Perşembe, 14 Rajab 1440 | 2019/03/21
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ey Sömürgeciler Devrimimiz Henüz Bitmedi, Raşid-i Hilâfet Kurulana Kadar da Bitmeyecek!

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Ey Sömürgeciler Devrimimiz Henüz Bitmedi, Raşid-i Hilâfet Kurulana Kadar da Bitmeyecek!

İslami taleplerin dile getirildiği barışçıl gösterilerle başlayan devrim, katil Esad rejimi ve onu ayakta tutmaya çalışan sömürgeci efendilerinin, vahşi katliamları neticesinde bir milyona varan ölümlerle, tarumar edilmiş şehirleri anne ve babasız kalmış milyonlarca yetimleri ile 8. yılını geride bıraktı.
Hain ve işbirlikçilerin eliyle akamete uğratılmaya çalışılan Suriye devrimini ve muhlisleri tüm dünya yalnız bıraksa da biz asla yalnız bırakmadık bırakmayacağız!

H. Receb 1440 - M. Mart 2019

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Haftalık Bilgilendirme Toplantısı (19/03/2019)

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Türkiye Vilayeti: Haftalık Bilgilendirme Toplantısı (19/03/2019)

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar bu hafta Türkiye gündemini meşgul eden önemli konuları değerlendirdi.

► ÇANAKKALE ZAFERİ’NİN 104. YIL DÖNÜMÜ
Çanakkale Sadece Anma Törenleri İle Geçiştirilecek Bir Zafer Değildir.

► YENİ ZELANDA SALDIRISI
Failler Batılı Haçlı Devletler Ve O Devletlerin Terörist Yöneticileridir.

►AYASOFYA NE ZAMAN İBADETE AÇILACAK?
Ayasofya Ancak Hilâfet Devleti’nin Yeniden Kurulmasıyla Eski Haline Döner!

► KILIÇDAROĞLU’NUN YENİ ZELANDA AÇIKLAMASI
Kullanılan İfadeler Ancak Laik Zihniyet İle İzah Edilebilir!

► BATI’DAKİ İSLÂMOFOBİ
Batılılar İslam’dan Korkmuyorlar Bilakis İslâm’a Düşmanlık Besliyorlar!

H. 12 Receb 1440 El-Muvafık M. 19 Mart 2019

Devamını oku...

Cahilin Devleti Akil’in Medar-ı İbretidir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Cahilin Devleti Akil’in Medar-ı İbretidir

Haber:

"Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye ile katılım müzakerelerini resmen askıya alması" önerisinin yer aldığı rapor, 109'a karşı 370 oyla kabul edildi. 13.03.2019

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, paylaşımında, "Bizim açımızdan değersiz, hükümsüz ve itibarsız bir karar bu.

Vatandaşların 15 Temmuz'daki darbe girişimine karşı demokrasiyi korumak için her türlü bedeli ödediğini belirten Çelik, şunları kaydetti:

"Bu dünya tarihine geçecek emsalsiz bir duruştur. Bunu anlamaktan uzak AP'nin verdiği kararın zerre kadar itibarı yoktur. Biz demokrasi için bedel ödeyen bir milletiz. Demokrasimiz hak edilmiş bir demokrasidir. Bu uğurda Başbakan Menderes ve bakanlarımız şehit oldu. 15 Temmuz'daki darbe girişiminde şehitlerle ve gazilerle koruduk demokrasimizi. Demokrasimize notu tarih vermiştir, ödenen bedeller vermiştir. Irkçılara teslim olmuş AP'nin verdiği notun hiçbir hükmü yoktur. Salonlarında PKK sergileri açılan AP hangi yüzle demokrasimizi mahkûm etmeye kalkıyor. AP'ye sesleniyoruz. Bu raporu size aynen iade ediyoruz. 13.03.2019 AA

Yorum:

Hıristiyan kulübü olan AB’ye girmek için Türkiye’de iktidar olan her parti ve lider, her türlü tavizi vermek suretiyle altmış yıldır bu birliğe girme adına maalesef şekilden şekle girdi. Yöneticilerin siyasi basiretsizliklerinden, yüzlerini her daim batıya çevirmiş olmaları, izzetin tadından uzak, zilletin rezilliğine razı bir şekilde hala bu kapıda bekletilmeleri, onlara bir rahatsızlık vermemekte. Kendilerinden önce hükümet olan parti ve liderlere bakmayan, onlardan ders çıkarmayan bugünkü Türkiye yöneticileri, Hıristiyan kulübün sözcüleri tarafından aşağılanıp tahkir edilmelerine rağmen, hala bu zillet kapısından içeri girme umuduyla yaltaklık yapmaları siyasi düşüklüktür.

Altmış yıldır onlar istedi diye her türlü rezilliğin, arsızlığın kapısını sonuna kadar aralayanlar, Allah’a verecekleri hesabı unutup, bu rezillere verecekleri hesabı daha bir önemser oldular. Onların isteklerini emir telakki eden başımızdaki yöneticiler, Allah’ı gazaplandıracak, toplumu ifsat edecek, nesli bozacak, dini değersizleştirecek, ahlakı ayaklar altına alacak her türlü talebi kanunlaştırmak suretiyle uygulamaya koydular. Zinanın suç olmaktan çıkarılması yasası, kadın haklarına yönelik sapkın yasalar vb. sayısız uygulamalar bunların örnekleridir. Hal böyle olmasına rağmen Hıristiyan kulüp, hala amacına tam anlamıyla ulaşmamış olacak ki yeni taviz ve tehditlerle başımızdaki yöneticileri terbiye etmekte.

Her fırsatta halkın seçiminden, tercihinin öneminden bahseden mevcut yöneticiler, acaba neden bu kulübe dâhil olup olmama meselesini halka sorma gereği hissetmezler? Hissetmezler, çünkü Müslüman halk, yöneticilerin bu zillet içerisindeki halini asla yaşamak istemez. AK Parti Sözcüsü Çelik’in, kararı yok hükmünde olarak gördüğünü ifade etmesi, iki hafta sonra yapılacak yerel seçimlere yatırım olarak görülebilir. Eğer onlar sözlerinde doğru olmuş olsalardı defaatle kovuldukları bu kapıya her defasında dönmezlerdi. Bu, sadece seçim süreciyle sınırlı, kısa bir ara olarak görülebilir.

Öyle olmamış olsaydı onların kokuşmuş düzenleri olan demokrasiye methiyeler düzülmez, Müslüman halkın dini, namusu ve canı için karşı çıktığı darbe girişimini, demokrasi için yapıldığı iddiasında bulunma arsızlığı gösterilmezdi. Ve hatta o kâfirlerden rol çalarak, onlara demokrasi dersi vererek kendi demokrasilerinin kazanılmış, hak edilmiş olduğunu dillendirme şaşkınlığında bulunulmazdı.

Demokrasiyi, o kâfirlerden koruma hırsı sadece aklın hafifliği ile izah edilebilir ki “cahilin devleti akilin medar-ı ibretidir.” Yani bilgisiz insanların yüksek makam ve rütbelere ulaşması akıllılar için hayret ve ibret vericidir. Olması gereken onlardan gelen demokrasinin yok hükmünde olduğunu beyan edip, kokuşmuş düzenlerini tarihin çöplüğüne gömmektir. Yoksa bütün kötülüklerin çıktığı demokrasiyi temiz görüp çıkan rapora itiraz ederek yok hükmünde olduğunu iddia etmek, hala o kapıdan medet umulduğunun farklı bir ifadesidir. Unutulmamalı ki, “Allah’a isyan ederek bir işi gerçekleştirmeye çalışan kimse, umduğuna kavuşmaktan uzak, korktuğu şeyin başına gelmesine yakındır.” Gerçekten ibret alan, ders alan, aklını Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın koymuş olduğu şeriatı anlamaya, idrake ve bunun tatbikine yönlendirmiş olsalardı şu hüküm onlara kâfi gelir, onlardan yüz çevirirlerdi.

وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارٰى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ الَّذ۪ي جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ

Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmayacaklardır. De ki: "Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur". Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, ant olsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur. (Bakara 120)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Ahmet SAPA

Devamını oku...

Laik Elit, İngiltere’deki Bıçaklı Saldırının Arkasında Yatan Gerçek Sebepleri Ciddiyetle Ele Almayı Reddetti

İngiltere’de çok sayıda genç bıçaklı saldırı sonucu trajik şekilde hayatını kaybederken, İçişleri Bakanı vaziyeti kurtaran açıklamalar dışında farklı hiçbir şey söylemedi. Göreve gelir gelmez her İçişleri Bakanına suçun kaçınılmaz şekilde arttığını gösteren grafikler gösterilir ve Suç oranı artmaya devam edecek. Anlayacağınız Sayın İçişleri Bakanı, bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok.denilir.

İktidardaki İngiliz eliti, ülkedeki endemik suç oranını tedavi etmek için suçun asıl sebeplerini ele almak gerektiğini çok iyi biliyor. Ama bunu yapmak istemiyor. 2011’den 2017’ye kadar Londra Polis Teşkilatı Başkanı olan Lord Hogan-Howe, “Channel 4 raporlarına göre beş yıl boyunca bıçaklanan 16 yaş altı kişilerin sayısında yüzde 93’lük bir artışın “korkunç bir istatistik” olduğunu ve “bir şeylerin değişmesi gerektiğini” söyledi.

Ancak sadece aynı bizar çözümleri önerdi: daha fazla polis, daha fazla çevirme ve arama, projeler için ek para, daha fazla bıçak saldırısı affı vb. Silah taşıyan insanların davranışları ve değerlerinden ya da insanların yaşadığı çevreden ziyade daima silah üzerine odaklanılıyor. Politikacılar ve elitler, gençleri silah taşımaya ve kullanmaya iten koşulları, değerleri, umutsuzluk duygusunu, çete ve şiddet içerikli bir kültür tuzağını ele aldıklarında, başarısız bir gençlik yarattıkları için değil, aksine yaşamın güzelliğini tahrip eden yıkıcı ve bölücü değerlere teşvik ettikleri için bunun bumerang gibi kendilerine geri döneceğini çok iyi biliyorlar.

Birçok gencin İngiltere aidiyet duygusuna sahip olmaması şaşırtıcı değil. Özellikle de daha fazla çevirme ve aramanın pratikte daha fazla ırksal fişleme anlamına geldiğinde. Ya da “istenmeyen yabancı” mesajı, göç politikası karşıtı düşmanca bir ortamda açıkça dillendirildiğinde ve çifte vatandaşlığa sahip kişilerin vatandaşlıklarının iptalinden bahsedildiğinde.

Gerçek şu ki, gençler kendilerinin değerli, güvende ve başarılı olma fırsatına sahip olduklarını hissetmelidir. Ancak gençliğin durumunu anlamaya çalışma önerisi bile “kapüşonlu kucaklama” olarak nitelendirilen basında alay konusu oldu. Gençliği bir kenara itti, onlara sert ve ağır bir ceza verdi. Zengin elitlerin ve zengin bölgelerde yaşayan medya buzullarının bu duygusal ve sorumsuz tepkisi, çocuklarının mağdur olma olasılığının düşük olmasını hayal etmeleri, bugün çok gerekli olan özdüşünümden kaçınmak için kafalarını kuma gömdüklerini gösterir.

Gençlik, bencil egolara, iktidara, kontrol edilemez arzulara teşvik eden, diğer insanları değersizleştiren, maneviyattan yoksun, materyalist bir kültürle çepeçevre kuşatılmış olması gerekmez. Ancak bunlar liberal laik demokrasinin dayandığı değerlerdir. Gençlik, her gün milyonlarca insana zarar vermesine rağmen tek kaygısı zenginlik olan laik elite bırakılamayacak kadar değerlidir.

Bir yıldan daha kısa bir süre önce Hizb-ut Tahrir / Britanya olarak biz, giderek artan bu kendi kendine zarar veren eğilimin nedenleri hakkında şöyle bir yorumda bulunmuştuk:

İngiltere ve diğer laik devletleri etkisi altına alan şiddet suçları düzeyinin temel nedenini anlamak için laiklik, materyalist, liberal inanç ve bu toplumları tanımlayan değerler üzerine odaklanmak gerekir. Laiklik, dini ve Yaratıcıya hesap verme kavramını giderek daha fazla marjinalleştirdi, toplumlarda manevi bir boşluk yarattı. Bireyleri arzularını tatmin etmeye teşvik etti, arzuları doğru ve yanlışın ölçüsü olarak belirledi. Kapitalizmin zehirli meyvelerinden biri olan materyalizm, değer ve başarıyı mal ve zenginliklere göre ölçen bireyler üretti. hızlı zengin olkültürü yarattı, lüks yaşam arayışı ile meşgul etti. Sayısız soygunlara, soygunculuğa ve hatta parasal meselelerde cinayetlere neden oldu. Bu kavram aynı zamanda maddi çıkar, zenginlik ve iktidar çetelerinin ortaya çıkmasına ve birleşmesine zemin hazırladı. Şehirdeki belirli posta kutularına hâkim olmak, egemen olmak yüzünden gençlik grupları arasında çete savaşlarıyaşandı. İnsan yaşamının kutsallığı hiçe sayıldı. En ufak anlaşmazlık yaşandığında kişi saldırıya uğradı ya da öldürüldü. [1]

Müslümanlar olarak biz, İslami düşünceler ve İslami kuralların insanlık için daha iyi bir yaşam tarzı sunduğuna, suç salgınını kökten hallettiğine inanıyoruz.

İslam dini, insanlığı bu kaostan kurtarmak için indirilmiştir. Takva kavramı, Yaratıcıya hesap verme, O’nun kanun ve hükümlerine göre arzuları giderme, materyalizmi, liberalizmi ve cinsel özgürlükleri reddetme, asgari suç oranına rastlanan, ailenin bir anlamı olan, korunan toplumlar yaratır.

[1] http://www.hizb.org.uk/comment/the-rise-of-murders-on-british-streets-is-the-inevitable-fallout-of-secular-liberal-materialistic-culture/

Devamını oku...

İngilizlerin Husiler Karşıtı Açıklamaları ve Husilerin Verdiği Yanıt, Yemen’de Devam Etmekte Olan İngiliz-Amerikan Çatışma Gerçeğini Teyit Eder

Yemen savaşı sırasında Aden şehrini ziyaret eden ilk dışişleri bakanı olan İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, İran destekli Husi milislerce Yemen’deki bölgelerin kontrolünü “işgal” olarak nitelendirdi. Söylemleri eylemlere dönüşmezse “Stockholm Anlaşması ölebilir” diye de uyardı. Hunt, Sky News Arabia’ya yaptığı açıklamada, Husilerin Yemen işgali yasadışıdır. Şimdi ulusal birlik hükümetine dönmemiz gerekiyor.şeklinde konuştu. İngiliz bakan, “Kalıcı barış istiyorlarsa” Husi milislere Lübnan’daki İran partisi milisleriyle ilişkilerini kesme çağrısında bulundu. Bakan, Hizbullahın Ortadoğunun birçok bölgesindeki uygulamaları hakkında endişelerimiz var.dedi. Sözlerini eyleme dönüştürmezlerse tekrar savaşın patlak vereceğikonusunda uyarıdan bulunan Hunt, Stockholm barışı sürecinde başarı için son bir şansımız var. Eğer taraflar Stockholm’daki taahhütlerine bağlı kalmazsa, süreç birkaç hafta içinde ölebilir.” ifadelerini kullandı. İngiliz bakan, Stockholm Anlaşması’nın üzerinden 80’den fazla gün geçmiş olmasına rağmen “Husi milisleri El Hudeydeden tahliye edemediklerini” söyledi.

İngiltere’nin Yemen Büyükelçisi Michael Aaron ise Yemendeki İran nüfuzu veya etkisi sona ermeden savaşı bitirecek siyasi çözümden bahsedilemeyeceğinibelirtti ve İngiltere’nin Yemen’deki en önemli hedefinin bu olduğunu vurguladı. Büyükelçi Aaron, “Riyad” gazetesinde yayınlanan röportajında şunları söyledi: İngilterenin Hizbullahı terör örgütleri listesine alması, Hizbullahın Husi milisleri silahlandırması ve desteklemesinden bağımsız değil. Hizbullah’ın eğitimi ve İranın desteği sayesinde Husi milisler şimdi çok daha tehlikeli bir hale geldiler.

Husilerin El Hudeyde Anlaşmasına olan sadakati ve milislerin dörtlü komisyona ilişkin tutumları konusunda büyükelçi, Husileri anlaşmaya uymaya zorlayabileceğimiz konusunda iyimseriz. Bölgenin güvenliği, istikrarı, Husiler ve diğerlerinin İran nüfuzundan arındırılması konusunda taviz vermeyeceğiz. Husileri El Hudeyde’de varılan anlaşmaya uymaya zorlamaya devam edeceğiz ve önümüzdeki haftalarda bunun olmasını bekliyoruz. Husi milisler anlaşmayı ihlal ederse, bunun uluslararası yanıtı ve müdahalesi olacaktır. Milislerin eylemlerini artık yakından takip ediyoruz. Hilekârlık yapılmasına izin vermeyeceğiz. Önerilerimiz konusunda netiz.dedi.

İngiliz yetkililerin bu açıklamaları, Yemen yönetimine ortak ederek Husileri kurtarmaya çalışan Amerika destekli Husilerin tepkilerine yol açtı. Husilerin müzakere heyeti başkanı Muhammed Abdul Selam, Facebook sayfasından yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması ne El Hudeyde limanında ne de başka bir yerde tarafsız kesimlerin varlığına hiçbir şekilde atıfta bulunmuyor.dedi. Abdus Selam Anlaşma özellikle yeniden konuşlandırma konusunda bütün tarafların adım atmasını öngörüyor. Tek taraflı yeniden konuşlandırma talebi, yalnızca tarafgirlik değil, aynı zamanda yalan, aldatma ve açık bir anlaşmada demagoji yapmaktır.şeklinde konuştu. Husilerin resmi sözcüsü, Karşı tarafın ve arkasındakilerinin bahanelerini sona erdirmek için Birleşmiş Milletler’in El Hudeyde limanındaki denetleyici rolünü kabul ediyoruz. Ancak limanın saldırgan tarafa teslim edilmesine, insani, küresel ve politik geleneklerde diyalog ya da tartışma denmez. Karşı tarafa devredilmiş olsaydı, Birleşmiş Milletlere gerek olmazdı.ifadelerini kullandı. Husilerin İngiltere’nin arabuluculuğu ile ilgilenmediğini belirten Muhammed Abdus Selam, Görünüşe göre Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths Birleşmiş Milletler özel temsilcisi değil, İngiltere özel temsilcisidir. İngiltere’yi temsil ediyor. Özellikle de İngiliz Dışişleri Bakanlığının amaçlarını ve anlaşmanın engellenmesiyle uyumlu tutumlarını net bir şekilde açıkladıktan sonradedi. Sözcü, tek taraflı bile olsa Husilerin, gözlem gurubu başkanı Michael Lollisgaard ile varılan yeniden konuşlandırma planının ilk aşamasını uygulamaya hazır olduğunu yineledi. Abdus Selam, “Karşı tarafın yerel güçler üzerinde anlaşmaya varması gerektiği iddiasının, yerel otorite veya güç üzerinde anlaşma öngörmeyen İsveç Anlaşmasına aykırı olduğu ileri sürdü. Ve Buna rağmen ilk adımı atmaya hazır olduğumuzu söyledik, çünkü bunlar, limanın işletilmesine, yardımların girişine, tıkanıklığın giderilmesine, anlaşmada ilerleme sağlanmasına yardımcı olan insancıl adımlardır. Bu nedenle gerekirse anlaşmanın detayı veya yorumunu tartışmakta tereddüt etmeyiz.dedi.

Hizb-ut Tahrir, Yemen’deki çatışma gerçeğini defalarca ifşa etmiş ve bunun bir İngiliz-Amerikan nüfuz ve servet çatışması olduğunu açıklamıştır. İngiltere Dışişleri Bakanı ve Husilerin İsveç heyeti başkanı Muhammed Abdus Selam’ın yaptığı açıklamalar, Yemen’deki çatışmanın yerel araçlarla uluslararası bir çatışma olduğu gerçeğini kanıtlar. Amerika, çıkarlarına erişmek için Husileri desteklerken ve iktidara ortak etmeye çalışırken, öte yandan ajanı Selman ve oğlu Muhammed’e Yemen dâhil olmak üzere bölgede bir rol vermek için İran’ın bölgedeki, özellikle Yemen’deki rolünü sınırlandırmak istiyor. Amerika, iktidara ortak etme karşılığında Husileri İran yerine Suudi Arabistan’ın kafalamasını istiyor. Bu nedenle İngiltere, ABD’nin İran ve partilerine yönelik politikasını istismar ederek, İran-Lübnan partisini terörist parti olarak nitelendirdi. Yemen’de Husileri ifşa eden İngiltere, uluslararası toplum karşısında ayıplarını açığa vuruyor. BAE ve Hadi güçleri aracılığıyla El Hudeyde’de son darbeyi vurmaya hazırlanıyor. İngiltere, El Hudeyde anlaşmasını engelleyenlerin ve oradan çekilmeyi reddedenlerin Husiler olduğunu açıkça belirtti. Hizb-ut Tahrir, daha önceki bildirilerinde Husileri kurtarmak için Amerika’nın Yemen savaşını durdurma konusunda ciddi olduğunu, İsveç Anlaşmasını imzalamak için baskı yaptığını söylemişti. Buna karşılık İngiltere, çekilmenin keyfiyeti, Husi milislerin çekilmesinden sonra El Hudeyde ve limanlarının hangi güçlerin kontrolünde olacağı konusunda anlaşmayı müzakere etmeye çalışıyor. Çünkü Stockholm Anlaşması’nın metni belirsizdir ve El Hudeyde kenti ve limanlarının güvenliğini yönetme hakkını Yemen yasası uyarınca yerel güçlere veriyor.

Ey Yemen halkı, iman ve hikmet halkı! İşte Hizb-ut Tahrir size ülkenizdeki çatışma gerçeğini ve çatışan tarafları açıklıkla ifşa etmiştir. Sizi dünya ve ahirette izzete çağırıyor. Hadi sömürgeci kâfirlerin ülkenizdeki nüfuzunu kurutun, aranızda ve hayat sahasında Allah’ın Şeriatını hâkim kılmak ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletini kurmak için çalışın. İslami yönetiminden uzaklaşmanız ve onlarca yıldır küfür sistemlerinin uygulanması sonucu yaşadığınız sefalet ve bedbahtlıktan ancak Hilafetle kurtulabilirsiniz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْEy iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûl’üne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Shamima Vakası, Laik Demokrasinin Adaletsizliğinin Göstergesidir

İngiliz hükümeti, Shamima Begum’un vatandaşlığını iptal etti. Bu karar, insanların işlerini adalet ve insanlıkla güdemeyen laik demokrasinin kesin başarısızlığını ortaya koyuyor. Fikri iflas içerisindeki laik elitin, toplumun pek çok karmaşık sorununu nasıl çözeceğine ilişkin hiçbir düşüncesi yok. İnançları, değerleri ve politikalarını derinlemesine sorgulamaktan inatla kaçınıyorlar. Bu yüzden bazı bakanlar, yasadışı olarak kabul ettikleri duygusuz ve kaba taktikleri benimsemişlerdir.

Ana akım medya, yabancı düşmanlığını, hoşgörüsüzlüğü ve ırkçı atmosferi kullanarak etrafa iftira ve dezenformasyon saçıyor, kamuoyunu kandırıyor. Medya, İslam ve Müslümanlara karşı irrasyonel zehirlerini kusma konusunda kindar Henry Jackson Topluluğu üyelerine sınırsız erişim sağladı. Ancak bugün çok az kişi, ilk etapta bu yıkımı yaratan İngiltere’nin yurtiçi ve yurtdışında nasıl bu kadar başarısız olduğunu sorguluyor. İngiltere’nin sömürge tarihi ve mevcut politikalarının dünya çapında pek çok düşman yarattığını kabul etmek ve açıkça tartışmak yerine hükümet ve medya çaresizce şu üç taktiğe başvurdu.

- Toplumda itibarsız marjinal şahsiyetleri kullanarak İslam’ın seküler versiyonunun reklamını yapmak için başarısız girişimlerde bulundu.

- Sivillere yanlışlıkla saldıran gruplara medyada sınırsız yer verdi. Eylemlerini İslami ve cihadi eylemler olarak niteledi.

- İslam’ı ve Müslümanları damgalayıp yaftaladı, bu nedenle cihadın şeri anlamını netleştirebilecek birçok imam ve vaiz, hoşgörüsüz, aşırılık yanlısı veya daha kötüsüyle yaftalanma korkusuyla etkili bir şekilde susturuldu.

Bu yüzden bazı haklarından mahrum ve kafası karışık gençlerin İngiliz medyasının reklamını yaptığı aynı milislerin cazibesine kapılması pek de şaşırtıcı değil. İngiliz hükümeti ve medyanın idealine uymayan birileri daha iyi bir yaşam bulma inancıyla İngiltere’den neden ayrılmak ister ki? Akıllı bir insan, hükümetin yurtiçinde “düşmanca bir ortam” yarattığını bilir. Milyonlarca insan yerleşik düzenden kopuk yaşıyor. Bangladeş vatandaşlığı ile bağlantısı olduğu şüphesiyle Shamima’nın pasaportunu iptal eden hükümet, yabancıların ülkede “istenmediklerinin” mesajını vermek istiyor.

Mevcut durumun nedenleri konusunda oynadığı rol bir yana Begüm’ün vatandaşlığını iptal etme kararı hükümetin ikiyüzlülüğünü gösteriyor. Adalet, suçlanan kişileri cezalandırmadan önce yargılanmalarını gerektirir. Oysa bu davada hâkime hiçbir delil sunulmadı ve suçunun ne olduğuna dair net bir tanımlama yok. Yargılama süreci olmadı, bu yüzden Begum’u mahkûm etmelerinin tek kriteri, tutumuna ilişkin medyada yer alan kasıtlı haberlerdir.

İngiltere’de Hitler’e sempati duyan insanlar var ama vatandaşlıkları iptal edilmiş değil. Nazilerle işbirliği yapmakla suçlanan İngiliz vatandaşları bile 54 milyon insanı öldüren bir savaşın ardından İngiltere’de yargılandılar. Bu, failin tam “İngiliz vatandaşı” olmadığı iddiasıyla adalet sisteminin temel ilkelerinin askıya alınabileceğini göstermektedir. Shamima’nın İngiltere’ye dönüşünü yasaklama İngiliz hükümeti ve medyanın kalbindeki bağnazlığı gösteriyor. İslam ve Müslümanlardan duydukları nefret, geçmişte sahip olabilecekleri her türlü tezahürden daha ağır basıyor.

İngiltere’deki Müslümanlar açık olmalı ve Shamima Begüm’ün yaptığı tek işin, yeni bir ülke için İngiltere’yi terk etmek olduğunu söylemelidirler. Bu nedenle suç işlediğine dair bir kanıt olmadan nasıl biri suçlu ilan edilebilir, bırakın sürgün edilmeyi?

Dahası bu üzücü duruma son vermek için hiç kimse yurtdışında kaos, yurtiçinde bölünme yaratan İngiliz hükümetinin yıpratıcı politikalarına karşı konuşması ya da İslami sistemi insanlık için gerçek bir alternatif olarak önermesi nedeniyle yaftalanmamalıdır. Bu davada bariz ikiyüzlülüğü açığa çıkarmalıyız. Tartışmanın asıl sebepleri üzerine yani çarpık laik ideoloji üzerine odaklanmalıyız. Laik ideolojinin hegemonyaya dayalı sömürgeci dış politikası, özellikle de sıradan vatandaşların refahını ihmal ediyor. Ve insanları temel akidesine ikna edip uyumlu hale getirememesi, toplumun bütün kesimlerinin haklarından mahrum edilmesine yol açar.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلَّا تَعْدِلُوا اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ  “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” [Maide 8]

Devamını oku...

Müslüman Ebeveynler ve Diğerleri Çarpık Liberal İdeolojiye Direniyor

Bir kez daha ultra liberal gündem, alayvari bir üslupla çocukların seksüalize edilmesine teşvik etti. Yıllar boyunca ultra liberal gündem birçok maske taktı ve bugün cinsiyetleri ve cinsellikleriyle ilgili kafası karışık olanları, toplumun iyiliği için değil, duyguların temelini oluşturan çelişkilere değinmekten kaçınmak için istismar ediyor.

Hoşgörüsüz olarak yaftalanma korkusuyla sessiz kalan ebeveynler, artık yeter diyorlar. Küçük çocuklarımız, sözde bilim ve beyin yıkama bahanelerine daha ne kadar katlanmak zorunda? Zengin elitler ve yakınlarının liberal değerleri, her gün toplumun dokusunu tahrip ediyor. İnsanların sefaleti ve mutsuzluğundan yararlanan sorumsuz liberal aşırılık yanlıları, daha ne zamana kadar aile yapısının ihmaline teşvik edecek?

Medya organları, aşırılık yanlılarının kaprisli propagandalarını savunmak, umutsuz ve çarpık hedeflerine ulaşmak, skandallarını örtbas etmek için bir sürü yalan, iftira ve manipülasyon yoluyla aile yapısını tahrip ediyor.

Hizb-ut Tahrir / Britanya, “açık görüşlülük” adıyla çocuklarının cinsel beyin yıkama öğretisine direnen ailelerin cesaretini kutluyor. Dahası biz, medyanın soylu İslam davası hakkında yaymak istediği ikiyüzlü yalanları deşifre ediyoruz. 16 Şubat Cumartesi günü The Times gazetesi, içeriğini tam olarak bilmesine rağmen Hizbin dağıttığı bildiriyi kasten mecrasından saptırdı. İngiltere’deki tüm Müslümanları ve gerçekle ilgilenen diğer vatandaşları, liberal demokrasinin halkın işlerini gütme konusundaki başarısızlığını örtbas etmek için medyanın servis ettiği yalanları ifşa etmeye çağırıyoruz.

The Times gazetesi şöyle yazdı: “Dün ülke genelinde camilerde bildiri dağıtıldı. Bildiride çocuklara açık fikirli olmayı öğretmenin “bir çocuğa silah vermek” kadar tehlikeli olduğu belirtildi.” Oysa bildiri şöyle diyordu Çocuklara hem özgürcinsel varlıklar olmaları öğretiliyor hem de kendilerine veya başkalarına zarar vermemeleri söyleniyor. Bu, çocuğa silah verip “kimseye zarar verme”, “kendini kontrol et”, “sorumlu ol” demek ve sonra da sonuçlarını görmezden gelmek gibi bir şey! Hiperseksüelleşmiş ilişkilere, başkalarına karşı tutumlara, biyolojik normlardan sapmalara ve deneylere teşvik edilmesi, başkalarına karşı sağlıksız tutumları güçlendirir, toplumda çelişkiler ve işlevsiz davranışlar yaratır.

Bizimkisi, “özgürlük” sloganıyla gençlerin beyin yıkama operasyonuna maruz kalmasına entelektüel bir itirazdır. Özgürlük, kaçınılmaz olarak tüm toplumun katlanmak zorunda kaldığı bir sorumsuzluğa yol açar.

Gençlerin aşırı seksüalize edilmesine karşı itirazımız, laik liberal düşüncenin gerçek temeline karşı kuru duygusal bir tepki değildir. Aksine arzularını kontrol etmede insanlara rehberlik eden, vahşice yaşamalarına izin vermeyen Yaratana rasyonel inanca dayalı mantıklı bir cevaptır.

LGBT hareketinin trans kısmı, en makul insanlar için çok uzak bir adımdır. Onları özgürlük ve hoşgörü sloganlarının temelini sorgulamaya itiyor. Kişisel kazanç elde etmek için zayıflardan yararlanmaya çalışan alaycı motivasyonu ifşa ediyor.

Yüzyıllarca Müslümanlar, İngiliz sömürge sınıfının böl ve yut taktiklerine tanık olmuşlardır. Bu nedenle İngiltere’deki Müslümanlar, hoşgörüsüzlük ve aşırılık yaftalarıyla bizi bölmeye çalışan sahtekâr kampanyanın farkındadır ve bu kampanyayı ifşa etmeye hazırdır. Topluluğumuzdaki imamları, şahsiyetleri, camileri ve okulları karalamak için kullanılan eski bitkin taktikler bizi artık bölemez.

Liberal fikirler ve kaprisler, inceleme veya sağlam bir tartışma temeline dayanmaz. Bunu herkes biliyor. Bu nedenle ateşli fanatiklerinin nobranlığına ihtiyacı var. Ancak Müslüman topluluk köşeye sıkıştırılamayacaktır.

Değerlerimizle çelişmeyen bir inanca sahibiz. İslam’da çocuklara sevgi, şefkat ve merhametle yaklaşılır. Çocuklar, mottosu “Cinsellik satar” olan ve bunu dört yaş altındaki çocuklara yaymakta hiçbir beis görmeyen güçlü pazarlama lobisinin alayvari bir üslubu ile seksüalize edilemezler.

Müslümanlar için kadın onurdur. #MeToo kampanyasında olduğu gibi bencil erkeklerin elinde saygın bir oyun objesi olamaz. İslam’da aile biriminin rolü, üremedir. Hem baba hem de anne çocukları ile birlikte yaşarlar ve onlara rehberlik ederler. Toplumun hızla çökmekte olduğunu görmeyen ya da umursamayan ateşli liberalistlerin aykırı seslerine rağmen aile toplum inşa etmenin sağlıklı ve doğal bir temelidir.

Hepsinden önemlisi Müslümanlar, hakkın yanında yer almalı, ne pahasına olursa olsun yolsuzluk hakkında konuşmalıdır. Liberal kapitalist toplumlar, yolsuzluk ve çaresizlikle karşı karşıya olduklarını kanıtladılar. Oysa Müslümanlar bunların çözümüne sahiptir.

İslam, dünyadaki mazlum halk kitlelerinin haykırdığı bir alternatiftir. İslam’ın ve Müslümanların kasıtlı şeytanlaştırılmasını ifşa etmek, Müslümanların görev ve sorumluluğundadır. Bu karalama insanlık üzerinde yaratacağı korkunç sonuçlara bakmayan sorumsuz siyasi elitin bencil çıkarına hizmet etmektedir.

Devamını oku...

Rusya Müftüsü: Nüfusun %30'u Müslüman Olacak

HABER-YORUM

(Tercüme)

Rusya Müftüsü: Nüfusun %30'u Müslüman Olacak

HABER:

Rusya’da Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynutdin’in son zamanlarda Rusya Parlamentosunca düzenlenen “Rusya’da İslam Tarihi: Ulusal birliktelik gelenekleri” konulu bilimsel konferansta şunları söyledi: “Rusya'da Müslümanların sayısı önümüzdeki gelecek yıllar içinde artacaktır. Uzmanların tahminlerine göre,  bundan 15 yıl sonra, Rus nüfusunun yaklaşık %30'unu Müslümanlar oluşturacaktır.” Bu tür öngörüler genellikle pratik olarak onaylanır. Örneğin, 2018'de Kurban Bayramı hakkında, resmi bilgilere göre yalnızca Moskova bölgesinde bayram namazına 320.000'den fazla Müslüman katılmıştır ve bu kayıtlar yıllık olarak güncellenmektedir. Bu istatistiklerin neden belirtildiğini açıklayanGaynutdin: “Başkan Putin’in sözlerini kullanarak, uzun süredir stratejik hedefler belirlendi, ancak bu birikim için zaman kalmadı. Rusya'nın en büyük şehirlerinde kültürel ve eğitim altyapısına karşılık onlarca yeni camiye ihtiyacımız var. Müslüman din adamları grubunun oluşturulması ve özellikle varoşlarda olmayan mevcut dini merkezleri güçlendirmek ve aynı zamanda başkentler, akademik bilimin ana merkezlerine yakın olması gerekir.” dedi.

YORUM:

Resmi bilgilere göre Rusya’da, 20 milyondan fazla Müslüman yaşamaktadır. Bu oran ülkenin toplam nüfusunun yaklaşık %15’ine tekâbül etmektedir. Bu, Volga bölgesi, Urallar, Sibirya ve Kafkasya’nın 16. yüzyılın ortasından beri işgal ettiği Müslüman bölgelerini içerir. Orta Asya'dan gelen göçmen işçilerle dolu Rus bölgeleri, Rus halkının neslinin tükenme süreci ve Müslüman halkların yaşadığı kalıcı demografik patlamalar göz önüne alındığında, müftüler tarafından belirtilen rakamların elbette belli ölçüde gerçekçi payı vardır.

Tabii ki, Müslümanların gayrimüslimlere oranla sayısındaki artış, Müslümanlar adına gurur verebilir. Fakat dedikleri gibi Müslümanların sayısının artışı olumlu yönde olduğu gerçek mi? Özellikle Kremlin bu durum karşısında seyirci kalmamakta bilakis sömürdüğü Müslüman ümmeti İslam’a değil de Rusya’ya sadık olmalarını sağlamak için büyük çaba sarf etmektedir. Ne yazık ki, müftü Gaynutdin sayesinde, Rusya'nın çabaları başarılı olmuştur. Rusya'nın son 20 yılda, Müslümanların siyasi ve dini uyanıklığı ciddi şekilde hasar gördü. Kremlin'e Büyük Müftü Gaynutdin’in vaat ettiği gibi, sömürgeciliğe hizmet edecek 40 milyon Müslüman’dan daha iyi bir şey olur mu?

Müftü Gaynutdin, hiç tereddüt etmeden, sayıları artan Müslümanların Rus çıkarlarına daha iyi hizmet etmelerini sağlamak için sömürgeciden finansman sağlamasını talep ediyor. Ayrıca baş müftü bu düşüncede yalnız değil, hemen hemen bütün Rus müftüleri ve dini örgütleri aynı faaliyette bulunuyor.

Aslında Müslümanların Rusya'da Dırar camilerine ve Rus yanlısı fasid imamlara ve sahte din öğreten dini okullara muhtaç olmadıklarını bilmeleri gerekir. Bugün Volga, Urallar, Sibirya ve Kafkaslar bölgesindeki Müslümanların, atalarının taşıdıkları ve dinlerinin kendilerine yüklediği uyanıklığa ve sahip oldukları misyonun bilincine ihtiyaçları vardır.

Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya hamd ederek, bütün bu alanlarda Müslümanların, dini ve İslami kimliği canlandırmaya meyilli olduklarını görüyoruz. Rusya’daki Müslümanların kaderi hakkındaki tartışmalar en sık olanıdır. Müslüman halka Rus sömürgesi konusunda uyanıklığı artırma ve Müslümanları birleştirmenin önemine dikkat çekmek mümkündür. Bu yüzden bugün Rusya'daki bütün samimi İslam davetçileri, dava taşıyıcıları, ilim ve bilim insanları tarafından odaklanılması gereken bir süreçtir. Sonuçta, bu bölgedeki Müslümanların İslam tarihinde ve ümmetin belirleyici olduğu bir anda yapması gereken rol ve takınılması gereken tavır çok önemli olacaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâşöyle buyurmaktadır: 

﴿وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً﴾ “Artık kıyamet gününde Allah aranızda hükmedecek ve kâfirlere, müminler aleyhinde asla yol vermeyecektir.” (Nisâ 141)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Muhammed Mansur

Devamını oku...

Bu, Katil Bir Rejimdir, Ortadan Kaldırılmalıdır

9 Mart 2019’da Sağlık Bakanlığı, kadın hastalıkları ve neonatoloji merkezinde 11 çocuğun hayatını kaybettiğini açıkladı. Başbakan soruşturma açılmasına izin verdi. Sağlık bakanı istifa etti ve Kayed El Sibsi Ulusal Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırdı. Siyasiler ve yetkililer, kaygılı ve endişeli art arda açıklamalar yaptılar. Sanki katliamın nedenlerini bilmiyorlarmış gibi ya da olay kazara olmuş gibi soruşturma başlatılması ve gerçeğin açığa çıkarılması çağrısında bulundular!

Sağlık sektöründe yaşanan krizleri, yapılan ihmal ve israfı herkes bilmiyor mu? “Saadet” çağında bile tıbbi hatalara bolca rastlamak mümkündür. İlaç yetersizliği ile ilgili haberlerden bihaberler mi? Sonra hastanelerin bütçesini kim belirliyor? Kim onaylıyor? Uzman doktor eksikliğinin hatta ülke dışına kaçmalarının sebebi ne? Sağlık sektöründeki atamalar kimler ve kimlerin emriyle iptal edildi? Sağlık ve tıp sektöründe ciddi eleman yetersizliği yaşanıyor... Hastanelerde karşılaşılan trajediler sürekli tekrarlanmıyor mu? Uzman doktor eksikliği nedeniyle Kasserine ve Sidi Bouzid’deki hastanelerde hamile kadınlar hayatını kaybetmedi mi? Klinik haftada sadece bir gün açık olduğu için Raniya çocuk Ayn Derahim kırsalında yaşamını yitirmedi mi? Trajediler ve masum canların hayatına kıyan katliamlar, halkı ve ülkeyi kurtaracağını iddia ettikleri bu politikaları ifşa etmedi mi?

Ey ez- Zeytune ülkesi Müslümanları! Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti olarak biz, çocuklarını kaybeden halkımıza başsağlığı dileklerimizi sunuyoruz. Rejimin zulüm ve suçlarından beriyiz. Tunus halkını da rejimin bu skandallarından beri olduklarını açıklamaya çağırıyor ve diyoruz ki:

- Katil bellidir. Belirsiz değil. Çocukların hayatını kaybetmesinin nedeni, sömürgecinin dayattığı rejim ve halkın temsilcileri olduğunu iddia eden parlamentonun onadığı Uluslararası Para Fonu ve Avrupa Birliği’nin kapitalist politikalarını uygulamak için demokrasi gediğinden sızan sömürgeci hizmetkârlarıdır. Sağlık sektöründeki manda kapısını kapatın. Onlar ki binlerce doktorun göç etmesine sessiz kaldılar, Uluslararası Para Fonu’nun emirlerine uydular, yürürlükten kaldırılmasının bir hazırlığı olarak sübvansiyon bütçesini düşürdüler. Sübvansiyonun düşürülmesi, sağlık harcamalarında kısıtlamaya gidilmesi anlamına gelir. Buna bağlı olarak insanlar ilaç arayışı içerisine girecek, hastane bütçeleri en temel bakım gereksinimlerini bile sağlayamayacaktır.

- Bu olay, ister iktidarda isterse muhalefette olsun, bütün siyasilerin teşvik ettiği politikaların çirkinliğini ortaya koyuyor.

- Egemen sınıfın arkasında olduğu bu vahşet, sömürgeci vesayet sistemlerine karşı devrim yapan Tunus halkını cezalandırmak için üstüne çullanan sömürgeciyi ifşa ediyor. Bu sömürgeci, Tunus halkını cezalandırıyor. Devrimin maliyetini artırıyor, saygınlık ve güç uğruna ağır bedel ödemelerini istiyor. Dahası zalim ve nobran rejim, evlatlarımızı öldürülüyor.

“Çocuklarımızın katilleri, ülkemizin hırsızları” söylemiyle hakikatleri dile getirdiniz. Belirgin bir farkındalık gösterdiniz. Sömürgeci ve hizmetkârları ile ülkede yaşanan felaketler ve suçlar arasında link kurdunuz. Biliyorsunuz, bu katliamın tedavisi, hemşire veya doktoru cezalandırmak değil. Bakanın istifası ya da hükümetin değişmesi veya seçim günü iktidar partisini cezalandırmak, diğer felaketleri engellemeyecek ve bu rejimin suçlarını durduramayacak.

Bu felaketleri önlemenin yolu, bu rejimleri ve onları yürütenleri ortadan kaldırmaktır. Çünkü onlar, ülkemizi soyma, çocuklarımızı öldürme konusunda sömürgeci enstrümanıdırlar. Bu suçlar, gerçek bir devlet kurulana kadar durmayacaktır. O devlet, âlemlerin Rabbinin kulları için seçip beğendiği rahmet dini olan yüce İslam’ı uygulayacaktır.

Bu nasıl olacak sorusuna gelince, yanıtı bellidir, Allah’ın Kitabında ve asil Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in siretinde mesturdur. Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, yönetimi teslim edip biat edene kadar güç ve kuvvet ehline hitapta bulundu. Ensar liderleri, itaat etmek ve işitmek üzere Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e biat etti. Ardından Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine’ye hicret etti ve ilk İslam Devletini kurdu.

Günümüze gelince, ülkemizdeki güç ve kuvvet ehli Müslümanlardır. Bu yüzden onlara diyoruz ki: Asil ve onurlu halk üzerine suçların yağmur gibi yağdığını gördüğünüz halde daha ne bekliyorsunuz? Bu rejimin oğullarımızı öldürdüğünü, ülkeyi ve servetini sömürgeci kâfire teslim ettiğini ve dine meydan okuduğunu görmüyor musunuz? Damarlarınızda akan kan daha kaynamıyor mu? Bu halkın koruyucusu olmak için Allah’a en ağır yeminler ettiniz. O halde daha ne bekliyorsunuz? Bu halkın katillerinin bekçiliğini mi yapıyorsunuz? Rabbinize dönmenizin, ailenizin, ülkenizin ve dininizin safında yer almanızın zamanı gelmedi mi? Arkanızda yiğitler var. Halk da arkanızda duruyor. Aziz Rabbiniz size yardım edecektir. Dünya ve ahiretin görkemine sahip olacaksınız. Gökyüzü ve yeryüzü kadar geniş cennete özlem duymuyor musunuz? İhsanla takip ettiğiniz Ensar gibi olmaktan hoşlanmıyor musunuz? Rabbinizin sizden razı olmasını istemiyor musunuz? Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ İslâmı ilk önce kabul eden muhacirler ve Ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da Ondan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” [Tevbe 100]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER