve MHP tarafından hazırlanan af teklifi 24 Eylül 2018 günü meclise sunuldu. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız teklifle ilgili olarak şu açıklamaları yaptı: “Bugün itibarıyla ülkemizde bulunan 449 cezaevinin kapasitesi 211 bin 274'tür. Cezaevlerimizde dün itibarıyla 194 bin 404 hükümlü, 59 bin 131 tutuklu olmak üzere toplam 253 bin 535 kişi bulunmaktadır." (Tüm Medya araçları) Cumhurbaşkanı Erdoğan’da BM Genel Kuruluna gitmek üzere geldiği Havaalanında şu açıklamaları yaptı: “AF tasarısıyla ilgili olarak biz bazı açıklamaları duyduk. Fakat bizim bu konudaki temel ilkemiz şudur: ... Af konusu bir suç devlete karşı işleniyorsa, devletin buna af yetkisi olabilir. Fakat şahıslara karşı işleniyorsa, bunun af yetkisi devlette değildir. Ancak bunu affedebilecek merci, o şahısların, mağdur, mazlum insanların ta kendisidir. Biz o yetkiyi devlet olarak kendimize alamayız…(Hürriyet)

Yorum:

Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de değişik zaman dilimlerinde af kanunları çıkartılmıştır. Zira mevcut cezaevleri ve bunlara yeni cezaevlerinin ilave edilmesine rağmen her geçen gün suç oranları artmakta ve cezaevleri kapasiteleri itibariyle suçlulara yeterli gelmemektedir. Bu nedenle yine AKP iktidarı döneminde “Denetimli serbestlik” adı altında üstü örtülü bir af çıkartılmış fakat bu bile cezaevlerinin yetersizliğine çözüm olmamıştır. Zira Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan istatistiklere göre an itibariyle cezaevlerinde muhtelif suçlardan dolayı 253.535 kişi bulunmaktadır. Büyük bir ihtimalle de bu rakam şu an itibariyle 255 binli rakamlara ulaşmıştır.

Yine resmi istatistiklere göre, 2011-2014 yılları arasında suç oranları %58 artmıştır. Özellikle Ankara ve İstanbul gibi en büyük 20 ilde; hırsızlık, yağma, mala zarar verme suçları ilk sıralarda yer almıştır. 2004-2014 yılları arasında şiddet, taciz ve tecavüz suçları 14 kat artmıştır. 2005-2010 yılları arasında 100 binin üzerinde kadın cinsel saldırıya uğramıştır. Cinayet sıralamasında Türkiye 41 ülke arasında 13. sıradadır. Son yedi yılda kadın cinayetleri % 1400 artmıştır. 2004-2014 yılları arasında şiddet ve tecavüz suçları 14 kat artmıştır. Türkiye’nin suç haritası ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı tarafından “2017 yılı Adalet İstatistikleri” başlığı altında 250 sayfalık bir kitap çıkartılmış ve burada değişik konularda detaylı bilgilere yer verilmektedir.

Ülkenin her bir caddesinden, sokağına, bina girişlerinden, ev içlerine varıncaya kadar her çeşidi ile kamera sistemlerinin varlığına, devlet bünyesinde çalışan, polisinden jandarmasına varıncaya kadar yüzbinlerce kolluk kuvvetine ve bunlara ilave olarak sayıları milyonlara yaklaşan özel güvenlik elemanlarına rağmen suç işleme oranları her geçen gün büyük bir hızla artış göstermektedir. Sadece İstanbul’da 80 bin özel güvenlik görevlisi bulunmaktadır. Bizim yukarıya aktarmış olduğumuz rakamlar resmi kayıtlarda yer alanlardır. En az bunlar kadar da resmi kayıtlarda hiçbir şekilde yer almayan suçlar bulunmaktadır. Öyle ki “basit hırsızlık” adı altında bazı suçları polis karakolları takibe dahi gerek görmeden kovuşturma yapmamaktadırlar. Hırsızlık, dolandırıcılık, gasp, yağma, uyuşturucu kullanımı gibi suçlarda bazı kişiler hakkında resmi kayıtlarda kırk, elli altmış defa kaydın bulunduğuna rastlanılmaktadır.

Özetle bu sistem sürekli bir şekilde suç ve suçlu üretmektedir. Özellikle son 15 yıl içerisinde işlenen suçlarda çok hızlı bir yükselme görülmektedir. AKP iktidarı döneminde Avrupa Birliğine Uyum Yasaları, batı ile bütünleşme ve özgürlükler konusunda yapılan düzenlemelerle adeta suç patlaması yaşanmaktadır. İktidar ise sürekli olarak yeni cezaevleri ve adalet sarayları (!) yapmakla övünmektedir. Örneğin geçtiğimiz seçim döneminde Sivas milletvekili adaylarından birisi seçim konuşmasında; “Sivas’a yeni yüksek güvenlikli cezaevi yapılacaktır” diyerek müjde (!) vermektedir. Değişik zamanlarda ve özellikle de bu af kanun tasarısının meclis gündemine gelmesinden sonra televizyon ekranlarında yapılan açık oturumlarda bu husus değişik boyutlarıyla tartışılmakta ancak ne yazık ki çözüm için son derece komik öneriler ve açıklamalar yapılmaktadır. Örneğin birkaç gün önce bir televizyon programında bu hususta açıklama yapan konuşmacılardan birisi “cezaevlerinin kapasitesinin ve şartlarının iyileştirilmesini” affa alternatif çözüm olarak öneriyordu.

Demokratik sistemin uygulandığı ülkelerin tümüne baktığımızda durumun aynı olduğunu görürüz. Örneğin dünyanın en ileri ülkesi olarak bilinen Amerika’da şu an itibariyle cezaevlerinde yaklaşık 2 milyon 600 bin kişi bulunmaktadır. Bu oran yaklaşık olarak nüfusun %1’ine tekabül etmektedir. Avrupa ülkelerinde de durum farklı değildir.

Af teklifi ile ilgili olarak Erdoğan tarafından yapılan açıklamalar ise işin bir başka boyutunu oluşturmaktadır. Yapılan açıklamalarda suçun önlenmesi ile ilgili herhangi bir çözüm ortaya konulmamaktadır. Tam tersine kimlerin affedilip kimlerin affedilmeyeceği konusu ele alınmaktadır. Diğer taraftan Erdoğan devlete karşı işlenen suçlarda ancak devletin affedici olabileceğini açıklarken cumhuriyet tarihi boyunca çıkartılan af kanunları ağırlıklı bir şekilde şahısların mallarına ve canlarına karşı işlenen suçları kapsamına almış, devlete karşı işlenen suçlar kapsam dışı tutulmuştur. Örneğin; ümmetin fertlerine, canlarına, mallarına, namuslarına karşı en ufak bir şekilde kastı bulunmayan, Allah ve Rasulünün rızasına matuf faaliyetleri bulunan, İslâm'ın hayata hâkim kılınması için çalışan, toplumu, kula kulluktan Allah’a kul olmaya davet eden, Hizb-ut Tahrir gençlerine yönelik en ufak bir şekilde af lafı edilmediği gibi tam tersine bütün güçleri ile onları af kapsamı dışında tutmaya çalışmaktadırlar. Her geçen gün Hizb-ut Tahrir gençlerinden bir başkasını tutuklayıp cezaevine koymaktadırlar.

Sonuç olarak dini hayattan ayırma esası üzere kurulu bulunan laik demokratik sistemler varlıklarını devam ettirdikleri sürece suç işleme oranları her türlüsü ile daha da artacak, eksilmeyecektir. Bunların tümünün tek çözümü İslâm'ın bir bütün halinde yeniden hayata hâkim kılınmasından geçer. Af kanunları çıkarmak, yeni cezaevleri yapmak, ya da Batı’dan yeni kanunları kopyalamak kesinlikle çözüm değildir.

Hizb ut-Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Muhammed Hanefi Yağmur

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER