- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Pakistan'ın Orta Doğu'daki İşlevsel Rolü
Birinci soru:Pakistan, İran konusunda üstlendiği arabuluculuk rolü ile Husi meselesinde Suudi Arabistan'ın yanında yer almasının arasını nasıl bağdaştırıyor?
Pakistan yöneticileri, İran ve Suudi Arabistan konusundaki rollerinin arasını, kendi ülkelerinin çıkarlarına veya Müslümanların çıkarlarına göre değil, ABD'nin çıkarlarını esas alarak bağdaştırmaktadırlar.
İran ile Amerika arasındaki arabuluculuk, Trump İran bataklığına saplandıktan sonra ona bir çıkış yolu sağlamak içindir.Suudi Arabistan'ın yanında yer almasına gelince; bu, İran’ın Yemen'deki vekillerine baskı kurmak yoluyla Trump'a İran'a karşı bir baskı kartı sağlamak içindir. Eğer Pakistan yöneticileri rollerini ülkelerinin çıkarıveya Müslümanların çıkarları temelinde belirlemiş olsalardı, Amerika'nın değil İran'ın yanında yer alırlardı.
İkinci soru: Pakistan neden Husiler ile Suudi Arabistan arasında arabuluculuk yapmadı?
Pakistan yöneticileri Husiler ile Suudi Arabistan arasında arabuluculuk yapmamışlardır; çünkü ABD, BAE ile onun efendisi Yemen'in eski sömürgecisi İngiltere ile bağlantılı olan grupları tasfiye etmek amacıyla Husilerin Yemen içinde genişlemesini istemektedir.Yani Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki savaş, İngiliz nüfuzunu kovmak ve onun yerine Amerikan nüfuzunu yerleştirmek için ABD'nin çıkarına hizmet etmektedir.
Üçüncü soru: Pakistan bu şekilde müdahale ederek ne kazanacak?
Şüphesiz Pakistan, yıllarca olmasa bile aylarca devam edecek olan bölgesel bir çatışmanın içine sürüklenmekte olup, bu çatışmada askeri ve ekonomik kayıplar yaşayacaktır. Zira Yahudiler ve Haçlı Amerikalılar gibi gerçek düşmanlar, tüm İslam beldeleri üzerindeki hâkimiyetlerini pekiştirsinler diye Müslümanlar Müslümanları öldürecektir. Müslüman ülkeleri, kapitalist sistemin uygulanmasının, sömürgecinin yağmalama ve açgözlülüğünün ve ekonomilerini tüketmesinin ağırlığı altında ekonomilerinin acı çektiği ve çöküşün yaklaştığı bir zamanda, bu bölgesel çatışmaya büyük miktarda para harcayacaklardır.Pakistan'ın yöneticilerine gelince; Amerika'nın desteği sayesinde iktidarda kalıyorlar.Aslında onlar, Amerika'nın İslam'a ve Müslümanlara karşı savaşında Amerika’ya vekalet etmeleri nedeniyle iç desteklerini kaybetmektedirler; bu da onların efendileri Trump'a daha fazla sarılmalarına neden olmaktadır.
Dördüncü soru: Üçlü anlaşma kısıtlı ve kapsamı sınırlı mıdır?
Üçlü anlaşmanın, yaniMekke Ortak Savunma Anlaşması'nın diplomatik dili, bunun bir savunma paktı olduğudur. Bu nedenle lafzi ifade açısından kısıtlıdır; ancak pratikte ABD'ye, üç ülkenin ordularını kullanarak İran ve vekilleriyle savaşma esnekliği sağlamaktadır.Pakistan yöneticileri, Haremeyn'i korumak istediklerini iddia ederek savaşa girmek için fiilen bir gerekçe oluşturmuşlardır.
Beşinci soru: Pakistan, aralarında ikili bir anlaşma olmasına rağmen neden geçmişte Suudi Arabistan'ı savunmak için müdahale etmedi?
Amerika'nın İran'a 28 Şubat 2026'da saldırmasından önce Amerika’nın, Pakistan'ın Suudi Arabistan'ı savunmasına ihtiyacı yoktu.Suudi Arabistan ile Yemen arasındaki çatışma kapsam ve alan bakımından sınırlıdır.İran’a gelince; Amerika'nın yörüngesinde dönmeye devam etmiş ve Husilerin tırmanmasına izin vermemiştir.Dolayısıyla Amerika, stratejik hedefleri gerçekleştirmek için düşük yoğunluklu çatışma olarak adlandırdığı şeyi kurgulamayı başarmıştır. Ama bütün bunlar, Trump İran'a yönelik savaşı yanlış değerlendirdiğinde ve İran liderliğini öldürdüğünde değişmiştir. Çünkü yeni liderlik, Trump'ın yapmaya çalıştığı boyun eğmeden uzak bir şekilde ABD'ye isyan anlayışını benimsemiştir. Bu nedenle Trump, İran'ı ehlileştirmek için bir yandan müzakere havucunu, diğer yandan ise güçlü Müslüman ülkesi olan Pakistan sopasını kullanmaktadır.
Altıncı soru: Pakistan, Körfez finansmanına duyduğu ihtiyaç ile İran'ın parçalanmasından duyduğu korku arasında bir denge kurmaya mı çalışıyor?
Hayır. Her ne kadar yöneticileri bunu iddia etse de bunu yapmaya çalışmıyor.
Trump’ın Müslüman ülkeleri arasında kışkırttığı savaş, tüm İslam beldelerinin birliğini ve istikrarını tehdit etmektedir.Nitekim Trump'ın başdanışmanı Tom Barrack'ın Orta Doğu için ilan ettiği vizyon, adeta yeni bir Sykes-Picot gibi mevcut devletleri daha fazla parçalamak içindir.
Savaş ve bölünme yoluyla Müslüman ülkelerini zayıflatmak, sadece Amerika Birleşik Devletleri'ne hizmet etmektedir.Körfez ülkelerine gelince; Trump onların servetlerini fiilen yağmalamakta olup buna devam etmektedir. İran'a gelince; Trump onu yok etmekle tehdit etmektedir. Eğer Pakistan yöneticileri Körfez'in servetini ve İran'ın gücünü gerçekten takdir edebilmiş olsalardı; Amerika'nın savaşı ve yağması karşısında İslam beldelerinin geri kalanını liderliği altında birleştirmek için Raşidi Hilafetin kurulmasını ilan ederlerdi.
Yedinci soru:Pakistan ve Türkiye, Husilerin saldırılarını püskürtme kapasitesine sahip midir?
Evet. Pakistan ve Türkiye, dünyadaki askeri kapasitesi en yüksek ülkeler arasındadır. Örneğin Mayıs 2025'te Pakistan, Hindistan karşısında Keşmir'in özgürleştirilmesini kaçınılmaz kılacak derecede bir zafer elde etmişti.Bununla birlikte Türkiye Amerika'nın yörüngesinde kalmaya devam ederken, Pakistan ise Müslüman ülkeleri arasında en güçlü ülke olmasına rağmen Amerika'nın ajanı olan bir devlettir. Dolayısıyla onlar, eğer ABD gerçekten Husileri püskürtmeye çalışıyor ve İngiliz ajanlarını ya da Yemen'deki kalıntılarını tasfiye etmek istemiyorsa, Amerika'nın direktifleri doğrultusunda Husileri püskürtebilecek kapasiteye sahiptirler.
İran'a yönelik savaştan önce de Amerika, Husilerin püskürtülmesi yönünde bir emir vermemişti.İran'a karşı savaşın başlaması ve Husilerin Suudi Arabistan'ın saldırılarına misillemeyle yanıt vermesinin ardından bile Amerika Husilerin püskürtülmesini emretmemiştir; çünkü Amerika Husilerin, BAE'yi ve BAE'nin arkasındaki İngiltere'yi temsil eden vekilleri tasfiye etmesini istemektedir. Şimdi eğer İran sunulan havucu kabul etmezse, Amerika Türkiye ve Pakistan ordularından oluşan sopa ile İran'ı vuracaktır.
Sekizinci soru:Pakistan'ın müdahalesi, onun Hindistan'a karşı askeri hazırlığını etkiler mi?
Evet etkiler. Tabii Pakistan maddi kapasitesi ve askerleriyle subaylarının imanı nedeniyle birden fazla cephede savaşabilecek kadar güçlüdür. Bununla birlikte Amerika’nın ajanları olmaları nedeniyle yöneticileri, Pakistan’ın Hindistan karşısındaki hazırlığını baltalamaktadırlar.
Amerika'nın İran'a boyun eğdirmek için baskı kurabilmesini sağlamak amacıyla Suudi Arabistan'da yaklaşık 40 bin asker konuşlandırılmıştır.Nitekim (Pakistan), Amerika'nın Afganistan yöneticilerine ve Taliban hareketine boyun eğdirmek üzere baskı uygulayabilmesini sağlamak amacıyla Afganistan'da ve kabile bölgesinde Müslümanlara karşı yürütülen savaşa aktif olarak katılmıştır; Trump ise, Bagram Hava Üssü'nü ve Afganistan'daki devasa nadir toprak elementleri yataklarını kontrol altına almaya çalışmaktadır.Amerika'ya ajanlık yapmaları sebebiyle, silahlarını Hindu ve Yahudi düşmanlara yöneltmek yerine, Müslüman askerler savaşacak ve Müslümanları öldürecektir.
Dokuzuncu soru:Pakistan ekonomisi Suudi finansal desteğine mi dayanmaktadır?
Evet, ancak sadece Suudi Arabistan'ın (finansmanına) değil. Nitekim Pakistan; toprakları, genç nüfusu, enerjisi ve maden kaynaklarıyla zengin bir ülkedir; ancak faiz sebebiyle yoksullaştırılmıştır; zira gelirlerinin yarısından fazlası faiz (ödemelerine) harcanmaktadır.Faiz günahına bulaşan herhangi bir devlet için borç tuzağından kaçış yoktur.Bu nedenle Pakistan, önceki kredilerin faizini ödemek için gerek Suudi Arabistan'dan gerek Çin'den gerek Amerika'dan gerekse uluslararası finans kuruluşlarından yeni krediler almaktadır.Bu bağımlılığı sona erdirmenin yolu; İslam şeriatının hükümlerini uygulamak, faizi kaldırmak ve geriye kalan borç ana paralarını ödemek için yolsuzluğa bulaşmış yetkililerin zimmetine geçirdiği mallara el koymaktır.
Onuncu soru: ABD güvenlik şemsiyesinin başarısızlığının ardından bölgesel ülkelerin, güvenlik alanında kolektif kendi kendine yeterliliğe doğru yönelmesinin hakikati nedir?
Gücünün zirvesindeyken Amerika hem ordusunu kullanarak hem de Müslümanların başındaki yöneticilere istihbarat, üsler ve lojistik açısından destek vererek Müslümanlara karşı savaşlara girmişti.Şimdi zayıfladıktan sonra, Müslümanların ordularını ve servetlerini kullanarak Müslümanlara karşı savaşlara girmek istiyor. Kolektif kendi kendine yeterlilik olarak adlandırılan şeyin hakikati işte budur. Gerçek kolektif kendine yeterlilik ise Müslüman ülkelerini, Allah Celle Celaluhu’nun Kitabı ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetiyle hükmeden tek bir İslam Devleti’nin altında birleştirmek yoluyla olur.
On birinci soru: Bölgesel ülkeleri meşgul etmek için tasarlanan Amerikan tuzağı, Pakistan için belirsiz midir?
Gökyüzündeki güneş gibi açıktır.Amerikan tuzağı bilinçli Pakistan halkı için açıktır; ancak Pakistan yöneticileri sadece Amerika’nın çıkarlarını güvence altına almakla ilgilenmektedir; bu yüzden kölelik onların nefislerini kör etmiştir.
Pakistanlı Müslümanlar arasında, Amerika'nın İran'a karşı savaşına müdahil olmayı güçlü bir şekilde reddedenler vardır; bu da Pakistan yöneticileri üzerinde baskı oluşturmaktadır. Zira elektronik iletişim araçları, camiler ve Müslümanların iş yerleri, Müslümanlar arasında bir fitne olan bu yeni savaşa karşı çıkışlarla doludur.Pakistan yöneticileri ise; kendi "sert devlet" politikaları doğrultusunda her zamanki gibi tehdit ve korkutmayla karşılık vermektedirler. Ayrıca bu yöneticiler, ABD'nin çıkarlarından ötesini görmüyorlar. Dolayısıyla onlar için dış politika, her ne kadar "Önce Pakistan" hakkında konuşsalar da "Önce Amerika’dır.”
On ikinci soru:Pakistan bölgenin bataklığına saplanıp kalacak mı?
Hem evet hem hayır!
Evet; zira şayet Pakistan, kendisine yöneten Trump’ın ajan yöneticileri yoluyla Amerika'ya boyun eğmeye devam ederse, en azından birkaç ay, büyük olasılıkla da yıllarca bölgenin bataklığına saplanıp kalacaktır. Hayır; tabii eğer Pakistanlı Müslümanlar ve muhlis subaylar hainleri kökünden söküp atmayı ve Amerika'nın planını tersine çevirmeyi başarabilirse.
Bu nedenle Müslümanlara düşen görev, Nübüvvet Minhacı üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaktır. Dolayısıyla onların; ordu subayları arasındaki tüm arkadaşları ve akrabalarıyla iletişime geçmeleri ve bir yaşam biçimi olarak İslami hayatı yeniden başlatmak, tek bir ümmet olarak Müslümanları tek bir İmamın altında birleştirmek, Allah Celle Celaluhu’nun razı olacağı şekilde dinin otoritesini ikame etmek amacıyla davet ve cihat için Hizb-ut Tahrir’e nusret verilmesini talep etmeleri gerekir.
﴿وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ﴾
“Allah emrine galiptir. Ancak insanların çoğu bilmezler.” [Yusuf 21]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr - Pakistan



