Pazar, 21 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/11/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Heyetleri, Medya Bürosu Üyesi Muhammed Nasır Şuveyha’nın Haksız Yere Askerî Mahkemede Yargılanması Hakkında Baroyu, Gazeteciler Sendikasını ve Tunus İnsan Hakları Birliğini Bilgilendirdi

Hizb-ut Tahrir Tunus Vilayeti Siyasi Büro Başkanı Üstad Abdurrauf el-Âmirî ve Merkezi İletişim Komitesi Başkanı Üstad Yasin bin Yahya’dan oluşan bir heyet, 26 Ekim 2026 Pazartesi günü Tunus İnsan Haklarını Savunma Birliği (LTDH) ile Gazeteciler Sendikasının genel merkezlerine iki ayrı ziyaret gerçekleştirdi.

Heyet, İnsan Hakları Birliği ve Gazeteciler Sendikasının iletişimden sorumlu yetkilileriyle görüşerek ziyaretin amacını açıkladı. Görüşmelerde, Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Medya Bürosu Üyesi Üstad Muhammed Nasır Şuveyha’nın yirmi ayı aşkın bir süredir tutuklu bulunduğu belirtildi. Şuveyha’nın, Gazze’deki kardeşlerimize destek olmak ve hakkı haykırmak amacıyla Et-Tahrir gazetesinde kaleme aldığı bir makale nedeniyle askerî yargının girişimiyle tutuklandığı ifade edildi.

Heyet ayrıca, Üstad Muhammed Nasır Şuveyha’nın yargılamasının 27 Ekim 2026 Salı günü Tunus Askerî İlk Derece Mahkemesinde gerçekleştirileceğini bildirdi. Görüşmede, aralarında askerî personel bulunmayan sivillerin yargılanmasının askerî mahkemelerin yetki alanına girmediği hatırlatıldı. Bunun yanı sıra, siyasi partilerin faaliyetlerini düzenleyen 87 sayılı Kararname’nin, siyasi partileri hesaba çekme yetkisini münhasıran Başbakana verdiği vurgulandı. Ayrıca 115 sayılı Kararname’nin de süreli yayınlarda yayımlanan makalelerin yazarlarını bu tür davalara karşı koruma altına aldığı belirtildi.

Heyet, İnsan Hakları Birliği ve Gazeteciler Sendikasını, kuruluş amaçları doğrultusunda insan haklarını ve gazetecilerin haklarını savunma sorumluluklarını yerine getirmeye ve çifte standart uygulamadan hareket etmeye davet etti. Ayrıca, Hizb-ut Tahrir ve gençlerinin maruz kaldığı çok sayıda hak ihlalinin 2023 yılında da her iki kuruma bildirildiği, ancak buna rağmen hiçbir girişimde bulunmadıkları hatırlatıldı!

Aynı gün, Merkezi İletişim Komitesi Üyesi Avukat Üstad Fethi el-Humeyrî ile Avukat Üstad Ekrem Gaylufî’den oluşan ikinci bir heyet de Tunus İlk Derece Mahkemesindeki Baro temsilciliğini ziyaret etti. Heyet, Üstad Muhammed Nasır Şuveyha’nın davasına ilişkin bir bildiriyi Baro sekreterliğine sundu.

Gerçekleştirilen üç görüşmenin sonunda, Üstad Abdurrauf el-Âmirî İnsan Hakları Birliği binası önünde, Üstad Yasin bin Yahya Gazeteciler Sendikası binası önünde ve Üstad Fethi el-Humeyrî ise Baro önünde basın açıklamalarında bulunarak ziyaretlerin içeriği hakkında bilgi verdi. Ayrıca her iki heyet, Tunus İnsan Haklarını Savunma Birliği Başkanı’na, Tunus Gazeteciler Sendikası Başkanı’na ve Tunus Ulusal Avukatlar Birliğinin Tunus Şubesi Başkanı’na hitaben birer resmî yazı bıraktı. İlgili yazılarda, Hizb-ut Tahrir’in meseleye ilişkin basın açıklamalarına yer verilerek konunun görüşülmesi amacıyla acil bir toplantı talebinde bulunuldu.

Devamını oku...

Siyaset Salonu Oturumuna Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu, değerli basın mensuplarını, siyasetçileri ve kamusal meseleler ile ilgilenen herkesi, Hizb ut-Tahrir üyesi Üstad Yakup İbrahim’in konuk olacağı yeni Siyasi Salon oturumuna katılmaya davet etmekten memnuniyet duyar. Oturumun başlığı şöyle:

“Kapitalist Sistem Krizler Üretir ve İslam’dan Başka Çıkış Yolu Yoktur”

Tarih: 20 Cumâde’l Ûlâ 1448 / 31 Ekim 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız veya canlı yayın üzerinden takip etmeniz, tartışmanın daha zengin ve verimli geçmesine katkı sağlayacaktır.

Devamını oku...

Akaryakıt Bir Emtiadan, Büyük Güçler Arasındaki Çatışmada Bir Koza Dönüştüğünde

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Akaryakıt Bir Emtiadan, Büyük Güçler Arasındaki Çatışmada Bir Koza Dönüştüğünde

Uluslararası siyasette, kaynakların değeri, sadece ürettikleriyle değil, aksine başkalarının kararlarını etkileme gücü sağlamalarıyla ölçülür. Bir devletin rakibine baskı yapmak için enerji tedarikini kesmesi gerekmeyebilir; aksine bazen sadece enerjinin ulaşım zamanlamasını kontrol etmesi, yönünü değiştirmesi ya da sürdürebilirliğini şüpheli bir hale getirmesi yeterlidir. Örneğin dizel gibi hayati bir kaynak, uluslararası çalkantı anında kıt bir hale geldiğinde, onun sevkiyatları ticari değerlerini aşarak nüfuz denkleminin bir parçası haline gelebilir.

Bu açıdan bakıldığında, 9 Ekim 2026 tarihinde Washington'da Rus dizelinin Amerikan ve küresel pazarlara tedarikine ilişkin yapılan açıklama, akaryakıt ticaretinin sınırlarını aşan bir okumayı hak etmektedir. Nitekim ABD Başkanı Trump, Rusya Devlet Başkanı Putin ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından, Rusya'nın derhal 300 bin tonu aşkın dizel tedarik edeceğini, bunu Kasım ayı ve sonrasında ek miktarların takip edeceğini açıkladı. Ayrıca ABD Hazine Bakanlığı, lisans şartları uyarınca Rus dizeliyle bağlantılı işlemlere Nisan 2027'ye kadar izin veren geçici bir muafiyet (lisans) yayımladı.

Bu gelişme; enerji piyasalarının ABD'nin İran'a yönelik açtığı savaş ve Rusya-Ukrayna savaşıyla bağlantılı çalkantılarla karşı karşıya kaldığı, ABD dizel fiyatlarının yüksek seviyelere ulaştığı ve önümüzdeki 3 Kasım'da yapılacak Kongre ara seçimlerinin yaklaştığı bir dönemde yaşanmaktadır. İşte burada siyasi bir soru ortaya çıkmaktadır: Bizler, acil bir ekonomik önlemle mi, geçici bir çıkar kesişmesiyle mi, yoksa Washington ile Moskova arasında daha geniş kapsamlı uzlaşılara kapı aralayabilecek bir adımla mı karşı karşıyayız?

ABD ile Rusya arasındaki ilişkiler, güvenlik, nüfuz ve yaptırımlar dosyalarındaki rekabete mahkum olmaya devam etmektedir ancak çıkarların örtüştüğü durumlarda işbirliğinden yoksun da olmamıştır. Nitekim Suriye, iki tarafın hedefleri farklı olmasına rağmen, askeri koordinasyon ve çatışmadan kaçınma kanallarına tanıklık etmiştir.

ABD yönetiminin yeni kolaylıkları tanımadan önce Rus enerji sektörüne yönelik yaptırımları sertleştirmiş olması, atılan adımın önemini daha da artırmaktadır. Associated Press ajansı, kararda, Amerika'nın Rusya'ya yıllardır uyguladığı baskıdan dikkat çekici bir sapma görmektedir. Ayrıca Kremlin de, iki başkan arasındaki telefon görüşmesinde, enerjinin yanı sıra Ukrayna krizinin çözümü ve ikili ilişkilerin geleceğinin de ele alındığına işaret etmiştir.

Buradan hareketle, dizelin daha geniş uzlaşılara bir girişi temsil ettiği varsayımı test edilebilir. Ancak bunu kanıtlamak, değeri ne olursa olsun ticari bir duyuruyla yetinmeyi değil, diğer dosyalarda da sonuçların ortaya çıkmasını gerektirir.

İç boyut da göz ardı edilemez; zira Trump yaptığı açıklamayı, açıkça çiftçilerin, kamyon şoförlerinin ve tüketicilerin yararına akaryakıt fiyatlarını düşürmeye bağlamış, Reuters ise ABD'deki ortalama dizel fiyatının açıklamadan önceki Perşembe günü galon başına 6,28 Dolara ulaştığını bildirmiştir.

Karayolu taşımacılığına, tarıma ve dağıtım zincirlerine dayalı bir ekonomide, dizel fiyatlarındaki artış akaryakıt istasyonlarıyla sınırlı kalmaz; aksine gıda, mal ve hizmet fiyatlarına da yansıyabilir. Bu nedenle ek tedariklerin sağlanması, yönetime seçimler öncesinde ekonomik ve siyasi baskıyı hafifletme fırsatı verebilir.

Ancak gerçek sınav sevkiyatların duyurulması değildir, aksine bunların ulaşması ve piyasadaki fiilî etkisidir. Ayrıca seçimlerden sonra kolaylıkların devam etmesi de önemli bir gösterge olacaktır.

Avrupa, enerji baskısı ile Amerika'nın güvenlik şemsiyesi arasında

Tablonun en hassas halkalarından biri burada ortaya çıkmaktadır; zira Ekim ayının başlarında Reuters'ın aktardığı raporlar, Washington'ın fiyatları hafifletmeye yardımcı olmak amacıyla acil durum dizel stoklarını kullanmaları için Fransa ve Almanya'ya baskı yaptığını ve ABD'nin dizel ihracatını kısıtlama olasılığını ima ettiğini bildirdi.

Rus tehdidinin devam etmesi, ABD'nin Avrupa'nın güvenliğine yönelik taahhüdündeki dalgalanmayla eş zamanlı olarak, bazı Avrupa ülkelerinin Amerika'nın güvenlik şemsiyesine bağımlılığını artırabilir. Bu da onu savunma harcamaları, yük paylaşımı veya ticari ilişkiler konularında tavizler vermeye itebilir. Ancak bunun tam tersi bir olasılık da söz konusudur; zira bu baskılar, Avrupa'yı savunma ve enerji alanlarında bağımsızlığını inşa etme sürecini hızlandırmaya da itebilir.

Çin… Tedarikler kesilmeden dolaylı baskı

Avrupa siyasi ve güvenlik açısından bir baskı alanını temsil ediyor olsa da, Çin de daha geniş kapsamlı stratejik rekabet alanını temsil etmektedir.

Buradaki varsayım, Amerika'nın dizeli Çin'den doğrudan engelleyeceğine değil, aksine Rusya'nın tedarik rotalarındaki değişikliğin piyasa dengesini ve Çin'in yakıta erişim koşullarını etkileyebileceği olasılığına dayanmaktadır. Nitekim enerji piyasalarında, ek sevkiyatların bir yöne yönlendirilmesi, resmi bir ambargo uygulanmasa dahi diğer taraflar için fiyatlar ve mevcut ticari güzergahlar üzerinde bir etkiye neden olabilir.

Asya akaryakıt piyasasındaki dalgalanma ışığında bu mesele ayrı bir önem kazanmaktadır. Nitekim Reuters, 9 Ekim'de Çin'in kısa bir aranın ardından ay içinde rafine akaryakıt ihracatına yeniden başlayacağını ve dizel, benzin ve uçak yakıtı toplamında yaklaşık 3,7 milyon tonluk ihracat onayının verildiğini bildirdi. Bu gelişmeler, Çin'in kendi ihracat kararlarının dahi Asya ve küresel tedarik dengesini etkilediğini açıklamaktadır.

Bununla birlikte ABD ve Rusya'nın açıklamasında, anlaşmanın özellikle Çin'i hedef aldığını veya diğer pazarlara yönlendirilen Rus miktarının Çin'e yapılan tedariki azaltacağını kanıtlayan herhangi bir şey yoktur. Bu, Rus üretiminin hacmine, fiili ihracat güzergahlarına ve diğer tedarikçilerin bunu tazmin edebilme kapasitesine bağlıdır.

Dizel… Tedarik kapasitesi nüfuz kaynağına dönüştüğünde

Dizelin önemi, doğrudan fiyatının ötesine geçmektedir; zira dizel, karayolu taşımacılığı, nakliye, tarım ve çok çeşitli sanayi faaliyetleri için temel bir yakıttır. Bu nedenle dizelin eksikliği, üretim ve dağıtım maliyetlerini artırabilir ve ondan kısa sürede vazgeçemeyen sektörler üzerinde baskı oluşturabilir.

Küresel krizin gölgesinde güç, sadece rezervlere sahip olmak veya üretimi artırmakla sınırlı değildir; aynı zamanda yakıtı ihtiyaç duyan pazarlara ulaştırma, sevkiyatların zamanlamasını belirleme, varış noktalarını ve satış şartlarını etkileme gücünü de kapsamaktadır.

Ancak gerçek kıtlık ile fiyatlardaki keskin artış arasında ayrım yapmak gerekir. Zira her fiyat artışı malın ortadan kaybolduğunun kanıtı olmadığı gibi aynı şekilde büyük miktarların duyurulması da bunların hemen ulaştığı veya eşit şekilde dağıtıldığı anlamına da gelmez. Çünkü hasar gören rafineriler, ihracat kısıtlamaları, nakliye maliyetleri ve askeri çatışmalar, anlaşmadan beklenen etkiyi sınırlayabilecek faktörler olmaya devam etmektedir.

Bu nedenle Rusya-Amerika dizel anlaşmasının önemi, aynı anda ABD'nin iç ihtiyaçlarının, Rusya'nın petrol ürünlerinin pazarlarını genişletme çıkarının, Avrupa üzerindeki baskıların ve Çin ile devam eden stratejik rekabetin arasını bir araya getirmesinde yatmaktadır.

Bu çıkarlar, tamamı tek bir planın parçası olmaksızın da kesişebilir. Washington, enerji alanında Moskova ile iş birliğinden fayda sağlayabilirken, Kiev konusunda ona baskı yapmayı sürdürebilir; Rusya ise siyasi ve askeri hedeflerinden vazgeçmeden kısıtlamaların hafifletilmesinden ekonomik olarak fayda sağlayabilir. Aynı zamanda Avrupa, Amerika'nın korumasına duyduğu ihtiyaç ile karar alma bağımsızlığı arzusu arasında daha karmaşık bir denklemle karşı karşıya kalırken, Çin de tedarik aksaklıklarının ekonomik güvenliği üzerindeki etkisini izlemektedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...

Zelenski, Amerika İle İttifak Kurma Aptallığı Konusunda Müslümanlar İçin Bir İbrettir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Zelenski, Amerika İle İttifak Kurma Aptallığı Konusunda Müslümanlar İçin Bir İbrettir

Haber:

24 Ekim'de Fox Business, gemi takip verilerinin Rus dizeli taşıyan bir tankerin aralıklı olarak ABD'ye doğru ilerlediğini gösterdiğini; Trump'ın küresel piyasalara Rus yakıtı arzını artırma çabaları kapsamında bu durumun doğrudan sevkiyatların yeniden başlaması anlamına gelebileceğini bildirdi.

Yorum:

Pakistan'ın fiilî yöneticisi Asım Münir’in, Trump'a İran'la savaş bataklığından bir çıkış yolu sağlamada başarısız olmasının ardından Trump yardım istemek için Putin'e başvurmuş, Zelenski'yi ise kendisine ihtiyaç duyduğu anda yüzüstü bırakmıştır.

Nitekim 9 Ekim 2026'da Trump, Putin ile, Moskova'nın küresel piyasalara derhal dizel sunmasını sağlayan bir anlaşmaya vardığını ve “Dizel fiyatlarının Amerikalılar, hatta tüm dünya için rekor oranlarda ve hızla düşeceğini” duyurmuştur!

Ardından Trump 17 Ekim 2026 tarihinde, ulusal çıkarları gerekçe göstererek Rusya üzerinde uygulanan yaptırımları askıya alan bir başkanlık kararnamesi imzalamıştır. ABD Hazine Bakanlığı ise; Nisan 2027 sonuna kadar geçerli olan genel bir lisans kapsamında Rus dizel ihracatına yönelik yaptırımların askıya alındığını duyurmuştur.

Amerika'nın, Ukrayna savaşındaki kapasitelerini zayıflatmak amacıyla Rusya'ya yaptırımlar uygulamış olmasına rağmen Trump bunu yapmıştır. Buna rağmen Trump, Zelenski'ye sırtını dönmüştür.

Nitekim 10 Ekim 2026’da Trump, gazetecilerle yaptığı bir görüşme sırasındadikkat çekici bir açıklamada bulunarak şöyle demiştir: “Bence Ukrayna'nın yeni bir başkanı olmasının vakti gelmiştir.” Ayrıca Trump, daha önce Ukrayna'ya sağladığı uydu sistemini kısıtlayarak, ihtiyaç duydukları anda Ukrayna güçlerinin görüşünü engellemiştir. Nitekim 15 Ekim 2026'da Reuters; konuya vakıf iki ABD'li ve bir Batılı yetkiliye dayandırdığı haberinde, “Ukrayna'nın savaş alanı haberleşmesinde ve insansız hava aracı (İHA) operasyonlarında kullandığı uydu sisteminin kısıtlanması emrinin Beyaz Saray'dan verildiğini bildirmiştir.”

Böylece, Zelenski, kendisine Rusya ile savaşması için yeşil ışık yakan ve destekleyen Amerika ile ittifakının acısını tatmış, Rusya'nın kapasitesini felç etmek için adımlar atmış ve Zelenski'nin hatasının tüm bedelini Ukrayna'nın ordusu, ekonomisi ve halkı ödemiştir. Şimdi ise Trump, Amerika'nın çıkarları doğrultusunda Rusya'yı güçlendirmekte ve Ukrayna'yı zayıflatmaktadır.

Putin'e gelince; siyasi düşüncesindeki zayıflık hâlâ halkı ve ordusu üzerinde bir yük olmaya devam etmektedir. Peki Putin, Amerika'nın ülkesini Suriye'deki ajanı Beşar Esed'i desteklemek için nasıl kullandığını, ardından Ahmed Şara'da çıkarlarını güvence altına alan bir kişilik görünce kendisini nasıl devre dışı bıraktığını unuttu mu? Yoksa Putin, Rusya'yı büyük güç kapasitesine sahip bir devletten çok daha düşük kapasitelere sahip orta ölçekli bir güce gerileten bir yıpratma savaşında, Amerika'nın kendisini Ukrayna'yı işgal etmek için kışkırttığını unuttu mu?

Bütün bunlara rağmen Putin, İran'ı Amerika ile müzakere tuzağına sürüklemesi için Lavrov'u göndermiştir. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanlığı, 19 Ekim 2026 tarihinde, bakanı Lavrov’un açıklamalarını ve aynı gün Tahran şehrinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında medya kuruluşlarının sorularına verdiği yanıtları yayımlamış olup bunlarda şu ifadeler geçmektedir: “Ülkemizin, her iki tarafça kabul edilebilir müzakere edilmiş çözümlere ulaşılmasına yardımcı olmaya hazır olduğunu bir kez daha yineledim.”

Ey Müslümanlar: Zelenski ve Putin Amerika ile ittifak kurmanın acı sonuçlarından ders almadılar ve ülkelerine yıkım getirdiler.Üstelik eski komünist devletler olarak ülkeleri, Amerika'ya kıyasla uluslararası ilişkilerin kapitalist versiyonundaki siyasi deneyimden de yoksundur. Eğer alternatif bir vizyonları olsaydı, belki de Amerika ile ilişkilerini keser ve ondan vazgeçerlerdi; zira Amerika ile ilişki kurmak zarar, ihanet ve aldatma kapılarını açarken, onu tecrit etmek ve uluslararası alanda dışlanmış bir devlet haline getirmek ise tüm ülkeleri zarardan korumanın yoludur.

Asım Münir gibi Amerika'nın ajanlarına gelince; onların Amerika'ya sarılması, bir kölenin efendisine sarılması gibidir. Dolayısıyla onlar hiçbir dersten ibret almayacaklardır; çünkü onlar, kendi halklarının cinsinden değil, Amerika’nın cinsinden olan kimselerdir.

Size gelinceey Müslümanlar; Amerika ile tüm ittifakları kesmenizde insan hikmetini aşan bir hikmet vardır; zira bu, Hakim olan Allah Subhanehu ve Teala’nın vahyidir. Nitekim Subhanehu ve Teala şu kavliyle uyarıda bulunmuştur: مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللهِ أَوْلِيَاءَ كَمَثَلِ الْعَنكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتاً وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ “Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!” [Ankebut 41]

Kâfirlerle ittifak kurmanın haram kılınması, uluslararası ilişkilerin şer‘î tasavvurunda temel bir dayanaktır. O halde Amerika'nın ajanlarından karar alma yetkisini geri alın ve Allah Subhanehu ve Teala’nın şeriatını ikame edin. İlk pratik adım ise, ordularınızdan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermelerini talep etmenizdir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazdı
Musab Umeyr - Pakistan

Devamını oku...

İslam Devleti’ne ve Onun Eğitim Siyasetine Ne Kadar Da Özlem Duyuyoruz!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
İslam Devleti’ne ve Onun Eğitim Siyasetine Ne Kadar Da Özlem Duyuyoruz!

Haber:

Öğretmen sayısındaki yetersizliğe, sınıflardaki aşırı kalabalığa ve okul binalarının harap durumuna karşı çıkmak amacıyla Fransa okullarındaki protesto dalgaları yayılıyor.

Yorum:

Bir öğrencinin okulda ihtiyaç duyduğu önceliklerden biri, herhangi bir baskı veya endişe olmaksızın gerekli tüm bilgileri öğrenebilmesine imkan tanıyan bir ortamda ders çalışabilmesi için uygun bir eğitim ortamının sağlanmasıdır; ancak Fransa bu olaya şiddet, gözaltılar ve adli takibatlarla karşılık vermiş ve yaşanan olaylar çok sayıda öğrencinin yaralanmasıyla sonuçlanmış olup bunların arasında bir bombanın patlaması sonucu bir öğrencinin elinin kopmasına yol açan ağır bir vaka da yer alırken, protestolarda çok sayıda polis memuru da yaralanmıştır.

Bu protestolar, tek dertleri rahatlık ve huzurun egemen olduğu bir ortamda eğitim almak olan öğrencilerin dar görüşlülüğünden kaynaklanmamakta; aksine ekonomik, sosyal ve sağlık politikalarının yanı sıra eğitim politikasında da başarısız olmuş bir devlet sisteminden kaynaklanmaktadır; işte biriken bu baskılar, öğrencilerin dışarı çıkıp gür bir şekilde seslerini yükselterek, kendi işlerinin gözetilmesinde karşılaştıkları her türlü ihmali reddettiklerini ilan etmelerine ve hükümetten bakım ve ilgi görme konusundaki en temel haklarını vermesini, eğitim ve sağlığa yapılan harcamaları artırmasını ve yaşam pahalılığını düşürmesini talep etmelerine yol açmıştır.

Diğer Avrupa ülkeleri, hatta halklarına refah ve yükseköğrenim vaat edip onları umutlandırmayı sürdüren bütün kâfir Batı ülkeleri gibi Fransa da; dünyanın sanayi ve askerî sisteminin gücüne bakışına gösterdiği ilgi kadar eğitim sisteminin ulaştığı eksiklik ve ihmal düzeyine ilgi göstermeyi önemsememiştir.

Aradan sadece birkaç gün geçmişti ki Fransa'ya sadakatle bağlı bir ülke olan Tunus'ta da benzer bir sahnenin tekrarlandığına tanık olduk; zira burada, son on yıl zarfında düşük yaşam koşulları yüzünden yaklaşık bir milyon öğrencinin okulu bıraktığı ve bunlardan bazılarının çalışmaya yönelmeyi tercih ettiği kaydedilmiştir.

Aynı sahne Pakistan'da da tekrarlanmıştır; zira binalar ve eğitim merkezleri çökmüş ve bazı öğrenciler hayatını kaybetmiştir; ayrıca mevsimlik yağmurlar bir eğitim merkezinin çatısının yeniden çökmesine yol açmış ve bu da en az otuz çocuğun ve bir öğretmenin hayatını kaybetmesine ve diğerlerinin de yaralanmasına neden olmuştur.

Bunlar son zamanda meydana gelen ve laik sistemdeki eğitim sisteminin gerekli ilgiyi görmediğini ortaya koyan olaylara dair örneklerdir; zira eğitime, öğrencilere, hatta öğretmenlere bile önem verilmemekte ve onlar harap durumdaki altyapının altında ölüme terk edilmektedir.

Kamil hadari bir nizam olan İslam nizamının yokluğunda ümmet, doğru eğitim hizmeti de dahil olmak üzere en temel ihtiyaçlarından mahrum kalmıştır; bu ise Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin yeniden geri dönmesiyle son bulacaktır.

Nitekim halkına asla yalan söylemeyen bir lider olan Hizb-ut Tahrir, ümmetin işlerinin gözetilmesinde gerekli olan hiçbir meseleyi bırakmamış, aksine bunları araştırıp onun için bir sistem koymuş ve bunların tümünü kitaplarında kaleme almıştır; bu kitaplardan biri de “Hilafet Devleti'nde Nizami Öğretimin Esasları” başlıklı kitabı olup bu kitapta; Hilafet Devleti'ndeki eğitim siyasetini, eğitimin genel hedeflerini, öğretim yöntemlerini, üsluplarını ve araçlarını açıklamış; aşamaları ve hedefleriyle okul eğitimine, öğretim derslerine, ders sistemi düzenine, ardından yükseköğretime, hedeflerine, türlerine, kurumlarına ve benzerlerine odaklanmıştır…

O halde bu parti; ümmeti -hatta bütün dünyayı- zalim kapitalist yönetimin karanlıklarından İslam'ın adil yönetimine kavuşturacak yapıyı kurmak amacıyla bütün Müslümanların ona katılarak onunla birlikte daveti taşımak için çaba göstermeye layık bir parti değil midir?!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Raziye Abdullah

Devamını oku...

Başörtüsü İçin Yargılanmak Şereftir

Azerbaycan rejimi, Eylül ayının sonunda aldığı yasakçı bir karar ile okullarda başörtüsü yasağını uygulamaya koyup öğrenci ve öğretmenleri sınıflardan çıkarmış ve okul kapılarını başörtülü Müslümanlara tamamen kapatmıştı. Başörtüsü yasağına karşı direnen aileleri tehdit edip Müslümanları gözaltına alarak tutuklatmıştı. Bununla yetinmeyen Aliyev yönetimi şimdi de başörtüsü zorbalığına karşı gelen, yasağın kalkması için açıklamalarda bulunup mücadele eden, sosyal medya platformlarında bu yönde paylaşımlar yapan Türkiye’den bazı Müslümanları ve kurumları hedef aldı. Önce Abdullah İmamoğlu ve başka İslami camialardan Müslümanların içinde olduğu 7 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Peşinden Hakkı Eren ve Muhammed Emin Yıldırım başta olmak üzere gazeteciler, yazarlar, aktivistler, STK ve Siyasi Parti temsilcilerinden oluşan 31 kişi hakkında ülkeye giriş yasağı konuldu.

Türkiye yönetimi, Aliyev rejiminin uygulamaya koyduğu başörtüsü yasağı ile ilgili bugüne kadar eleştirel herhangi bir resmi açıklama yapmadı. Aksine Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve Binali Yıldırım, bu konunun Azerbaycan’ın kendi iç işleri ile ilgili bir karar olduğunu, buna karışmanın ve karşı gelmenin hiç kimsenin haddine olmadığını ifade eden açıklamalar yaptılar. Ak Parti iktidarının başörtüsü yasağı karşısındaki bu sessizliği, yasağı eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Oktay Saral’ın görevden alınması ile Aliyev rejimi lehine sonuçlandı.

Türkiye yönetimi bununla da yetinmedi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 26 Ekim Pazartesi günü, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham ALIYEV ve Azerbaycan hükumetine yönelik güya hakaret içeren/provokatif paylaşımları gerekçe göstererek Muhammed Emin Yıldırım dâhil 4 kardeşimiz hakkında gözaltı kararı verdi. Müslümanlar, yasakçı Aliyev rejimini eleştirdikleri, Allah’ın emri olan başörtüsünü savundukları ve Azerbaycan’daki bacılarımızın yanında durdukları için suçlandılar. Türkiye yargı makamlarının kendi vatandaşları hakkında aldığı bu karar, Azerbaycan rejiminin Türkiye yargısına ve Türkiye’nin iç işlerine müdahale ettiğinin açık bir göstergesidir. 28 Şubat zihniyeti ile mücadele eden bir parti olmakla övünen iktidarın, başörtüsünü yasaklayan Aliyev yönetimine zalim denilmesini suç unsuru olarak kabul etmesi, hukuk tanımamazlık, samimiyetsizlik ve acizliktir. Bu karar göstermektedir ki, bugün Aliyev rejimize zalim diyen Müslümanları suçlayan Türkiye yönetimi, yarın İslam’ın ve Müslümanların azılı düşmanı olan Amerika’nın başkanı Trump’a küstah ve kâfir diyen, çocuk katili Netanyahu’ya cani ve terörist diyen Müslümanlar hakkında da yargılama başlatabilir. Bu karar Türkiye yönetimi için bir utançtır.

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti olarak en başından beri Azerbaycan’daki başörtüsü yasağına karşı İslami bir duruş sergileyen, hakkın yanında durup zalime sen zalimsin diyen tüm Müslümanları ve kurumları takdir ediyoruz. Yürütülen haksız gözaltılar ve hukuk dışı suçlamalar sebebiyle kardeşlerimize desteğini açıklayan, hakkın yanında durup haksızlık ve hukuksuzluklara tepki koyan herkese teşekkür ediyor Allah razı olsun diyoruz. Aliyev rejiminin tehditlerinin ve Türkiye yönetiminin baskılarının başörtüsüne sahip çıkan bizleri ve tüm Müslümanları asla korkutmayacağını bir kez daha tekrar ediyoruz. Bizim için İslam’ın farzı ve Müslüman bacımızın namusu olan başörtüsü için bedel ödemek şereftir. Müslümanlar olarak biz yalnız Allah’tan korkarız, O’nun dini ve davası için başımıza gelen her musibete de sabrederiz. Biz yalnız Allah Subhanehu ve Teâla’ya sığınır ve O’na tevekkül ederiz.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER