Çarşamba, 24 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/11/04
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, Yerel Yönetim ve Ulusal Kongre’nin Önde Gelen İsimlerinden Şeyh Abdürrahim İsa ile Görüştü

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezî Temas Komitesi Başkanı Üstat Nasır Rıza başkanlığındaki bir heyet, beraberinde Merkezî Temas Komitesi üyesi Üstat Abdullah Hüseyin ve Hizb-ut Tahrir Üyesi Mühendis Avad el-Hadi ile birlikte, H. 9 Rebiyülahir 1448, M. 21 Eylül 2026 Pazartesi günü, yerel yönetimin ve İslami Hareket’in önde gelen isimlerinden, eski milletvekili Şeyh Abdürrahim İsa ile Umdurman’ın Medinetü’n-Nil bölgesindeki evinde bir araya geldi.

Görüşmede, sömürgeci güçlerin, özellikle de Amerika’nın İslam beldelerine yönelik planları; bu beldelerin yeniden bölünmesi ve parçalanması meselesi, bilhassa Sudan özelinde ele alındı. Amerika'nın bu plan doğrultusunda hızlı adımlarla ilerlediği; bu planın Güney Sudan’ın ayrılmasıyla başladığı, bugün ise Darfur’un ayrılması için çalışmaların sürdüğü ifade edildi. Planın kabilelerin silahlandırılması, kabile temelli milislerin kurulması, ülkedeki durumun daha da alevlendirilmesi ve ırkçı ve kabileci taassupların körüklenmesi yoluyla hayata geçirilmeye çalışıldığı belirtildi.

Bu nedenle yapılması gerekenin, Batı’nın söz konusu projesinin önünü kesmek olduğu vurgulandı. Bunun da kabileleri ümmetin birliği projesi olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafete yöneltmekle mümkün olacağı ifade edildi. Hilafetin, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaadi ve Peygamber Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olduğu dile getirildi.

Şeyh Abdürrahim İsa da Sudan’ın bir ve bütün kalması gerektiğini ifade etti. Ülkenin parçalanmasına izin verilmemesi gerektiğini vurguladı ve Müslümanların Hilafet çatısı altında birleşmesinden yana olduğunu kaydetti.

Görüşmenin sonunda karşılıklı iletişimin sürdürülmesi gerektiği kararlaştırıldı.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Siyaset Salon Oturumuna Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu, değerli basın mensuplarını, siyasetçileri ve kamusal meseleler ile ilgilenen herkesi, düzenleyeceği Siyaset Salonu toplantısının yeni bölümüne katılmaya davet etmekten memnuniyet duyar. Programın bu haftaki konuğu, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti üyesi Yakup İbrahim olacak. Söyleşinin başlığı ise şöyle:

“Sudan’a Komşu Ülkelerin ve Bölgesel Örgütlerin Darfur’u Sudan’dan Koparma Komplosunda Oynadıkları Rol”

Tarih: H. 14 Rabiu’s Sânî 1448 M. 26 Eylül 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız veya canlı yayın üzerinden takip etmeniz, tartışmanın daha zengin ve verimli geçmesine katkı sağlayacaktır.

 

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Tefsir Kaynakları

  • Kategori Emir'e sorulanlar
  •   |  

(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fıkhî” Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Tefsir Kaynakları

Ali Saidi’ye

Soru:

Allah’ın adıyla; salat ve selam Allah’ın Rasulü’nün, Âli’nin Ashabının ve onu dost edinenlerin üzerine olsun.

Celil Şeyhimiz; Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuhu;

Allah’a, İslam ümmeti için taşıdığınız her hayırda size doğruluk ve başarı nasip etmesi ve yürüyüşünüzün, Allah’ın vaadinin ve Nebisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesinin gerçekleşmesi için zafer ve iktidarla taçlanması için dua ediyorum.

Kerim Şeyhimiz; İslami Şahsiyet kitabının birinci cildinin 278. sayfasındaki “Tefsir Kaynakları” bölümünde şöyle geçmektedir: “… Fakat Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den tefsir olarak nakledilenler eğer sahih ise hadisten bir parça sayılırlar ve bunlara tefsir olarak itibar edilmez. Çünkü bu durumda bu nakil Kur’an gibi teşri nass sayılır ki bu da tefsir kapsamında değildir.”

278. sayfada hadis, tefsir kaynaklarından biri olarak kabul edilirken, ancak 282. sayfada geçenler, hadisin bir tefsir olduğunu reddediyor... Sanki iki söz birbiriyle çelişiyor ve zıtlıkları öne çıkıyor gibidir ki benim anlamakta sorun yaşadığım şey de budur.

Size çok teşekkür ederim.

Kardeşiniz Ali Saidi – Tunus

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Kardeşim; Şahsiyet kitabının birinci cildinin 278. sayfasında Tefsir Kaynakları başlığı altında geçenler ile… kitabın 282. sayfasında Ümmetin Bugün Müfessirlere Olan İhtiyacı başlığı altında geçenler incelendiğinde… Yani bu iki konu derinlemesine incelendiğinde, aralarında hiçbir çelişkinin olmadığı açığa çıkacaktır; bunu açıklığa kavuşturmak için aşağıdakileri belirtmek isterim:

Birincisi: (Tefsir Kaynakları) bölümünde şöyle geçmektedir: [Tefsir kaynakları ifadesinden maksat, her müfessirin tevhid, fıkıh, belâgat, tarih ve bunlara benzer taşıdıkları şeylere göre Kur’an’ı tefsir etmeleri değildir. Bunların hiçbiri tefsirin kaynakları değildir. Bunlar sadece tefsirde müfessire etki eden ve onu tefsirde belirli tarafa yönlendiren faktörlerdir. Tefsir kaynaklarından maksat tefsirlerinde müfessirlerin yönelmiş oldukları yöne bakmaksızın, müfessirlerin kendilerinden naklettikleri kaynaklar ve bunları tefsirlerine koymalarıdır. Tefsir kaynaklarını incelediğimiz zaman bunların şu üç kaynakla sınırlı olduğunu görürüz:

1- Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den nakledilen tefsir. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğinin rivayet edilmesi gibi: الصَّلَاةُ الْوُسْطَى صَلَاةُ الْعَصْرِ “Orta namaz ikindi namazıdır.” [Tirmizi rivayet etti.]…

2- Tefsir kaynaklarından biri de reydir/görüştür. Bu, tefsirde içtihat olarak isimlendirilir. Müfessirler, Arap dilini ve onun ifade ediliş şekillerini bildikleri gibi cahiliye şiirinde, düz yazıda ve benzeri konulara vukufiyetleri ile Arapça kelimeleri ve bu kelimelerin anlamlarını da biliyorlardı. Kendilerinde sahihliği kabul görmüş ayetin nüzûl sebeplerine de vakıf olarak bu vasıtalara (Arapça ile alakalı bilgilere) önem vermek suretiyle…

3- İsrailiyat: Yahudilerden ve Hıristiyanlardan bazıları İslam’a girdi. Bunlar arasında Tevrat ve İncil hakkında âlim olan kimseler de vardı. Yahudilerden çoğunun İslam’a girişleri samimi bir şekilde değildi. Çünkü Yahudiler Hıristiyanlara oranla Müslümanlara daha fazla kin ve düşmanlık besliyorlardı. Bu âlimlerden israiliyata ait birçok haber Müslümanlar arasına sızdığı gibi ayetlerin açıklamasını tamamlamak için Kur’an tefsirine de sızdı…]

Gördüğünüz gibi buradaki mesele, müfessirler arasındaki tefsir kaynakları hakkındadır ve yukarıda açıklandığı üzere bunlar üç kaynaktır.

Üçüncüsü: Şahsiyet kitabının birinci cildinin 282. sayfasında Ümmetin Bugün Müfessirlere Olan İhtiyacı başlığı altında geçenlere gelince; bunlar, bu kaynakların doğruluk ve yanlışlık bakımından müfessirler nezdindeki vakıasını ortaya koymaktadır; yine onların (Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakledilen tefsir) olarak adlandırdıkları ilk kaynağın, hakikatte tefsir olarak isimlendirilemeyeceğini, aksine bunların Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hadisleri olduğunu da ortaya koymaktadır; zira tefsir, müfessirin içtihadıdır; Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakledilen ise tefsir ya da içtihat değildir; aksine bunlar Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aziz ve hakim olan Allah'tan vahiy olarak gelen hadistir... Bu, bölümün başında gayet açıktır; zira şöyle diyor: [Bu nedenle fikrî kitapları okur gibi aydın ve derin bir fikirle Müslümanların hatta Müslüman olmayanların bile tefsir okuma arzu ve isteğini artıracak bir üslûpla yeniden tefsirlerin yazılması gerekir. Üstelik felsefi kitapların Arapça’ya tercüme edilmesinin ve onlardan müfessirlerin etkilenmesinin vücut bulmasından ve haçlı savaşlarından sonra gelen dönemde üzerinde seyrettikleri husus; Kur’an ayetleriyle alakası olmayan, tefsirden sayılmayan şeylere özen göstermekte büyük çabalar harcanılan tefsirlerin oluşumuna yol açtı. Üstelik tefsirler israiliyatla doldu hatta israiliyat, müfessirler nezdinde tefsir kaynaklarından üçüncü bir kaynak haline geldi. Bu nedenle Kur’an’ın, Sahabe’den nakledilen tefsirden de faydalanılarak ve Kur’an’ı anlamada içtihat olması bakımından Sahabe’nin tefsir metodu üzere tefsir edilmesi gerekir. Fakat Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den tefsir olarak nakledilenler eğer sahih ise hadisten bir parça sayılırlar ve bunlara tefsir olarak itibar edilmez. Çünkü bu durumda bu nakil Kur’an gibi teşri nass sayılır ki bu da tefsir kapsamında değildir.]

Dolayısıyla bu bölüm altında geçenler; Sahabenin (Allah onlardan razı olsun) Allah Subhanehu ve Teala'nın ayetlerini tefsir ederken ortaya koydukları sahih içtihat doğrultusunda, tefsir konusundaki doğru görüşü açıklamak içindir. Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den nakledilen hususlara gelince; bunlar içtihat babında değil, hadisler babında zikredilir; zira Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vahiy olan hadisi ile Sahabenin (Allah onlardan razı olsun) içtihat babından olan içtihatları arasında fark vardır.

Umarım bu kadarı yeterli olmuştur; en iyi bilen ve hüküm veren Allah’tır.

Kardeşiniz

Ata İbn Halil Ebu Raşta

H. 04 Rabiu’l Âhir 1448

M. 16/09/2026

Cevaba, Emir’in (Allah onu korusun) web sitesinden bağlanabilirsiniz:

https://www.facebook.com/AtaAboAlrashtah/posts/122151780009129051

Devamını oku...

Mekke'yi Bombalama Girişimi ve Müslümanın Kanının Kutsallığı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Mekke'yi Bombalama Girişimi ve Müslümanın Kanının Kutsallığı

Haber:

CNN kanalı, Suudi Arabistan’ın başkanlık ettiği Yemen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun, Husi grubu tarafından fırlatılan ve Mekke şehrinin hava sahasına girmeye çalışan bir insansız hava aracının önlendiğini duyurduğunu aktardı. Ancak Husiler, Mekke’yi hedef aldıkları iddiasını yalanlayarak bu suçlamayı asılsız olarak nitelendirdiler.

Yorum:

Bir Müslüman’ın, sırf Mekke-i Mükerreme'ye yönelik bir saldırı girişimi haberini duymakla bile öfkelenmesi doğaldır; zira Harem beldesinin kutsallığı çok büyüktür ve Mekke, Müslümanların kıblesi ve kalplerinin yöneldiği bir yerdir. Ancak bu duyguların ortasında, bir Müslüman’ın kanının kutsallığının Allah katında çok daha büyük olduğunu hatırlamamız önemlidir. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Kabe’ye hitaben şöyle buyurmuştur: مَا أَطْيَبَكِ وَأَطْيَبَ رِيحَكِ! مَا أَعْظَمَكِ وَأَعْظَمَ حُرْمَتَكِ! وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَحُرْمَةُ الْمُؤْمِنِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللهِ حُرْمَةً مِنْكِ؛ مَالِهِ وَدَمِهِ وَأَنْ نَظُنَّ بِهِ إِلَّا خَيْراً “Sen ne güzelsin, kokun da ne hoştur! Sen ne kadar büyüksün, hürmetin de çok büyüktür. Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin olsun ki, müminin hürmet ve kıymeti senin hürmetinden daha büyüktür. Allah onun malını, kanını haram kılmıştır.” Filistin, Yemen, Sudan, Keşmir, Lübnan, Libya ve diğer yerlerde kaç Müslüman’ın kanı döküldü, kaç kutsal yer ihlal edildi? Peki onlara yönelik gerçek yardım hani nerede?!

Sonra insansız hava aracı olayının ardından Amerikan temsilcisi Joe Wilson, Husilere karşı Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın taahhütlerinden bahsetmek üzere sahneye çıktı! Yoksa kutsalların korunması, Amerika'nın bundan faydalandığı bölgesel çatışmaları genişletmek için bir giriş kapısına mı dönüştü? Bu, uluslararası çatışmaların tarihinde yeni bir durum değildir. Zira İngiltere, Avrupa’daki çatışmalarının bazı aşamalarında, savaşlarını başkalarının elleriyle yürütmede çok iyiydi; hatta bu, “son Fransız askerine kadar” savaşacağı şeklindeki meşhur ifadeyle ilişkilendirilmektedir.

Güç ve kuvvet ehlinden oluşan muhlislerin görevi, Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut-Tahrir’e nusret vermektir; işte o zaman Allah, Batı ve Doğu’nun güçlerine karşı bize yardım edecektir; bunu Allahu Teala'nın şu kavli doğrulamaktadır: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Cabir Ebu Hatır

Devamını oku...

Suudi Arabistan Maskat'ta Geri Adım Atıyor... Yoksa Amerikan Vetosu mu Ulaştı?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Suudi Arabistan Maskat'ta Geri Adım Atıyor... Yoksa Amerikan Vetosu mu Ulaştı?

Haber:

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Hürmüz Boğazı'nın durumunu görüşmek üzere İran ile Körfez ülkeleri arasında Umman Sultanlığı'nda pazartesi günü yapılması planlanan toplantının Suudi Arabistan'ın talebi üzerine gerçekleştirilmediğini söyledi. (CNN).

İran Resmi Haber Ajansı (IRNA), Bekayi'nin şu sözlerini aktardı: “İran ve Umman, deniz geçitleri konusundaki mutabakatlarını tamamladı; bunu nasıl duyuracağımız konusunda Ummanlı tarafla bir karar alacağız.” İranlı bir yetkili ise toplantının ertelenmesinin “bazı bölge ülkelerinin talebi üzerine” gerçekleştiğini söyledi.

Yorum:

En önemlisi, ertelemenin Tahran’ın açıkladığı üzere Suudi Arabistan’ın talebi üzerine gerçekleşmiş olmasıyken, Maskat’ın ise net bir açıklama yapmaması ve toplantı için yeni bir tarih belirlememiş olmasıdır.

İşte burada, ertelemenin açıklanmasında daha mantıklı görünen bir varsayım öne çıkıyor ki bu da Husilerin tırmanışıdır. Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmalar yeni olmayıp, karşılıklı saldırılar mevcut askeri tablonun bir parçası haline gelmiştir.

Asıl soru şudur: Suudi Arabistan, ABD'den yeşil ışık mı bekliyor?

Suudi Arabistan'ın, Amerika'nın tutumunu bilmeden Hürmüz konusunda İran'la stratejik bir uzlaşıya varması zordur.

Suudi Arabistan belki de diyaloga hazırdı; ancak ABD’den onay alamayınca, ileride ABD’nin hesaplarıyla çelişebilecek bir anlaşmaya girmek yerine erteleme talebinde bulunmayı tercih etmiştir.

İşte burada erteleme, İran’a yönelik çifte bir mesaj hâline gelmektedir ki bu da: Suudi Arabistan’ın Amerika’nın tutumunu hesaba katmadan fazla ileri gidemeyeceği ve herhangi bir adım atmadan önce kendisine izin verilen hareket alanının sınırlarını öğrenmek istemesidir.

Bunun, kesin bir gerçek olarak kabul edilmesi mümkün olmayabilir; ancak ertelemenin Hürmüz dosyasının hassasiyetiyle eş zamanlı gerçekleşmesi, toplantının ertelenmesini özellikle Suudi Arabistan'ın talep etmesi ve alternatif bir tarihin belirlenmemiş olması, Amerika'dan yeşil ışık beklenildiği varsayımını kayda değer kılmaktadır.

Belki de şu anda en önemli soru şudur: Suudi Arabistan, İran’la diyalog kurmak istemediği için mi Maskat toplantısını erteledi, yoksa önce Trump’ın ne istediğini öğrenmek istediği için mi?

Cevap, kapalı diplomasi kapılarının ardında neler olup bittiğini anlamanın bir anahtarı olabilir...

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak

Devamını oku...

Sadece Hilafet, Nehirden Denize Filistin'i Kurtarmak İçin Pakistan Ordusunu Seferber Edecektir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Sadece Hilafet, Nehirden Denize Filistin'i Kurtarmak İçin Pakistan Ordusunu Seferber Edecektir

2 Eylül 2026’da, Middle East Eye sitesi, Yahudi varlığının sözde ulusal güvenlik bakanı Ben-Gvir’in, Filistinli Müslüman tutukluların sistematik bir şekilde aç bırakılmaya maruz kaldıklarına dair bir video klibi, öfkeye yol açmasının ve Nazi toplama kamplarıyla karşılaştırılmalarının ardından sildiğini bildirdi. Video, eleştirilerin akabinde silinmeden önce yapay zekâ tarafından oluşturulmuş ve Filistinli tutukluların bir gözaltı tesisine girdikleri, ardından da oradan bitkin ve aşırı zayıflamış bir hâlde çıktıkları tasvir edilmişti.

Ey Pakistanlı Müslümanlar:

Ben-Gvir'e vereceğiniz cevap, uzaktan işitildiğinde hiçbir etkisi olmayan kınamalarla değil; onun bizzat karşısında gördüğü silahlı kuvvetleriniz olsun. Zira kınama, ne uzun menzilli balistik füzelerinizin ne de şu anda Hicaz'da Amerika'nın üslerini ve onun hizmetkârı bin Selman'ı korumak için bulunan askerlerinizin yerini tutar.

Nitekim bu an, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ümmetinin tarihinde gecikmeye tahammülü olmayan bir andır. Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Beni Kureyza Yahudilerinin ihanetini sezip hissettiğinde, askerlerin derhal seferber edilmesini emretmiş ve şöyle buyurmuştur: مَنْ كَانَ سَامِعاً فَلَا يُصَلِّيَنَّ الْعَصْرَ إِلَّا فِي بَنِي قُرَيْظَةَ “ İşiten hiç kimse Beni Kurayza'ya varmadan ikindi namazını kılmasın! ”

Ey Pakistanlı Müslümanlar:

Neden güçleriniz, Filistin’i nehirden denize kadar kurtardıktan sonra Mescid-i Aksa'da ikindi namazını kılmıyorlar?!

Ordu içindeki çocuklarınız, kardeşleriniz ve babalarınızdan, hain yöneticileri görevden almalarını ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermelerini talep edin.

Pakistan Silahlı Kuvvetleri; topraklarımızda çöreklenmiş yılanı, yani ileri askeri üssü vahşi Yahudi varlığı da dahil olmak üzere Amerikan askeri yapılanmasını kovacak olan ümmetin ordularına liderlik etsin.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr - Pakistan

Devamını oku...

Mübarek Filistin Toprakları ve İran Karşısında El-Ezher Nerede?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Mübarek Filistin Toprakları ve İran Karşısında El-Ezher Nerede?!

Haber:

Ezher-i Şerif, Suudi Arabistan'a yönelik gerçekleştirilen saldırıları en sert ifadelerle kınayarak bu saldırıların İslami iyi komşuluk ilkelerinin ve komşuluk haklarının açık bir ihlali ve Krallığın egemenliğine, güvenliğine ve istikrarına yönelik kabul edilemez bir tecavüz olduğunu vurguladı. Bu tırmanışın tehlikesi ile bölgenin istikrarı ve güvenliği üzerindeki yansımaları ve masum sivillerin hayatının tehdit edilmesi, gerilim ve çatışma halinin derinleşmesi gibi doğurabileceği sonuçlar konusunda uyarıda bulundu; herkesi sağduyulu olmaya, bölgeyi daha fazla tırmanış ve gerilimden uzak tutmaya, bölgenin güvenliğini ve istikrarının koruyacak, halklarının kaynaklarını muhafaza edecek şekilde aklın ve hikmetin sesinin hakim kılınmasına davet etti. (El-Ezher Portalı)

Yorum:

Bu kınama bildirisini okuyan kimse, bunun Amerika'ya ve Yahudi varlığına sadık Mısır rejiminin Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlandığını zanneder ve bunun, kralları satan ve Rabbani duruşlarının yankısı halen el-Ezher'in duvarlarını çınlatan el-İzz İbn Abdüsselâm'ın öğrencilerden fakihler ve alimlerin mezun olduğu el-Ezher tarafından yayınlandığına neredeyse inanamaz. Meseleyi açıklığa kavuşturmak için derim ki:

Birincisi: Başta Arap Birliği ve Körfez İşbirliği Konseyi olmak üzere İslam beldelerindeki mevcut çeşitli odaklar, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadılar. Kişi, bu odakların ve devletlerin Amerika'ya ve onun Suudi Arabistan'daki ajanlarına duydukları sadakat sebebiyle yaptıkları kınamayı anlayabilir; ancak bu kınamanın, Hanif şeriat çerçevesinde sunulması anlaşılır bir şey değildir. Dolayısıyla bu, el-Ezher’in Suudi Arabistan’ı şerî bir devlet olarak kabul ettiğini teyit etmektedir; bu ise, bizzat Şeyhlik tarafından yayınlanması bir yana Ezher-i Şerif’in okullarından birinde okuyan bir öğrencinin bile yayınlamayacağı bir hatadır! El-Ezher, Suudi Arabistan’ın, Ali Suud hanedanından hainlerin ihanetine uğrayan ve onu yıkmak için İngiltere ile ittifak kurdukları Osmanlı Hilafetinin enkazı üzerine kurulduğunu bilmiyor mu?!

İkincisi: El-Ezher, ABD Donanması’nın filolarının Süveyş Kanalı’ndan geçip Kinane'nin zenginliğinden yakıt ve erzak tedarik ettiğini ve İslam denizlerine ve sularına demir attığını gördüğü halde hangi güvenlikten bahsediyor Allah aşkına?! Yoksa onun gözleri, bu Haçlı istilasına karşı kör mü oldu?! Hangi istikrardan bahsediyor ki? Yoksa insanların sıkıntısının ve sefaletinin sebebi olan ve kökünden sökülüp atılması gereken Mısır rejimi de dahil olmak üzere ümmetin boynuna çöreklenen rejimlerin istikrarından mı bahsediyor?!

Üçüncüsü: Neden El-Ezher’den, sadece birkaç karış ötedeki Yahudi varlığının işlediği cinayetler ve suçlara karşı bu tür kınama ve eleştiriler işitmiyoruz?! Peki neden Mısır ve diğer zararlı devletlerin yöneticileri ile ordularının, mübarek toprak Filistin’deki halkımızı yüzüstü bıraktıkları için bu tür kınamalar işitmiyoruz?! Ya da Amerika ve Yahudi varlığının İran’a yönelik saldırıları hakkında bu tür kınamalar işitmiyoruz?!

El-Ezher artık fıkıh ve şer'î ilim için bir kandil değil; aksine laik devletin kurumlarından biri haline gelmiş olup sadece Amerika’nın emirlerini yerine getiren rejimin dikte ettiklerini konuşmaktadır; bu nedenle ister hocalar isterse öğrenciler olsun bu kuruma mensup olan her muhlis kişinin, kurumun yöneticilerinin gerçeğini bilmeleri ve onları kınamaları gerekir; zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنْ الْمُنْكَرِ، أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّهُ أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَاباً مِنْهُ، ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلَا يُسْتَجَابُ لَكُمْ “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, ya iyiliği emredip kö­tülükten nehyedersiniz, ya da Allahu Teala, katından sizin üzerinize bir azap gönderir. Sonra onun kaldırılması için Allah’a dua ederseniz de duanıza icabet edilmez.” [Tirmizi rivayet etti]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

Uganda, Türkleri Sınır Dışı Etmekle Değil Gerçek Düşmanıyla Yüzleşmelidir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Uganda, Türkleri Sınır Dışı Etmekle Değil Gerçek Düşmanıyla Yüzleşmelidir!

Haber:

9 Eylül 2026'da, Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni‘nin oğlu olan Uganda Savunma Kuvvetleri Komutanı Muhoozi Kainerugaba, sosyal medya hesabı üzerinden tüm Türk vatandaşlarına Uganda'yı derhal terk etmeleri yönünde bir talimat yayınladı. Ayrıca bu önlemin uygulanmasını talep etmek amacıyla 18 Eylül 2026 tarihinde Türkiye Büyükelçiliği önünde bir protesto düzenlenmesi de planlandı.

Yorum:

General Muhoozi'nin açıklaması kısmen, şu anda Türkiye'de ikamet eden ve Uganda hükümetini eleştiren blog yazarı Fred Lumbuye meselesi etrafında şekilleniyor; zira Uganda daha önce Türkiye'den onun iadesini veya sınır dışı edilmesini talep etmişti.

Uganda'daki Türklere yönelik bu haksız karalama kampanyası, Uganda'nın Türkiye ile yıllardır devam eden ilişkilere sahip olmasına ve ticaret, altyapı, eğitim, imalat, konaklama sektörü ve benzerleri gibi pek çok alanda aktif ikili iş birliği yürütmesine rağmen oldukça ileri bir boyuta ulaşmış gibi görünmektedir.

Uganda'nın bu Türkiye karşıtı tutumunda ortaya çıkan şey, Batı'nın İslam ve Müslümanlara karşı yürüttüğü kötü niyetli kampanyadan etkilenen Museveni hükümetinin, İslam'a karşı beslediği nefret ve korkunun ürününden başka bir şey değildir.

Batı'nın bir kampanyası çerçevesinde Uganda, Yahudi varlığının işlediği soykırım uygulamalarını açıkça desteklemiş; ayrıca "barışı koruma" adı altında Gazze'ye asker gönderme niyetini ilan etmiştir; oysa ki asıl hedef, Yahudi varlığının Gazze halkını kesin olarak boyun eğdirmesine yardımcı olmaktır. Bunun yanı sıra General Muhoozi Amerika'nın İran'a yönelik saldırılarını destekleyen net açıklamaları defalarca dile getirmiştir; o halde Uganda'dan sınır dışı edilmeyi en çok hak eden, Türkiye mi, yoksa askeri üssü Yahudi varlığı ile birlikte Amerika mı?

Amerika'nın talimatlarıyla terörle mücadele gerekçesi altında Uganda'nın İslam'a ve Müslümanlara karşı başlattığı vahşi kampanya ve korkunçluklar, ülkede İslam'ın yayılmasını engellemede başarılı olamamıştır; zira Müslümanların sayısı 2014 ile 2024 yılları arasında 4,66 milyondan 6,05 milyona fırlamıştır.

İslam, Doğu Afrika kıyılarından gelerek Buganda Krallığı döneminde Uganda’ya erken bir dönemde ulaşmıştır; zira -çoğunluğu Araplardan, Doğu Afrika kıyısı sakinlerinden ve daha sonra Türklerden- oluşan Müslüman davetçiler ve tüccarlar; genel olarak Doğu Afrika'da, özel olarak da Uganda'da ve Uganda medeniyetinin temel taşlarından biri sayılan Buganda Krallığı’nda İslam'ın yayılmasına katkıda bulunmuşlardır.

Her şeyden önce, Türkler Doğu Afrika’nın tarihi koruyucuları, dostları ve destekçileri olup onun düşmanı değillerdir; zira Osmanlı Hilafeti döneminde, özellikle de Miladi 16. yüzyılın sonlarında İstanbul, Doğu Afrika’daki sömürgeci Portekiz ile savaşmak üzere bir ordu göndermiştir.

Müslümanlar ve gayrimüslimler, 19. yüzyılın ikinci yarısında zalim sömürgeci Batılılar gelene kadar Uganda’da yüzyıllar boyunca bir arada yaşamışlardır; zira bu dönemde İmparatorluk Britanya Doğu Afrika Şirketi, Uganda’yı ele geçirmiş ve Müslüman liderleri azlederek, kendisiyle işbirliği yapmayı ve komplo kurmayı kabul eden Hıristiyan yöneticileri iktidara getirerek Buganda Krallığı’nı zayıflatmaya çalışmıştır. İşte o günden bu yana Uganda’daki Müslümanlar her türlü baskı ve zulümle karşı karşıya kalmaktadır.

Diğer Afrika ülkeleri gibi Uganda da, halkına bir fayda sağlamayan, aksine sömürgeci Batı şirketlerinin çıkarlarına hizmet eden sayısız kaynaklara sahiptir; bu da nüfusun büyük çoğunluğunu aşırı yoksulluk içinde bırakmaktadır. Artık Uganda'nın sömürgeci Amerika'nın zincirlerinden kurtulmak için çabalarını yoğunlaştırıp ciddiyetle çalışmasının ve İslam düşmanlığı ve Türkleri sınır dışı etmek gibi batıl meselelerle uğraşmak yerine -şerir demokratik siyasi sistemi ve sömürücü ekonomik sistemiyle- kapitalizmi temsil eden gerçek düşmanla yüzleşmesinin zamanı gelmiştir.

Tüm onur ve ihlasla, özelde General Muhoozi Kainerugaba'yı, genelde ise Uganda halkını, İslam’ı adil ve samimi bir şekilde incelemeye ve araştırmaya davet ediyoruz; zira İslam’da, Hilafet Devleti tarafından uygulanan hayatın tüm işlerine yönelik net çözümler bulacaklardır; Uganda’yı ve tüm insanlığı kurtaracak olan işte bu çözümlerdir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Said Bitumva - Tanzanya

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER