Pazar, 21 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/11/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

İslam Ümmeti, Yahudilerin İlhak ve Tehcir Planlarını Hayata Geçirmesine Seferberlik İlan Etmeden Öylece Seyirci mi Kalacak?!

Yahudi varlığı ordusu; 23 Ekim 2026 Cuma günü başlattığı geniş çaplı askeri operasyon kapsamında, el-Halil şehrini kuşatma altında tutmaya ve giriş-çıkışlarını kapatmaya devam etmektedir. Operasyon kapsamında Yahudi varlığı halkı yerinden etmekte ve şehrin alt yapısını yerle bir etmektedir. Bu, Batı Şeria’nın tamamında baskıların ve suçların artırılmasıyla eş zamanlı olarak yürütülmektedir. El-Halil’deki operasyon, yaklaşık 330 dönümlük bir alanı kapsayan ve 495’ten fazla konutun bulunduğu Deyr Bahha ve El-Celde mahallelerinde yoğunlaşmıştır. Ordu, insanları ne zaman geri dönebileceklerine ilişkin herhangi bir tarih belirtmeksizin evlerini terk etmeye zorlamıştır.

El-Halil Belediyesi, 25 Ekim 2026 Pazar günü öğle saatlerine kadar şehirde yaşanan son gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, 379 ailenin zorla yerinden edildiğini, bunlardan 154 ailenin barınaksız ve güvenli bir yerden yoksun kaldığını bildirmiştir. Yerinden edilenlerin sayısı 2.456 kişiye ulaşmış olup bunlar arasında 171 bebek, 27 engelli ve 159 kronik hasta bulunmaktadır. Operasyon kapsamında ayrıca beş ticari ve sanayi tesisi ile üç katlı bir konut binası yıkılmıştır. Bunun yanı sıra İbrahim Camii kapatılarak burada namaz kılınması ve ezan okunması engellenmiş, aynı zamanda ordunun askerleri ve askerî araçları şehrin dört bir yanına konuşlandırılmıştır.

Yahudi varlığının, mübarek toprak halkına karşı suçlar işlemek için herhangi bir bahaneye ihtiyacı yoktur. Nitekim yöneticileri, Gazze’de yaptıkları gibi Batı Şeria’yı da ilhak etme ve halkını tehcir etme planlarını artık açıkça dile getirmektedir. Bu planlarını kuzeydeki Cenin, Tulkarem ve Nur Şems kamplarında uygulamaya başlamışlardır. Şimdi ise “Cenin Modeli” olarak adlandırdıkları uygulamayı El-Halil’de hayata geçirmeyi hedeflediklerini açıkça ilan etmektedirler.

Bu suçlu varlık, meydana gelen herhangi bir olayı veya gerçekleştirilen herhangi bir operasyonu bahane ederek mübarek toprak halkına karşı toplu cezalandırma siyaseti izlemektedir. Şehirlerin ve köylerin girişlerine yerleştirdiği demir kapıları kapatmakta, kontrol noktaları ve bariyerlerle bölgeler arasındaki bağlantıyı kesmekte ve böylece insanları büyük bir hapishanenin içine hapsetmektedir. Yolları buldozerlerle tahrip etmekte, altyapıyı yok etmekte, evlerde aramalar yaparak eşyaları dağıtıp tahrip etmektedir. Aramalar sırasında para, altın ziynet eşyaları ve kişisel eşyalara el konulduğuna ilişkin ifadeler bulunmaktadır. Birçok bölgede evleri aramakla yetinmeyip bugün El-Halil’de yaşandığı gibi sakinlerini de evlerinden çıkarmaktadır. Bu güvenlik ve insani koşullar altında aileler, temel gıda maddelerine ve ilaçlara ulaşmakta, hastanelere ve sağlık merkezlerine erişmekte büyük zorluklar yaşamaktadır. Kuşatma, barınakların ve mülklerin kaybedilmesi, hareket özgürlüğüne ve evlere ve arazilere erişime yönelik kısıtlamaların devam etmesi, tutuklamalar ve yıkımlar, tehcirin daha geniş alanlara yayılacağı yönündeki endişeleri artırmaktadır.

Bu suçlu varlık, bir taraftan askerî operasyonları, baskıları, topraklara el koyması, evleri ve mülkleri yıkması yoluyla; diğer taraftan ise yerleşimci sürüsünün dizginlerini serbest bırakarak işledikleri suçlarda onlara koruma sağlaması yoluyla insanları Filistin dışına göç etmeye zorlamaktadır. Dizginlerini salıverdiği bu yerleşimci sürüsü de mülkleri yakıp yıkmakta, insanları darbederek ve üzerlerine ateş açarak saldırmakta, ağaçları ve ekili alanları sökmekte, toprakları gasbederek üzerlerine yerleşim birimleri kurmakta veya yerleşim yolları açmaktadır. Bütün bunlar, insanların Filistin dışına zorla göç ettirilmesini amaçlamaktadır. Öyle ki onların Ürdün’e veya çölde ve Ürdün Vadisi’nde kurulacak çadırlara sürülmesine ilişkin planlardan söz edilmektedir. Böylelikle Tevrat kaynaklı “Büyük İsrail” planlarını ve hayallerini gerçekleştirmeyi arzulamaktadırlar.

Artık İslam ümmetinin üzerinden acziyet ve yüzüstü bırakılmışlığın tozunu silkelemesinin, suçlu yöneticileri ayaklar altına almasının ve tekbirler ve tehliller getirerek mübarek toprakları kurtarmak ve halkına yardım etmek üzere harekete geçmesinin zamanı gelmedi mi?! İslam Ümmeti, Yahudilerin ilhak ve tehcir planlarını hayata geçirmesine seferberlik ilan etmeden öylece seyirci mi kalacak?! Ey İslam Ümmeti! Haydi cihada! Haydi Allah’ın rızasına nail olmaya ve iki cihanda kurtuluşa ermeye!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انفِرُواْ فِي سَبِيلِ اللهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الأَرْضِ أَرَضِيتُم بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلاَّ قَلِيلٌ “Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.” [Tevbe 38]

Devamını oku...

Batılı Mefhumlar, Okullarda Tırmanan Cinsel Şiddeti Tedavi Etmeye Muktedir midir?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Batılı Mefhumlar, Okullarda Tırmanan Cinsel Şiddeti Tedavi Etmeye Muktedir midir?

Haber:

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan bir ankete göre; Fransa'da ilkokul üçüncü sınıf (CE2) öğrencilerinin her onundan dördü okul içinde cinsel şiddete maruz kaldıkları bildirildi. Ankete katılan öğrencilerin %22'si, eğitim kurumu içerisinde birilerinin kendi rızaları olmaksızın kendilerini öpmeye, dokunmaya veya yakınlaşmaya çalıştığını belirtti. Anket, bu eylemleri gerçekleştirmekle ilişkilendirilen kişilerin yaşlarını belirtmedi.

Yorum:

Kapılarını eşcinselliğe, yozlaşmaya ve özgürlüklere ardına kadar açan bir ülkede, bu tür olguların artması şaşırtıcı mı?!

Zaman zaman felaket boyutunda bir durumu yansıtan ve Batılı değerler ve mefhumlar sisteminin insan ilişkilerini düzenlemedeki başarısızlığını açığa çıkaran araştırmalarla karşımıza çıkıyorlar. Tehlike çanlarını çalmalarına ve bu felaketleri idrak etmelerine rağmen iktidardakiler, bocalayıp durmakta ve dağarcıklarında hiçbir gerçek çözüm ve tedaviler bulamamaktadırlar!!

Örneğin onlar; bu yılın başından itibaren cinsel eğitim derslerini dayatmaya ve daha önce zorunlu değilken bunları zorunlu hale getirmeye başladıkları gibi taraflar arasında rıza mefhumunu yerleştirmeye ve çocuklara ilişkilerle ilgili pek çok konu ve şeyi anlatmaya çalışmaktadırlar; böylece hayat hakkındaki mefhumların ve erkek ile kadın arasındaki ilişkiyi düzenleme biçimlerinin sorunun temeli olduğu ve asla çözümün bir parçası olmayacağı gerçeğinden habersiz olarak, sanki farkındalık yayacaklarmış ve bu sayede saldırılar azalacakmış gibi!!

Batılı mefhumlar, çocukların masumiyetini katletmiş ve onları daha ilk yıllarından itibaren eşcinsellik, cinsel özgürlük ve ahlaki yozlaşma kavramlarını özümseyerek büyümeye mahkûm etmiştir; bu nedenle çocukların içgüdülerinin kabarmasına, saldırıların ve erken yaşta ilişkilerin oranlarının yükselmesine ve tüm bunlara şaşmamak gerekir; Evars programı ise işleri daha da kötüleştirecektir; çünkü zinayı ve eşcinselliği meşru kılan bu mefhumları derinleştirmekte, bunları çocuklara süslü göstermekte, çocuklara sadece zorlama ve baskının kötü olduğunu ve her iki tarafın da rızasının gerekli olduğunu öğretmektedir!!

Batılı mefhumların insanlar ile gerçeklik arasındaki ilişkileri düzenlemede başarısız olduğu kanıtlanmış olup artık hiç kimse için bir sır değildir; bu nedenle o medeniyetin rahminden çözümler aramak düpedüz bocalamadan başka bir şey değildir!!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Minnetullah Tahir

Devamını oku...

Ürdün Rejimi Suriye'ye Saldırıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Ürdün Rejimi Suriye'ye Saldırıyor

Haber:

Ürdün rejimi 26/10/2026 tarihinde Suriye topraklarının güneyine hava saldırısı düzenledi ve saldırısının IŞİD mensubu savaşçılara yönelik olduğunu iddia etti; zira 23/10/2026 tarihinde Ürdün‘ün güneyinde yer alan Kerek şehrindeki bir kiliseye düzenlenen saldırıdan örgütü sorumlu tutmuştu.

Yorum:

Konuyu aşağıdaki noktalara göz atarak yorumlamak istiyoruz:

- Kiliseye yönelik saldırı bünyesinde şüpheler taşımaktadır; zira suçlama parmağı, bizzat Ürdün rejimiyle birlikte kralın ülkede askeri ve güvenlik üslerini boydan boya yaymalarına izin vermesiyle ülkeyi işgal eden, askerleri ve istihbarat mensupları dokunulmazlığa sahip olan ve Ürdün makamları önünde hesap vermeyen Yahudi varlığına ve Amerika'ya işaret etmektedir. Nitekim bu saldırı, Yahudi varlığının El Halil'i işgal ettiği ve El Halil halkını yerinden etme ve evlerini yıkma operasyonuna başladığı sırada gerçekleşmiştir; bu da tüm Müslümanları tahrik ettiği gibi komşuları Ürdün halkını da tahrik etmişti. Sanki bu saldırı dikkatleri, Yahudi varlığının El Halil'de, Batı Şeria'da ve Gazze'de devam eden suçlarından, Ürdün rejiminin destek verme konusunda onları yüzüstü bırakmasından, hatta Yahudi varlığıyla her türlü ilişkiyi sürdürerek onunla işbirliği yapmasından başka yöne çekmek için planlanmıştır. Zira Amerika, özellikle başbakanı Netanyahu Amerika'nın istediğini yerine getirdiği için Yahudi varlığını tüm gücüyle desteklemektedir; bu yüzden Trump onu 27/10/2026 tarihinde yapılan son genel seçimlerde desteklemiştir.

- Rejimin bazı kişileri suçlayıp onları günler sonra tutuklaması da şüphe uyandıran bir durumdur. Zira iki sanığın babası Facebook sayfasında oğullarına yöneltilen suçlamayı reddedince, daha fazla konuşup olayları daha da açığa çıkarmasın diye ceza olarak sayfası hemen kapatılmıştır. Bu çocukların bu eylemi yapmakta bir çıkarı yoktur ve İslam'ın zimmilere saldırmayı haram kıldığını da bilmektedirler. Nitekim Ürdün rejimi, kendisine suç isnat etmek istediği masum insanlar hakkında yalanlar uydurmasıyla meşhurdur. Dolayısıyla bunu tekfirci, şunu aşırılıkçı, ötekini terörist olmakla ya da rejime ve krala dil uzatmakla veya fitne ve kargaşa çıkarmakla ve benzerleriyle suçlaması, ihanetleri, zulümleri ve yolsuzluğu nedeniyle kendisini hesap vermeye ve onu devirip yerine İslami yönetimi kurmaya davet eden sesleri susturmak içindir.

- Ürdün rejimi açıklamalarında çelişkilidir; zira Kamu Güvenliği Müdürü Ubeydullah el-Maayita 26/10/2026 tarihinde şöyle bir açıklama yapmıştır: “Kerek'teki suç önceden planlanmamıştır.” Ardından rejim gelip IŞİD'i suçlamış, Suriye'nin güneyinde masum insanları vurmuş, burada yaklaşık 8 çocuk, kadın ve erkek öldürülmesinin yanı sıra IŞİD'den yaklaşık 24 unsuru öldürdüğünü iddia etmiştir! Güney Suriye'deki insanlar bu unsurların varlığını reddetmiş ve ölenlerin hepsinin Suriye'nin masum insanları olduğunu söylemiştir. Böylece Amerika ve müttefiklerini reddeden masum Suriyelilere saldırmak için IŞİD’i istismar etme dalgası yeniden başlamıştır. Nitekim Amerika 2014 yılından beri terörle mücadele adı altında bir ittifak kurmuş ve Ürdün rejimi de, devrik rejime ve Amerika ile müttefiklerine karşı çıkan ve İslam dininin yeniden yönetime dönmesini talep eden Suriye halkına saldırmak için bu ittifaka katılmıştır.

- Suriye rejimi, ülkeyi Yahudi varlığının istediği gibi ihlal etmesine terk etmiştir; zira bu varlık, Suriye'nin güneyine, hatta Şam'ın eteklerine kadar her gün saldırılar düzenlediği halde rejim, bu düşmana karşı koymak için en ufak bir girişimde bile bulunmamıştır; dolayısıyla halkını ve topraklarını korumamıştır. Böylece en düşük seviyelerde bir alçaklık ve zillet ortaya koymuştur. Bu yüzden Amerika'nın müttefiki Ürdün rejimi ve Yahudi varlığı ona karşı cüretkâr davranmakta ve bu da bu varlığa, Güney Suriye'ye yönelik saldırıyı sürdürmek için yeni bir gerekçe sunmaktadır.

- Ahmed Şara liderliğindeki Suriye rejimi, İslam ve Müslümanların ilk düşmanı olan ve yarım asırdan fazla bir süre Esad ailesi rejiminin arkasında duran ve Suriye halkına karşı işlediği suçlarda onu destekleyen Amerika ile bağlantı kurarak, Amerika'nın kendisini Yahudi varlığının vereceği zarardan koruyacağını ve onun saldırılarını durduracağını sanmıştı; oysa Yahudi varlığının Suriye topraklarını işgal etmesine onay verenin ve varlığın güvenliğini garanti altına almak isteyenin bizzat Amerika olduğu bilinmektedir; zira Amerika, Suriye'nin devrimci halkının devrimlerini sürdürmesinden ve savaşta 14 yıl tecrübe kazandıktan sonra Yahudi varlığına saldırmasından korkmuştur; zira devrimciler, Esad ailesi rejimini yenilgiye uğrattıkları gibi Yahudi varlığının ordusunu da yenilgiye uğratmaya muktedirlerdi.

- Ahmed Şara'nın biz bitkiniz diyerek güçsüzlük ve zayıflık ilan etmesi yalandır; çünkü o, insanlar İslami yönetimin kurulmasını ve Yahudilerle savaşmayı talep etmesinler diye onları zayıflatmak için getirilmiştir; dolayısıyla Suriye halkının maruz kaldığı şeyin ana sebebi odur. Onu savunanlar onun güçlenip ardından savaşmak istediğini iddia ediyorlar ama bu bir aldatmacadır. Zira toprağı işgal altındayken, günlük saldırılara maruz kalırken, düşman sahip olduğu tüm silah ve teçhizatla saldırırken ve kendisi de buna seyirci kalırken, rejimin güçlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle İdlib bölgesindeki Ebu Zuhur Askerî Havaalanı 18/8/2026 tarihinde yeniden inşa edilip Türkiye onun yapımını denetlediği halde, Suriye rejimi ve Türkiye bu saldırıya karşılık vermemiş ve başlarını kuma gömmüşlerdir.

- Savaşan, ne kadar zarar ve ziyan görürse görsün savaşını sürdüren, güçlenen, kuvvetlerini pekiştiren, savaşta icat edici olan ve silah üreten kişi, düşmanı yoran ve zaman ne kadar uzarsa uzasın onu mağlup eden kişi olur; yoksa bölgede Amerika’nın ve Batı’nın kirli aracı olan Yahudi varlığını destekleyen Amerika gibi düşmanlara boyun eğen kişi değil. Dahası bu düşmanla uzlaşan, Filistin Yönetimi gibi onunla güvenlik koordinasyonu yürüten ve onunla barışa dört elle sarılan kişi de değil.

- Sorun, Suriye’nin yöneticilerinde, onları takip edenlerin vakıaya yapışıp kalmalarında ve güç ve zayıflık hesaplarını matematiksel hesaplar olarak yapmalarında yatmaktadır. Böylece özgüvenlerini kaybettikleri gibi savaşma iradeleri de yok oldu; çünkü ideolojilerinden vazgeçtiler ve güçleri ne kadar az olursa olsun Allah’ın müminlere yardım edeceğine dair güvenlerini kaybettiler; Zira Allah şöyle buyurmuştur: كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللّهِ وَاللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ “Nice az sayıdaki topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok sayıdaki topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” [Bakara 249] İslam tarihinde, Bedir Savaşı da dahil bunu kanıtlayan birçok örnek vardır; hatta Suriye halkı da bir örnek sayılır; zira suçlu rejimin güçlerine ve destekçilerine karşı 14 yıl boyunca direndiler; oysa o güçlerin silahlarının onda birine bile sahip değillerdi. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَن كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ “Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.” [Kaf 37]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur

Devamını oku...

Davet Taşıyıcısının Sebatına ve Yolun Emanetine Dair Düşünceler

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Davet Taşıyıcısının Sebatına ve Yolun Emanetine Dair Düşünceler

Fikir sahibi, ne acı çekmeyen kişi ne de insanların göremediği şeyler yüzünden yüreği parçalanmayan kişidir; aksine, acısının kendisini yenmesine izin vermeyen ve başkalarının yüzüstü bırakmasının taşıdığı nuru söndürmesine izin vermeyen kişidir.

Davet taşıyıcısı, karşısındaki gerçeklik taş kesildiğinde bunu yolun sonu olarak görmez; evet üzülebilir, yorulabilir, kendi halkı arasında kendini yabancı hissedebilir; ancak kısa sürede ruhunu yeniden toparlar ve yoluna devam eder; çünkü kendi zatından daha büyük bir risalet taşıyan bir kişi, her hayal kırıklığı karşısında teslim olma lüksüne sahip değildir..

Allah'a davet eden kişi, sadece minberlere çıkan adam değildir; aksine hidayet kaygısı taşıyan ve kelimenin bir emanet olduğuna, ahlakın davetin bir parçası olduğuna ve insanları ıslah etmenin önce kendi nefsini ıslah etmekle başlayacağına iman edendir. Yıllar geçebilir ve meyvesini göremeyebilir, nankörlükle de karşılanabilir; ama buna rağmen insanların vefasızlığını geri çekilmek için bir gerekçe saymadığı gibi onların kendisine muhalefet etmelerini de yolun batıl olduğuna bir delil olarak saymaz.

Gerçek davet taşıyıcısı, başarısını kendisini alkışlayanların sayısıyla ölçmez; aksine niyetinin samimiyetiyle, davranışlarının doğruluğuyla ve risaletini yerine getirmedeki dürüstlüğüyle ölçer; çünkü o, hidayetin Allah'ın elinde olduğunu ve görevinin hikmetle ve güzel öğütle tebliğ etmek olduğunu bilir.

Davet taşıyıcısı, Allah ile bağını yenilediğinde, niyetini görünür olma sevgisinden arındırdığında ve başkalarını hesaba çekmeden önce kendi nefsini gözden geçirdiğinde sebat eder. Gerçeklik taş kesildiğinde sebat eder, ideolojiye sımsıkı sarılır ve yolda sabreder; ancak vesile ve üslubu düzeltmeyi de reddetmez.

Allah'a davet eden kişi, yüzüstü bırakılmaktan ders çıkarır ve meyvenin gecikmesinin tohumun öldüğü anlamına gelmediğini idrak eder. Zira hikmet, tecrübeden ders çıkarmak ve kalbinde acı tohumlar ekilmesine izin vermemektir.

Sebat, davet taşıyıcısının hiçbir şey hissetmeyen bir taşa dönüşmesi demek değildir; çünkü kalpler yorulabilir, nefisler zayıflayabilir ve insan kendisine destek olacak birine ihtiyaç duyabilir. Ancak fark, yorgunluğunu gücünü yeniden kazandığı bir durak hâline getirmesinde yatmaktadır.

Davet taşıyıcısı, insanların hoşnutluğunu doğruluğunun ölçüsü yapmaz; aksine onun samimiyetle çalışması, ilimle konuşması, zayıflık göstermeden merhametli olması ve zulmetmeden kararlı olması gerekir.

Allah'a giden yol, şöhrete ulaşmak için bir yarış ya da kendini kanıtlamak için bir mücadele değildir; aksine sabır, basiret ve ihlas gerektiren bir emanettir.

Davet taşıyıcısı, insanların hoşnutluğu pazarında kanaatlerini satmaz ve hayal kırıklıklarını risaletinin sonu hâline getirmez. Gözleri acıdan yaşarabilir ama kalbi Allah'a bağlı kalmaya devam eder; bedeni yorulabilir ama azmi zayıflamaz; çünkü gücünü imanından alır. Kendisiyle birlikte yürüyenler onu terk edebilir; ancak o, sırf yol ıssızlaştı diye haktan vazgeçmez.

Davet taşıyıcısı, sadece konuşmada ustalaşan, nassları ezberleyen ya da insanların karşısına geçip erdemden bahseden bir adam değildir; aksine hayatını kendisine davet ettiği şeyin şahidi kılmayı seçen, seslerin çoğaldığı, dinlemenin azaldığı ve çıkarların birbiriyle yarıştığı, hatta hak sözün insanlar için bir yük haline geldiği ve sessizliğin kabullenmeye giden daha kolay bir yolu haline geldiği bir zamanda hidayet kaygısı taşıyan insandır.

Davet taşıyıcısı, kalplerin kapılarını, ilk seferde kendisine açılmasını şart koşarak çalmaz; çünkü o, görevinin hikmetle ve güzel öğütle tebliğ etmek olduğunu ve sonuçlara sahip olmak olmadığını bilir.

Kendini hayrını istediği bir topluluğun arasında yabancı bulabilir; ancak onlar, onun elinde görmekten hoşlanmadıkları şeyleri açığa çıkaran aynadan başka bir şey görmezler.

Allah ile bağını yenilediğinde sebat eder; bu yüzden davet faaliyetini ibadetinin alternatifi kılmaz, insanları ıslah etme meşguliyetinin, kendisiyle nefsini ıslah etmesi arasında bir engele dönüşmesine izin vermez. İnsanlara nura giden yolu gösterip de sonra da kalbinin kandilini sönmeye terk etmenin ne değeri var ki?

Davet taşıyıcısı, kendisine yolda yardım edecek bir dostluğa, yolunu doğrultacak bir ilme ve dengesini koruyacak bir dinlenmeye ihtiyaç duyar; çünkü o, devamlılığın, çabucak parlayıp ardından sönen bir heyecana değil; coşku ve uzun soluklu bir sabra ihtiyaç duyduğu kadar hikmete de ihtiyaç duyduğunu bilir.

Kendisinden daha büyük bir fikri taşıyan kimse, kendisini yüz üstü bırakanların hesabıyla uzun süre meşgul olmaz; aksine kendine şunu sorar: Şimdi benim ne yapmam gerekiyor? Bu sıkıntıyı bana fayda sağlayacak bir deneyime nasıl dönüştürebilirim? Yüz üstü bırakılmayı motivasyonumu düşürmesine izin vermeden çalışmaya nasıl devam edebilirim?

Ona düşen tohumu ekmek ve hasadı aceleye getirmemektir.

Davet taşıyıcısı, yol ne kadar uzarsa uzasın haktan taviz vermemeli, hakkı tanıdığı sürece ona vefalı olmalı ve basiret, merhamet ve ihlasla hakka doğru yürümelidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER