Cumartesi, 20 Ramadan 1440 | 2019/05/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Uluslararası Kriz Grubu, Uluslararası Sömürü Örgütüdür!

HABER-YORUM

(Tercüme)

Uluslararası Kriz Grubu, Uluslararası Sömürü Örgütüdür!

Haber:

Uluslararası Kriz Grubu, “El Hudeyde’deki ateşkese rağmen, şiddet diğer ana bölgelerde artmakta ve gelecekteki barış süreci için umutları baltalayabilir.” dedi. Uluslararası Kriz Grubu, Yemen'deki son gelişmelere yönelik olarak gerçekleştirilmiş olan onuncu yapılandırma konusuna odaklandı.

Raporda; “Daha iyi veya daha kötüsü için, Stockholm Anlaşması’nın uygulanması, savaşçıların ulusal barış görüşmelerine dönme şansı için kritik imtihan olmaya devam ediyor. Bu nedenle yapılandırılma konusunda Yemen öncelikli olarak odaklanmayı hak ediyor.” ifadeleri kullanıldı.(Almashhad al-yemeni)

Yorum:

1995 yılında Brüksel merkezli uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olarak kurulan Uluslararası Kriz Grubu, hükümetlere, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlara küresel analiz ve danışmanlık yapan kaynaklarından biridir. Başlıca fonları Batılı hükümetler ve bireylerden oluşmaktadır. Grubun en önemli finansörlerinden biri, Hırvat milyarder Natel Simoviç ve kilit kurucularından tanınmış Yahudi milyarder George Soros'tur. Uluslararası Kriz Grubu, Güvenlik Konseyi'nde, bölgesel örgütlerde, donör ülkelerde ve çatışma sonrası bölgelerdeki yeniden yapılanma aşamasında doğabilecek çatışmaları önlemek, yönetmek ve çözmek için karar vericilere yardım etmektedir. Uluslararası Kriz Grubu, Brüksel'deki ilk 10 araştırma konusunu koordine etti ve 2001-2005 yılları arasında raporlar yayınlandı. Raporlarda önemli konu başlıkları şunlardı: İslam, şiddet ve reform, barış ve adalet, cinsiyet eşitliği, uluslararası terörizm ve demokratikleşme.

Diğer Batılı örgütler gibi, bu örgüt de laikliği, dini hayattan ve devletten kapitalist ilke olarak ayrılma doktrinini benimsemiştir. Ve İslam’ın hayat vakasına dönüşünü engellemek için gece gündüz çalışmaktadır, Böylece Kapitalist ideolojisinin doktrinini kişinin düşüncenin ölçüsü ve çözümlerini de hayatta bilfiil uygulanması esasi kılmıştır.

Uluslararası Kriz Grubu, küresel kapitalist sisteme ve sömürgeci kâfir devletlere Kosova, Irak, Batı Sahra ve diğer Müslüman beldelerde aldatıcı hizmet etmede önemli rol oynadı. Aynı şekilde Yemen’de ihtilaf halinde olan yerel taraflar arasında Stockholm anlaşmasını koruma konusunda büyük rolü oldu. Anlaşmayı kurtarmak için Ocak 2019’da bir kaç adım attı. Bugüne kadar sömürgeci güçlerin ve uluslararası örgütlerin hizmetinde aktif olarak rol oynamaya devam etmektedir. Bunlardan biride Yemen halkının sorunlarını kendi akidesine göre İslam akidesine göre tedavi etme yerine laik kapitalist çözümler üretmek için uluslararası örgütlerin himayesinde barış görüşmelerine yönelik fırsatlar oluşturma çalışmalarına dâhil olmasıdır.

Yemen halkının içinde bulunduğu bu felaketler, İslam’ın bir hayat sistemi olduğu bilincinin olmaması ile birlikte, mustarip oldukları bu felaketten kurtulmanın tek köklü çözümü olan Nübüvvet Metodu üzeri Râşîdi Hilafet Devletinin kurulması için çalışmamalarının bir sonucudur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Abdullah El-Kadı – Yemen

Devamını oku...

Pakistan Yöneticileri, Sömürgeci IMF’yle Yeni Bir Anlaşma İmzalayarak Ekonomik Yıkıma Devam Ediyorlar

12 Mayıs 2019’da yapılan 19/157 sayılı basın açıklamasında Uluslararası Para Fonu, IMF’nin Washington’daki yönetim kurulunun onayına bağlı olarak Pakistan yöneticileri ile bir anlaşma imzaladığını söyledi. Yeni Pakistan bütçesi, halkın vergi yükünü artıracaktır. IMF, yeni bütçede “muafiyetlerin ortadan kaldırılacağını, özel işlemlerde bir kısıntıya gidileceğini ve vergi yönetiminde iyileştirme olacağını” belirtti. Basın açıklamasında “piyasa tarafından belirlenen bir döviz kuru” vurgusu yapıldı. Bu rupinin zayıflamasına yol açacak, böylece enflasyon artacaktır. IMF, sömürgeci Batı enstrümanıdır. Ülkeleri borç tuzağına boğarak sömürgeci ekonomilere tehdit teşkil etmemelerinin güvencesidir. Uluslararası kredi mafyasına büyük finansal karlar sağlar. Enerjinin, madenlerin ve büyük ölçekli sanayinin özelleştirilmesinde ısrarcı olması nedeniyle IMF, devlet hazinesini ülkedeki zengin kaynakların gelirlerinden mahrum ediyor. Önemli gelirlerden yoksun kalan devlet, dilenci hale geldi. Doğu ve Batıdan kredi almak için dileniyor, halktan büyük miktarda vergi toplamak için adeta halka yalvarıyor. İşlerin daha da kötüye gitmesi için IMF, yerel para biriminin zayıflamasını talep ediyor. Zayıflayan para birimi aşırı enflasyona neden olacak, yerel ticareti ve üretimi boğacaktır.

Ey Pakistanlı Müslümanlar!

Tıpkı önceki yöneticiler gibi Bajwa-İmran rejimi de Pakistan’ı borç batağına gömmek, yıkım ve umutsuzluk çukuruna itmek için IMF ile işbirliği yapıyor. İşlerimizi yeniden dinimize göre düzenlemeksizin asla ekonomik rahatlama, refah veya huzura kavuşamayacağız. Nübüvvet metodu Hilafet, IMF’yi, üyeliğini, kredilerini, faiz ödemelerini ve ekonomimizi baltalayan şartlarını kesinlikle reddedecektir. Aksine Hilafet, İslam ile devlet hazinesine milyarlarca dolarlık kaynak sağlayacaktır. Enerji ve minerallere ait İslami hükmü uygulayacaktır. İslam’a göre bunlar kamu mülkiyetidir ve tüm gelirleri de devletin gözetiminde halkın ihtiyaçları için harcanır. Şirketler için de İslami hüküm geçerli olacaktır. Büyük ölçekli fabrikalar, inşaat, ulaştırma ve telekomünikasyon gibi büyük sermayeli sanayinin özel mülkiyetini kısıtlayacaktır. Böylelikle devlet bu sektörlere hâkim olacak ve dolayısıyla halkın işlerini gütmek için devasa gelirlere sahip olacaktır. Ticari mallara zekât, tarım ürünlerine de haraç gibi İslami hükümleri uygulayacak, bireylerin yoksulluğunu hesaba katmayan GST ve gelir vergisi gibi baskıcı vergilendirmeyi ortadan kaldıracaktır. Para birimine de İslami hükmü uygulayacak, paranın dolar yerine altın ve gümüşe dayalı olmasını sağlayacak, böylece enflasyonun kökünü kazıyacaktır. Hilafetin bin yılı aşkın bir süredir fiyat istikrarına sahip olmasının nedeni bu para sistemidir. Dolayısıyla işlerimiz üzerindeki sömürgeci egemenliğine son vermek için Allah’a muhlis bir şekilde Hilafet savunucuları ile omuz omuza çalışın. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا “Allah kâfirler için müminler üzerinde bir yol kılmayacaktır.” [Nisa 141]

Devamını oku...

Razzaz Hükümetinin Yaptığı Reformlar, Sistemin Başarısızlığını Meşrulaştırma Çabasıdır

Hükümetler, defalarca değişiklikler veya reformlar yaptı. Rejimin umutsuz bu yeni girişimi, halkın işlerine gütme konusundaki başarısızlığını ve ardışık krizlerin ortaya çıkışını meşrulaştırmak içindir. Siyasi, ekonomik ve güvenlik düzeyinde kafa karışıklığının belirtileri açıkça görülüyor. Bunlar sırasıyla bitmeyen krizlere yansıyor. Burun, kriz veya yolsuzluk ya da politik skandal kokusu aldığında, rejim hemen bakan ve makam değişikliği dalaveresine başvurmuştur. Oysa aynı makama veya krizlerden ötürü azledilip başka makamlara getirilenlerin çoğu, rejim yanlısı ve rejime sadık çevrelerdendir. Bir makamdan başka bir makama atanıp duruyorlar. Bu atamalar faydasızdır, çünkü hükümetler, siyasi yolsuzluğu ve rejimin bağımlılığını süslemek, güzel göstermek, insanların kabaran öfkesini rejim adına dindirmekten başka bir işe yaramıyor. Çürük kapitalist sisteme, temellerine ve hükümlerine sadıktır. Yozlaşmış Batı tarzını, uygarlık ve fikirlerini uygulamaktadır. Siyasi ortam piramidi, zayıflık ve çaresizlik içerisindedir. Ürdün halkı bu siyasi ortamdan, insanları aldatmak için yapılan koltuk ve makam değişikliklerinden, eski pozisyonlarına geri getirme tiyatrosundan bıkmış ve usanmıştır. Bu konuda aynı yöntem ve araçlar hatta bazen kişiler kullanılmaktadır. Olaylar, kullanılan bu yöntemlerin başarısızlığını kanıtlamıştır. Aynı şeyi aynı yöntemle iki kez yapıp farklı sonuçlar beklemek aptallıktır!

Kapitalist sistemi uygulayan, siyaset ve yönetimde yabancı direktiflere uyan rejimin yaşadığı bu kriz gerçeğinden kaçışı, IMF tavsiyelerine koşulsuz uyuşu, başarısızlık ve çaresizliği hükümetler ve kişilere bağlaması, gerçekleri gizlemek ve insanlara yalan söylemekten başka bir şey değildir. Aslında sorun, Ürdün halkına uygulanan kapitalist sistemin kendisidir. Hükümetler, ne kadar yalan söylerse söylesin, gerçekleri değiştirirse değiştirsin, değişiklikler ve reformlar yaparak insanları kandırmaya çalışırsa çalışsın durumunda en ufak bir düzelme olmayacaktır. Sorun bakanları ya da hükümetlerin isimlerini değiştirmek değil. Deri değiştiren yılan gibi hükümet de ne kadar deri değiştirirse değiştirsin yılan yılandır. Zira formatlar ve kişiler değiştirilse de sorunları tedavi etmekte başarısız olan sistemin aslında bir değişiklik olmuyor. Bu sistem, hayali borçlar, köklü yolsuzluklar, ülke ve halkı yoksullaştıran illüzyonist projeler ile ülkeyi uçurumun eşiğine getirmiştir...

Ey onurlu Ürdün halkı! Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenlerin durumu işte budur. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.” [Maide 44] Şüphesiz çözüm, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın yönetimi olan Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet Devletini kurmaktır. Hilafet, insanların işlerini İslam’ın hükümlerine göre güdecek, aralarında Rabbin yasalarını uygulayacak, ülke zenginliklerini halkın yararına kullanacak, yoksulluğu ortadan kaldıracak, izzet ve onurlarını yeniden iade edecektir.

وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوْقِنُونَ “Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?” [Maide 50]

Devamını oku...

Pakistan’ın Acımasız Yöneticileri Gerçekten Merhametten Yoksundur, Kaçırılan Naveed Butt Yedi Yıldır Kayıp

Kur’an’ı Kerim mübarek Ramazan ayında indirildi. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın indirdikleriyle yönetime davet eden Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti Resmi Sözcüsü Mühendisi Naveed Butt bundan yedi yıl önce 11 May 2012’de çocukları ve komşularının gözleri önünde güvenlik güçleri tarafından kaçırıldı. Pakistan yöneticileri, sağlık durumu hakkında haber vermeleri şöyle dursun bu Ramazan’da da Naveed’in ailesinden ayrı oruç tutmasını sağladılar. Bununla birlikte Hintli pilot Abhinandan Varthaman’a çay servisi yaptılar, erken tahliye ettiler. Merhamet, şefkat ve acıma yalnızca Müslümanların düşmanı için mi? İslam’a çağıranlar için merhamet yok mu?

Ey Pakistan Müslümanları, özellikle de istihbarat teşkilatı!

Pakistan yöneticileri, Naveed’i serbest bırakmayı reddettiler. Ramazan ayının iyiliğinden mahrum olanlar, gerçekten de ondan mahrumdurlar. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

إِنَّ هَذَا الشَّهْرَ قَدْ حَضَرَكُمْ وَفِيهِ لَيْلَةٌ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ مَنْ حُرِمَهَا فَقَدْ حُرِمَ الْخَيْرَ كُلَّهُ وَلاَ يُحْرَمُ خَيْرَهَا إِلاَّ مَحْرُومٌ“Ramazan ayı gelince Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyururdu: “Size içinde bin aydan daha hayırlı bir gece olan bir ay gelmiştir. Kim o gecenin hayrından mahrum kalırsa o bütün hayırlardan mahrum kalmış demektir. O gecenin hayrından ancak gerçekten nasipsiz biri mahrum kalır.” [İbn Mace]

Pakistan yöneticileri, günah işlemekte ısrar ediyorlar, oysa Allah Subhânehu ve Teâlâ Ramazan’da günahtan kaçınmayı büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

إِذَا جَاءَ رَمَضَانُ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ النَّارِ وَصُفِّدَتِ الشَّيَاطِينُ“Ramazan ayı gelince Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” [Buhari]

Pakistan yöneticileri, mazlum Naveed’e meydan okuyorlar, oysa Allah Subhânehu ve Teâlâ, oruçlunun ve mazlumun duasına icabet eder. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

ثَلاَثَةٌ لاَ تُرَدُّ دَعْوَتُهُمُ الإِمَامُ الْعَادِلُ وَالصَّائِمُ حَتَّى يُفْطِرَ وَدَعْوَةُ الْمَظْلُومِ يَرْفَعُهَا اللَّهُ دُونَ الْغَمَامِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَتُفْتَحُ لَهَا أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَيَقُولُ بِعِزَّتِي لأَنْصُرَنَّكِ وَلَوْ بَعْدَ حِينٍ“Üç kimsenin duası reddedilmez: İftar edinceye kadar oruçlu kimsenin, âdil devlet başkanının ve mazlumun duası. Allah, mazlumun duasını bulutların üzerine kaldırır ve o dua için sema kapılarını açar ve “İzzetime yemin ederim ki belli bir süre de olsa mutlaka sana yardım edeceğim” buyurur.” [İbn Mace]

Uzun süredir devam eden bu günahkâr zulüm bizim için yeterli değil mi? Naveed’in serbest kalmasını sağlayamazsak bile en azından serbest bırakılması için konuşmalar yapabiliriz. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın gazabından kurtulmak için Pakistan yöneticileri, Naveed Butt’u hemen serbest bırakmalıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle uyardı:

إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ فِي الأَذَلِّينَ “Allah’a ve Peygamberine düşman olanlar, işte onlar en aşağıların arasındadırlar.” [Mücadele 20]

Devamını oku...

Pompeo’nun Irak Ziyareti ve İran Gerilimi

Irak’a sürpriz bir ziyaret gerçekleştiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve Başbakan Adil Abdul Mehdi ile görüştü. Üst düzey bir kaynağa göre ziyaret, ABD-İran arasında yaşanan gerilimde tarafsız kalması yönünde Amerika’nın Irak’a yönelik bir uyarısı niteliğindedir.

Pompeo, Irak’tan ayrılırken yaptığı açıklamada, “Artan tehdidin gidişatı ve arka planı hakkında biraz bilgi vermek istedim. Böylece askerlerimizi korumak için ellerinden geleni yapacaklarının güvencesini verebilsinler. Bunun ülkeleri için önemli olduğunu onlar da anladılar. Hiç kimsenin Iraka müdahil olmasını istemiyoruz. Irak’ta başka bir ülkeye kesinlikle bir saldırı olamaz. Bu konuda mutabakat sağladık.dedi.

ABD Dışişleri Bakanı, sanki Amerika masummuş gibi ya da sanki ABD’ye rağmen İran Irak’ı kontrol ediyormuş gibi İran’ın Irak’taki olumsuz rolünden ve Irak’ta bulunan Amerikan askerlerine karşı devam eden İran tehditlerinden bahsetti. Irak’ı İran’a havale eden ABD’dir. Amerika Dışişleri Bakanının bu açıklamaları tamamen manipülasyondur. Ülkesini masummuş gibi göstermeye çalışıyor. Oysa Irak’a işgal eden, İran’ın adamlarını Irak yönetimi ve ordusuna getiren, İran milislerine destek veren Amerika’nın ta kendisidir. Amerika, Irak’ı işgal edip beklenmedik bir direnişle karşılaştığında, direniş karşısında işbirliği yapmak, püskürtmek, işgale ve kurulan rejime meşrutiyet sağlamak için özellikle 2005’den sonra Irak’ı İran’a teslim etti. İbrahim Caferi ve Maliki başkanlığındaki İran yanlısı koalisyonun iktidara gelmesine izin verdi. Bu hükümetler Amerikan kuklasıdır ve onunla irtibatlıdırlar. ABD, Irak’tan resmi olarak çekildiğini açıkladıktan sonra oradaki nüfuzunu korumak için İran destekli Maliki hükümeti ile güvenlik ve stratejik anlaşmalar imzaladı. Bu, ABD’nin İran’ın oynadığı rolden memnun olduğunu gösterir. İranlı yetkililer, Irak işgalinde, ABD nüfuzunu koruma ve istikrarı sağlama konusunda yürütülen çalışmalarda Amerika ile işbirliği yaptıklarını itiraf ettiler.

Dolayısıyla bölgedeki İran rolü, iyi çalışılmış bir Amerikan politikasıdır ve bu rol, konjonktür olarak ABD’nin politik gereksinimlerine göre genişleyip daralabilir. 1979’dan beri Amerika, bölge ülkelerine karşı İran’ı “İslami devrim” tehdidi olarak kullanıyor. Neo-conların yönetime gelmesinin ardından İran “mezhepçilik tehdidine” evirildi. Daha sonra İran Arap Baharı’nda “önemli bir yol” oynadı. Fakat Amerikan ajanı Mısır’ın tekrar eski sağlığına kavuşmasıyla ya da Suudi Arabistan’da olduğu gibi iktidar Amerikan ajanının eline geçmesiyle ya da Türkiye gibi ülkeleri kullanabilmesiyle İran rolünden vazgeçmeksizin ek başka roller ihdas etti.

Bu şeylerden bahsetmemizin nedeni, İslam ümmetinin gerçek düşmanının sömürgeci kâfir Batı ülkeleri olduğunu anlamasını sağlamaktır. Çünkü Batılı ülkeler İslam dünyasında gerçek nüfuz sahibidir. Bazı bölgesel ülkelerde nüfuz belirtilerini görmek mümkündür. Batılı ülkeler, ülkemizdeki politika yapıcılarıdır. Müslümanların yöneticileri ise bu ülkelerin politikalarını uygulayan ellerindeki bir kukladır... Bu nedenle çalışma, Batı kuklası yöneticileri devirmek, bir Halifeye biat etmek ve Raşidi Hilafet Devleti altında İslami hükümleri uygulamak için ülkemizi sömürgeci kâfirlerin nüfuzundan kurtarmak üzerine odaklanmalıdır. Sadece mevcut yöneticilerin devrilmesi ölüm kalım davası olmamalıdır. Bu durumda Tunus ve Mısır’da yaptıkları gibi ya da Libya, Suriye, Sudan ve Cezayir’de yapmaya çalıştıkları gibi bir ajanı başka bir ajanla değiştirerek Müslümanları kandırılabilirler.

Devamını oku...

Ümmetin Minberi: Heyet Tahrir el Şam grubu zindanından serbest bırakılışından sonra Zuheyr Abdulrauf'a sıcak karşılama

Ümmetin Minberi: Heyet Tahrir el Şam grubu zindanından serbest bırakılışından sonra Zuheyr Abdulrauf'a sıcak karşılama

Pazar, 14 Ramazan 1440 H - 19 Mayıs 2019 M

Not: "Ümmetin Minberi" adlı kanal, bizim ümmet tarafından hazırlanan Hilafet kayıtları yayınlamaktadır. Bu kayıtlar Hizb-ut Tahrir veya başka resmi kaynaklar tarafından verilmemiştir. Aksine bunlar bizim İslami ümmet tarafından yapılan kayıtlardır ki biz bunları İslam ve Müslümanlar için sitemizde yayınlıyoruz

Devamını oku...

Verilen Bedeller Küfür Anayasası İçin Değildi

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Verilen Bedeller Küfür Anayasası İçin Değildi

Haber:

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden "Suriye'nin anayasasını yazacak komite konusunda anlaşmaya yakınız." açıklamasında bulundu. Çavuşoğlu bu açıklamayı Suriye Muhalefeti Yüksek Kurulu Başkanı Nasr Hariri'yle görüşmesinden sonra yaptı. 14.05.2019 ntv.com.tr

Yorum:

Bilindiği gibi daha önce rejim ve muhaliflerin listesi BM Suriye Özel Temsilcisi'ne sunulmuş ancak bağımsızlar listesi üzerinde bir türlü anlaşma sağlanamamıştı. Ayrıca komite başkanının kim olacağı, kararları nasıl alacağına dönük görüş ayrılıkları da sürüyordu. Fakat belli ki Çavuşoğlu’nun yaptığı son açıklama, bu hususta epey bir mesafe alındığını göstermekte.

Dokuz yıldır tüm küffar ve avanelerinin operasyon sahasına dönüştürdükleri Biladuş Şam beldesinde, kullanılmadık silah, katliam yapmaktan geri durulan vakit, zulmedilmedik hiçbir canlı kalmadı. Sonuçta yaklaşık 1 milyon Müslüman katledilirken, milyonlarca Müslüman mülteci durumuna düşürüldü. Müslümanlar için sefer, fetih ve zafer ayı olan Ramazan ayı, maalesef kâfirlerin Müslümanlara saldırı, zulüm ve cürümlerinin yoğunlaştığı aya dönüştü. Son günlerde Rusya ve rejimin milyonlarca Müslümanın sıkıştığı İdlib’e tekrar saldırması, sona doğru yaklaşılan anayasal hazırlık sürecine daha fazla etki etme isteklerini ortaya koymakta. Bununla birlikte amacın Müslümanların direncini daha bir kırarak masaya oturmalarını hızlandırmak olduğu söylenebilir.

Suriye Devrimi, 9 yıl boyunca zulmün her türlüsünü, her boyutuyla yaşadı.  Dost, kardeş görünen fakat küffarla iş tutan, onların karanlık odalarında hazırlanan kirli planları Müslümanlara kabul ettirmeye çalışan ikiyüzlülerin ihanetine ilk günden bu yana şahit oldu. Elbette bu ihanetler, yaşanan zulümlerden daha büyük yıkımlara yol açtı. Başta Türkiye ve S.Arabistan yöneticilerinin taşeronluk yaptığı süreç, devrimin en kritik anlarında yaptıkları hamlelerle rejime nasıl can suyu olduklarını göstermiştir.

Devrimin ölü doğması ve de rejimin korunması için ABD’nin kurduğu Cenevre masası ve bu masada alınan kararlar, ABD’nin piyonları eliyle bugün de eksiksiz bir şekilde icra edilmekte. Dün sahada Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtıyla verilen görevi eksiksiz icra eden Türkiye, bugün ABD adına yeni anayasa çalışmalarının koordinasyonunu yürütmekte. Müslümanların, 9 yıl önce batıl nizam, anayasa ve zalim Esed’in, ortadan kaldırılması için başlattıkları mücadele, çekilen eziyetler, verilen yüz binlerce şehit, küfür anayasa ve nizamlarının tekrar önlerine gelmesi için değildi.

Hele bunca katliamın tarafı olan zalim ve kâfirlerle oturularak gayri İslami anayasanın hazırlanacağı masa hiç değildir. Bu bedeller, kâfirlerin tasallutundan kurtulmak, küfür hüküm ve nizamların sonlanması, kukla yöneticilerin def edilip, İslam Nizamının hâkimiyeti için verildiği herkesin malumudur.

Müslüman kardeşlerimize yardım etmeyi aklına getirmeyen, getiremeyen, bunca zulüm ve katliama kör sağır kesilerek zalimlerin tarafında saf tutan başımızdaki yöneticiler, şimdi hem dünyada, hem de ahirette rüsvaylık olacak yeni anayasa yapma cüretiyle rezilliklerine yenisini eklemekteler. Bu ihanettir. Ve ihanet, bugün üstü örtülse de yarın mutlaka ortaya çıkar. Tıpkı 2015 yılında Rusya’nın ABD’nin isteğiyle Suriye’ye, rejimin ayakta kalması için girdiğinin bugünlerde itiraf edilmesi gibi.

ABD’nin isteklerini emir telakki eden sizler, Rabbinizin hitabını sırtınızın arkasına atmaktan çekinmediniz. Oysa rabbimiz;

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارٰٓى اَوْلِيَٓاءَۢ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Maide 51)

Eğer gerçekten bu hitaptaki tehdit anlaşılmış olsaydı bırakın o kâfirlerle dostluk ve iş yapmayı, onlarla aynı fotoğraf karesinde olmaktan dahi imtina edilirdi. Gerçekten azme değer bir iş yapmak istiyorsanız bu faziletli, bereketli, fetih ve zafer ayında ordularınızı rejim ve efendilerinin üzerine salar, silahlarınızı onlara çevirir, mazlum ve mustazafların yanında olduğunuzu göstermiş olursunuz. Böylece Allah’tan bir zafer gelinceye kadar hem Allah’ın, hem de Müslümanların düşmanlarıyla savaşırsınız. Nihayetinde hem küffarın kuklası olmaktan çıkar, hem de dünya ve ahirette izzet ve şerefe nail olmuş olursunuz. Buna, gücünüz ve imkânınız var, yeter ki cesaret ve kararlılığınız olsun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Ahmet SAPA

Devamını oku...

Asıl Terörist ve Hastalıklı Olan Müslümanlara Zulmeden Çin Yönetimidir

Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal ve beraberindeki heyet 16 Mayıs 2019 günü gerçekleştirdikleri Çin ziyareti kapsamında Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile bir toplantı düzenledi. Yapılan ortak açıklamada Vang Yi, “Türkiye’den Çin’in Doğu Türkistan’daki terörist oluşumlara karşı mücadelesini desteklemesini ve ülkelerimiz arasındaki genel stratejik işbirliği ortamını korumasını umuyoruz” derken, Bakan Yardımcısı Sedat Önal: “Türkiye’nin Çin’in milli birliğini ve terörist güçlerle savaşını desteklediğini, ayrıca Türkiye’nin Çin ile faydalı işbirliğini derinleştirmeye istekli olduklarını” ifade etti.

Çin’in Doğu Türkistan’a yönelik devam ettirdiği işgal ve Müslüman Uygur halkına yönelik başlattığı zulüm, soykırım ve tecrit politikaları sebebiyle topraklarını terk etmek zorunda kalan onbinlerce kişi muhacir olurken, kalanların payına ise sahipsizlik ve zulüm düştü. Doğru Türkistanlılar bir umut Türkiye’den sorunlarına çözüm bekleseler de görüyoruz ki hükümet Uygurlu Müslümanların haklarını savunma konusunda isteksiz ve samimiyetsizdir. Sedat Önal’ın yaptığı bu talihsiz açıklamalar daha önce hem Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun hem de dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın yaptığı benzer açıklamaları destekler niteliktedir. Zira onlar da Doğu Türkistan’a Çin toprağı, Müslüman Uygur halkına ise terörist diyecek kadar ileri gitmişlerdi. Demek ki, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy’un Uygur halkının yüreğine azıcık da olsa su serpen 9 Şubat 2019 tarihli açıklaması, seçim öncesi gözleri boyamaktan başka bir şey değilmiş!

Eğer hükümet bu konuda samimi olsaydı, işgalci Çin’in İstanbul Başkonsolosu Cui Wei’nin küstah açıklamalarına da en azından bir cevap verirdi. Başkonsolos Cui Wei katıldığı bir etkinlikte toplama kamplarına “eğitim merkezi”, kamplarda tutulan Müslümanlara ise “radikal teröristler” dedi. Hatta daha da ileri giderek toplama kamplarında tutulan Müslüman Uygurlar için: “Onların beyinleri hastalandı. Bu hastalığı tedavi etmek için o okulları kurduk” ifadelerini kullandı.

Doğu Türkistan meselesinde samimi davranmayan, ekonomik kaygı ve beklentiler ile Çin’e kompliman yapan, Çinli yöneticilerin küstah ve kibirli açıklamalarına sessiz kalan Türkiye yöneticilerine diyoruz ki; sizler Doğu Türkistan’ı Çin’in egemenliğine bıraksanız da, bizler bu toprakların İslam toprağı olduğunu haykırmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Görülen o ki Yahudi varlığının Filistin üzerindeki işgalini meşru gördüğünüz yetmezmiş gibi, şimdi de komünist Çin’in Doğu Türkistan’daki işgalini meşru görmekten hayâ etmiyorsunuz. Sizler Uygur halkını “terörist” ve “hastalıklı” kabul edenleri haklı ve meşru görseniz de, bizler asıl teröristin Çin devleti ve işbirlikçileri olduğunu ilan etmekten geri durmayacağız. Hakikat şudur ki asıl hastalıklı beyinler, Doğu Türkistan’ı Çin toprağı olarak görenlerdir! Asıl hastalıklı beyinler, orada kadim İslam toprağında Çin’in egemenliğini tanıyanlardır! Asıl hastalıklı beyinler, İslam’dan nasiplenmemiş olan Çinlilerdir! Doğu Türkistan’da Müslümanların zulüm görmediğini söyleyip yalan ve yanlış haberler yaparak Çin’e şirin görünenlerdir. Allah’ın izni ile Müslümanlar çok yakında bu hastalıklı beyinlerden Raşidi Hilafet Devleti’nin ikamesi ile kurtulacaktır. Muhakkak ki bu, Allah’a hiç de zor değildir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER