Perşembe, 25 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/11/05
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Güvenlik Konseyi, Sudan’daki Durumlar ve ABD’nin Hedefleri

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Güvenlik Konseyi, Sudan’daki Durumlar ve ABD’nin Hedefleri

22/08/2026 Pazartesi günü, Sudan’daki durumla ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde düzenlenen bilgilendirme oturumunda, ABD Başkanı'nın Afrika, Arap Ülkeleri ve Orta Doğu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos bir konuşma yaptı ve bu konuşma, 24 Ağustos 2026 tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlandı; Boulos konuşmasında, (Sudan'ın bu ay bu Konseyin gündeminin ilk sıralarında kalmasını sağladıkları) için onlara için teşekkür etti ve Sudan halkının çektiği acıları tanımlayarak şöyle dedi: “Sudan’ın dört bir yanındaki siviller bir kabus yaşıyorlar.” Peki Massad Boulos’un sözlerinin barındırdığı gizemler nelerdir? Konuşmada saklı olan sırlar nelerdir? Bu bilgilendirme aracılığıyla hedeflenen şey nedir? Ve bundan çıkış yolu nedir?

Birincisi: ABD, Sudan'daki hedeflerine ulaşmak için çalışmaktadır; nitekim savaş dosyasını elinde tutan ABD, çatışmayı büyük ölçüde Darfur'dan uzaklaştırarak Kordofan ve Mavi Nil bölgelerindeki diğer sahalara vahşi bir şekilde taşımayı başarmış ve taraflar arasında bir ayrım çizgisi çizerek ordunun Darfur'a ilerlemesini engelleyen sarsılmaz bir set oluşturmuştur; bunun amacı ise, Darfur'da kurucu hükümeti pekiştirmekle ilgilidir.

İkincisi: Massad Boulos, Güvenlik Konseyi’ndeki bilgilendirmede şöyle demiştir: “Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Hızlı Destek Güçleri’nin davranışları, bu güçlerin çabalarının, şiddeti tırmandırmaya, yeni topraklar ele geçirmek için çalışmaya ve ulaşılması imkansız askeri bir zafer peşinde koşmaya yoğunlaştığını göstermektedir.” Onun “ulaşılması imkansız askeri bir zafer” sözü, müzakereci çözüm kartının Amerika’nın elinde olduğunu, ancak Amerika’nın, kendi adamlarının siyasi sahneye tek başına hâkim olacağından emin olana kadar oyalayarak savaşı uzattığını teyit etmektedir. ABD, bir tarafın diğerine karşı zafer kazanmasını istememekte ve ayrılıkçı Hızlı Destek milislerini yenilmez bir güç olarak değil de, orduyla eşit bir güç olarak göstermektedir; zira Amerika, Sudan’ın her iki tarafını da kontrol altına alarak onu parçalamak için hem ordu komutanlarına hem de Hızlı Destek Güçleri komutanlarına güvenmektedir; bu nedenle politikacıları tüm açıklamalarında askeri çözümü reddetmektedir; örneğin 25/08/2026 Salı günü Suudi Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid El-Hureyciile yapılan görüşmede Massad Boulos şunları söylemiştir: “Suudi Arabistan ile Sudan’daki çatışmanın askeri bir çözümü olmadığı konusunda anlaştık.” Ayrıca Mısır Dışişleri Bakanı ve dörtlü grubuyla olan sürekli istişareler de aynı şekildedir.

Üçüncüsü: Amerika, insani eylemlere ve ateşkese odaklanmaktadır; zira ateşkes anlaşmaları yoluyla Sudan ordusunun Darfur’a ilerlemesinin önünü tamamen kesmeyi ve Hemidti’nin bu bölge üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedeflemektedir; bu bağlamda Massad Boulos bilgilendirmesinde, Amerikan planına hizmet eden bir karar taslağı sundu ve bu karar, dört temel hususa teşvik etmektedir ki onlar şunlardır:

1- Silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesi; bu da ordu içindeki muhlislerin hamlelerini boşa çıkarmak, hareketlerini felç edip güçlerini zayıflatmak ve onların Darfur'u geri almalarını engellemek içindir.

2- İnsansız hava araçlarının, ilgili sistemlerin ve teknolojilerin silah yasağı kapsamına girdiğini yeniden teyit etmek. Bu öneri sunulmuştur; zira hava desteği modern savaşlarda temel bir unsur olup piyadelerin Darfur'a doğru harekete geçmesine imkan tanımaktadır; ABD'nin istemediği şey de budur. Bu nedenle uçuşa yasak bölge önerisi, Hızlı Destek Güçleri'ni yok olmaktan korumak adına ABD yönetimi için bir gereklilik olmuştur. Bu yüzden ABD, Hızlı Destek Güçleri'nin varlığını tanımakta, onları oldukları gibi kabul etmekte, varlıklarını ve işledikleri suçları sürdürmelerini teyit etmekte ve onların parçalanması veya varlıklarına son verilmesi hakkında konuşmaktan kaçınmaktadır.

3- Genel Sekreter’den, 1591 sayılı karara bağlı Uzmanlar Paneli’ndeki uzman sayısının artırılmasının talep edilmesi; bu karar, Sudan’daki durumla ilgili olarak Mart 2005’te kabul edilmiştir; bu karar uyarınca BM Sudan Uzmanlar Paneli kurulmuş olup panelin görevi, diğer hususların yanı sıra Darfur’daki silah ambargosunun izlenmesini temsil etmektedir. Uzmanların (heyetlerin) varlığı; baskı uygulamak ve sürecin ABD'nin istediği doğrultuda ilerlediğinden emin olmak için her iki tarafı da gözetlemek (casusluk yapmak) anlamına gelmektedir. Zira Massad Boulos'un önerisinin (4.) maddesi şöyledir: “Konsey’i daha iyi bilgilendirmek amacıyla, 1591 sayılı karar kapsamında çalışan Uzmanlar Paneli’nin bölgeyi kapsayan diğer ekiplerle iş birliği yapması yönünde talimat verildi.” İşte bu tam anlamıyla bir casusluktur. Ayrıca Boulos şöyle dedi: “Bu genişletilmiş ve güçlendirilmiş yeteneklerin hedefi... çatışmanın sona erdirilmesi için tüm taraflara baskı uygulamaktır.” Ajanlara baskı uygulamak Amerika için yeni bir şey değildir; zira Güney’in ayrılmasına kadar ajanı El-Beşir ve çetesine karşı bunu uygulamıştı ve şimdi de Burhan ve yardımcısı Malik Akar, uygulanan baskının şiddetinden dolayı çığlık atana kadar bunu şiddetle uygulamaktadır; nitekim Burhan, El-Cezire eyaletinin El-Managil kentinde yaptığı bir konuşmada önümüzdeki günlerde Sudan’a ve bizzat şahsına yeni yaptırımların uygulanmasını dışlamadı ve Sudan’ın düşmanlarının ülkeye boyun eğdirmek ve ona diz çöktürmek istediğini belirtti. El Cezire kanalına verdiği röportajda, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Malik Akar şunları söyledi: “... ABD’nin girişimini kabul etmemiz için büyük baskıya maruz kalıyoruz ancak tutumumuza sımsıkı sarılıyoruz.” (Sudan Tribune). Hatta Boulos, Güvenlik Konseyi’ne şu tehditkâr mesajı gönderdi: “Açık konuşayım: Eğer bu Konsey önlemler almayı reddederse, bunun en büyük yükünü çekecek olan yine Sudan halkı olacaktır.”

Bu nedenle ister Güvenlik Konseyi'nde Massad Boulos vasıtasıyla sunulsun, ister Dörtlü veya Beşli Komite aracılığıyla sunulsun, ABD'nin sunduğu önerilere bakmak bir zorunluluktu; zira bu öneriler, Darfur'u ayırma tiyatrosunu tamamlamaya, müzakere konusunu diğer çatışma bölgelerine bağlamaya ve Darfur'u çatışma çemberinden çıkarmaya yönelik kademeli bir zemin hazırlığı niteliğindedir.

Önerilerde geçen Sudan’daki insani krizin, Amerika’nın ve Trump’ın umurunda olmadığı bilinmelidir! Hatta onun Sudan’daki adamlarının bile umurunda değildir; çünkü ABD’nin dış politikası sadece tek bir kaideye dayanmaktadır: “Önce Amerika”, Sudan insanı değil! Bunun amacı da, casuslarının ülkeye girip çıkmasına imkan sağlamak, her iki tarafı da gözetlemek ve üzerlerinde baskı kurarak Sudan’ı bölme komplosunun hızla hayata geçirilmesini sağlamaktır.

İkiyüzlülük, Massad Boulos’un Güvenlik Konseyi’ndeki bilgilendirmesindeki şu sözlerinde ortaya çıkmaktadır: “ABD, bu savaşın ilk gününden itibaren Sudan halkının korunmasını bir öncelik haline getirmiştir; işte bu nedenle Sudan'daki sivillerin korunması taahhüdünü içeren Cidde Bildirisi'ne ulaşmaya çalıştık.. Bu nedenle o günden bu yana, gün be gün daha fazla insani ateşkes, ateşkes ile barışı sağlamaya ve sivilleri korumaya yönelik düzenlemeleri sağlamak için çabaladık.” Peki bu iddia edilen koruma hani nerede? O, gün be gün çabalarken, savaş dördüncü yılına girdi ama ne askeri bir çözüm ne de bir ateşkes var?! Bu koruma hani nerede? Oysa Massad Boulos’un kendisi bile Sudan halkının başına gelen felaketlerin tanığı olmuştur; zira bilgilendirmesinde şöyle demiştir: “Özellikle silahlı insansız hava araçlarının artan kullanımından kaynaklanan insani kayıpların ne derece vahim olduğuna dikkat çekmek isterim... Nitekim bunlar, bu yılın ilk yarısında şimdiden 1120'den fazla Sudanlı sivilin hayatına mal olmuştur.” Son haftalarda yaşanan şiddet ve güvensizlikten kaynaklanan yeni göç dalgalarına değinerek, bunun (acı verici bir durum)” olduğunu söyledi. Peki bunlar hani nerede?!

Çözüm, Hizb-ut Tahrir'in Emiri Celil Alim Ata bin Halil Ebu Raşta ’nın Sudan meselelerini ele alırken sürekli vurguladığı şeydir; “ey Sudan halkı! Size sesleniyoruz, pişman olmadan ve pişmanlığın fayda etmeyeceği gün gelmeden önce hadi durumu düzeltin... Çatışan tarafların yakasına yapışın ve onları hakka zorlayın... Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir ’e yardım edin. Böylece Sudan; İslam ile yeniden güçlü ve izzetli hale gelecek, üzerinde “Lâ ilâhe illallah Muhammedun Rasûlullah” Ukab sancağı dalgalanacaktır.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yakup İbrahim – Sudan

Devamını oku...

Sırbistan ile Stratejik Ortaklık: Yollar Nereye Çıkıyor?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Sırbistan ile Stratejik Ortaklık: Yollar Nereye Çıkıyor?

Haber:

7 ve 8 Eylül 2026 tarihlerinde Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Sırbistan’a ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi. Ziyaretin sonunda, Özbekistan ile Sırbistan arasında stratejik bir ortaklık kurulmasına ilişkin ortak bir bildiri imzalandı. Ayrıca iki ülke arasında 20 adet ikili belge imzalandı.

Bu anlaşmalar arasında şunlar yer almaktadır: “Orta Koridor”a destek, demiryolu altyapısının geliştirilmesi, karayolu ile uluslararası taşımacılık, gümrük işbirliği ve serbest ticaret müzakerelerinin başlatılması; ayrıca eczacılık, biyoteknoloji, dijitalleşme, yapay zeka, işgücü göçü ve diğer sektörler.

Yorum:

Aslında bu süreç, Ekim 2025’te Aleksandar Vučić’in Taşkent ziyareti sırasında başlamıştı. O dönemde taraflar, Hazar Denizi Koridoru da dahil olmak üzere Orta Asya ile Balkanlar arasında yeni ulaşım yollarının geliştirilmesi konusunu ele aldılar. 2026 yılının Mayıs ayında Sırbistan, Taşkent ve Belgrad’ı açıkça Orta Asya ile Avrupa ve üçüncü pazarlar arasında bir köprü olarak nitelendirmişti. Bu da meselenin sadece Sırbistan pazarına girmekle sınırlı olmadığı, aynı zamanda Orta Asya ülkelerinin ürünlerinin, hammaddelerinin ve sermayelerinin Avrupa pazarına ulaşacağı güzergâhlarla da ilgili olduğu anlamına gelmektedir.

Bu süreç, Avrupa Birliği’nin ulaşım stratejisiyle de uyumludur. Zira 2026 yılının Haziran ayında, Avrupa Komisyonu, Avrupa'yı Orta Asya, Kafkasya ve Karadeniz üzerinden birbirine bağlamayı amaçlayan “Connectivity Agenda Platform” platformunu başlatmıştı. Platform, Hazar Denizi Koridoru’nu geliştirmeyi, sınırların altyapısını iyileştirmeyi ve stratejik yatırımları çekmeyi amaçlamaktadır. Çin’e gelince; bu tür koridorlar, ülkenin ürünlerini, yatırımlarını ve sanayi zincirlerini Batı’ya doğru genişletme fırsatlarını artırmaktadır. Rusya’nın bakış açısına gelince; kendi topraklarından geçen koridorların güçlendirilmesi, Rusya’nın Orta Asya’daki ekonomik nüfuz ve ulaşım araçlarının azalmasına yol açabilir. Aynı zamanda Özbekistan hâlâ makine ve ulaşım ekipmanı ithalatına büyük ölçüde bağımlıdır; zira 2025 yılında ithalat 47,4 milyar dolara ulaşmış ve bunun %33,8'ini makineler ve ulaşım araçları oluşturmuştur. Bu da ulaşım yollarının çeşitlendirilmesinin tek başına sanayi bağımsızlığı garanti etmediği anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak Özbekistan ile Sırbistan arasındaki stratejik ortaklığın temel özü, sıradan ikili ticarette değil, lojistik, taşımacılık, gümrük, ticaret ve sanayi zincirlerini birbirine bağlama girişiminde yatmaktadır. Bu zincirin stratejik bir önemi vardır; zira Orta Asya’nın kaynakları ve ürünlerinin bağlanacağı pazarlar, güzergâhlar ve dış ticaret sistemlerini belirlemektedir. Bu nedenle büyük güçlerin bu yakınlaşmada çıkarları olduğu açıkça ortadadır. Özbekistan, dış kanallarını artırarak yalnızca sınırlı bir manevra alanı elde etmektedir; ancak yabancı sanayi teknolojisine, makinelere, sermayeye, pazarlara ve stratejik altyapıya bağımlılık devam ettiği sürece, bu manevra gerçek bir siyasi bağımsızlık olarak değerlendirilemez; zira bağımlılığın birkaç büyük güç arasında paylaştırılması, bağımlılıktan kurtulmak anlamına gelmez.

Eğer meseleyi İslam’ın bakış açısıyla değerlendirirsek çözüm, Müslüman ülkelerin sömürgeci devletler arasında daha iyi bir denge kurmaya çalışmasında yatmamaktadır; zira bu, sorunun aslını değiştirmeyecektir. Buna göre doğru ve gerçek çözüm, Müslümanları tek bir devlet altında birleştiren ve çıkarlarını gerçek anlamda koruyan Hilafetin kurulmasıdır. Zira Hilafet, Müslüman ülkelerin dağınık yatırım kaynaklarını, pazarlarını, insan kaynaklarını ve coğrafi imkânlarını tek bir siyasi irade altında birleştirecek ve bunları uluslararası politikada etkili bir süper güce dönüştürecektir.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَكُنْتُمْ عَلَى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” [Al-i İmran 103]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...

Birini Gösterdi, Binlercesini Yok Saydı!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Birini Gösterdi, Binlercesini Yok Saydı!

Haber:

Spor giyim şirketi Adidas'ın, Gazze Şeridi'ne yönelik savaşa katılmasından dolayı bacağını kaybeden Yahudi bir askeri, tek ayakkabı hizmetine yönelik kampanyasında temsilci olarak seçmesi, sosyal medya platformlarında geniş çaplı bir öfke dalgasına yol açtı ve şirketi boykot etme çağrıları yapılırken, işgal saldırıları yüzünden uzuvları kesilen binlerce Filistinli çocuğu görmezden gelmekle suçlayan eleştiriler de yöneltildi. Söz konusu asker, Nahal Tugayı’nın eski keskin nişancısı Şaliv Beiton’dur; Beiton, 2021 yılında Gazze’ye yönelik işgal savaşına katılmış olup bu savaşta, aralarında 65 çocuk, 39 kadın ve 17 yaşlı kişinin de bulunduğu 232 Filistinli hayatını kaybetmiş, yaklaşık 1.900 kişi de yaralanmıştı; ayrıca Kudüs de dahil işgal altındaki Batı Şeria’da 28 Filistinli öldürülmüş, yaklaşık 7 bin kişi yaralanmış ve bu sırada 13 Yahudi de öldürülmüştü.

Yorum:

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), 2025 yılında Gazze Şeridi'nin “modern tarihin en fazla uzuv kaybı yaşayan çocuk sayısına sahip” bölge olduğunu söylemiştir; ayrıca bir haber raporunda, Gazze Şeridi'ndeki uzuv kaybı yaşayan çocukların sayısının, on yıllardır kara mayınlarının yaygınlığından muzdarip olan Kamboçya'daki sayıyı aştığı belirtilmiştir.

Adidas şirketi övünerek, bu reklamın tek amacının, kapsayıcılığı güçlendirmek ve engelli kişilerin sadece ihtiyaç duydukları ayakkabıyı satın alabilmelerini sağlamak amacıyla tek ayakkabı hizmetini tanıtmak olduğunu iddia etmiştir. Doğrusu ise onun, işgalin Gazze Şeridi'nde işlediği soykırım suçlarını allamak-pullamak için kullandığı cani bir katilin tek bir ayakkabısından başka bir şey görmemiş olmasıdır; nitekim Hamad Rehabilitasyon ve Protez Hastanesi Genel Müdürü Hamad Naim'in Ağustos 2026'da yaptığı açıklamaya göre bu durum, %25'i çocuk ve %12,5'i kadın olmak üzere yaklaşık 8 bin kişinin uzuvlarını kaybetmesiyle (ampute kalmasıyla) sonuçlanmıştır. Daha da acısı, amputasyonun verdiği acı yetmiyormuş gibi, sağlık sisteminin çökmesinin, yaralıların günlük yaşamlarını yeniden sürdürebilmeleri için gerekli tıbbi ekipmanlardaki ciddi eksikliğin, ablukanın devam etmesinin ve protezlerin çift kullanımlı olduğu gerekçesiyle girişlerinin engellenmesinin gölgesinde, amputasyon geçiren kişi sağlık rehabilitasyonundan da mahrum bırakılmaktadır! Böylece işgal, sadece sivilleri hedef almak ve uzuvlarını kesmekle kalmamış, aynı zamanda engelliliği kalıcı hâle getirmekte ve onların normal, bağımsız bir yaşam sürdürme umutlarını yok ederek onurunu ihlal etmekte de ustalaşmıştır.

Adidas, celladı öne çıkararak kurbanı gizleyen iğrenç, yanıltıcı ve kamufle edilmiş kapitalizmin yüzlerinden başka bir şey değildir; hatta özrü bile, insanların reklamını kınaması ve boykot çağrısı yapması sonucu zarar görmekten korktuğu için yayınlanmıştır. Bakın işte Gazze, bir kez daha insan hakları, özellikle de engelli bireylerin hakları hakkındaki bir başka safsatanın yalanını ortaya çıkarmakta ve insanlığı kiralayıp çıkarlar gerektirdiğinde onu satan bu tek gözlü sistemi ifşa etmektedir.

Gazze’nin onlara ihtiyacı yoktur; çünkü küfür tek millettir; bilakis Gazze'nin size ihtiyacı vardır ey Müslümanlar ve size ihtiyacı vardır ey Müslüman orduları; o halde onu yüzüstü bırakmayın; zira onun, çağrısına kulak verecek ve çığlıklarına icabet edecek kimselere ihtiyacı vardır; Rabbinin emrine uyacak, hak sancağını taşıyacak, onun yardımına koşacak ve Yahudilerden intikam alacak kimselere ihtiyacı vardır; öyleyse sizi bu izzetten alıkoyan bu zincirleri kırın ki Allah'tan bir yardım ve apaçık bir fetih olsun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Durra El-Bakuş

Devamını oku...

El-Vakiye TV: Anayasa Müzakereleri Programı -Halaka 18- Hilafet Devleti’nde Siyasi Partiler – İkinci Bölüm

  • Kategori El Vakiye TV
  •   |  
El-Vakiye Televizyonu
Anayasa Müzakereleri Programı
 
-Halaka 18-
[Hilafet Devleti’nde Siyasi Partiler – İkinci Bölüm]
İslami Anayasa İle İnsan Yapımı Anayasalar Arasındaki Anayasal Ayrılıklar
 
Müh. Usame Es-Suveynî ile Üstad Ahmed El-Kasas Arasında “Anayasa Mukaddimesi veya Esbab-ı Mucibesi” Kitabı Hakkındaki Diyalog Programı
 
Bu Bölümde Anayasa Mukaddimesi’nin (21.) Maddesi Ele Alınmıştır:
Madde-21: Esasının İslami akide olması ve benimsediği hükümlerin şer’i hükümler olması şartıyla, yöneticileri muhasebe etmek veya ümmet yoluyla yönetime ulaşmak üzere siyasi parti kurmak Müslümanların hakkıdır. Parti kurulması için hiçbir izne ihtiyaç yoktur. İslam esası dışındaki her türlü kitleleşme ise yasaklanır.

H. 25 Recebu’l Muharrem 1441 El-Muvafık M. 20 Mart 2020

El Vakiye sitesindeki diğer bölümler için TIKLAYINIZ
Websitemizdeki diğer bölümler için TIKLAYINIZ

 

Devamını oku...

Kazakistan’da İslam’a Karşı Savaş Devam Ediyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Kazakistan’da İslam’a Karşı Savaş Devam Ediyor

Haber:

Kazakistan Ulusal Güvenlik Komitesi Basın Bürosu şunları ifade etti: “2026 yılının Haziran-Ağustos döneminde, Ulusal Güvenlik Komitesi tarafından soruşturulan ceza davalarında, 19 kişi terör ve aşırılık yanlısı suçlar işledikleri gerekçesiyle farklı sürelerde hapis cezalarına çarptırıldı.”

Komiteye göre, Almatı'da ikamet eden mahkumlardan biri, uluslararası terör örgütlerinin faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle 2017 yılından beri aranıyordu. Nitekim kendisi Türkiye'de yakalanmış, 2025 yılında buradan Kazakistan'a sınır dışı edilmiş ve bir ceza davası kapsamında gözaltına alınmıştır. Mahkeme, sanığa sekiz yıl hapis cezası vermiştir. Ayrıca Çikment'te ikamet eden bir başka sanığın, sosyal medyada terör fikrini yaydığı ve tanıdıklarını şiddet eylemlerine kışkırttığı bildirildi ve bu sanığa dokuz yıl hapis cezası verildi.

Aynı dönemde Astana, Almatı ve Çimkent’in yanı sıra Akmola, Aktobe, Almatı, Jambıl, Mangistau ve Türkistan bölgelerinde de, güvenlik arama operasyonları sonucunda 28 kişi gözaltına alındı.

Ulusal Güvenlik Komitesi’ne göre, gözaltına alınan kişilerin terör propagandası yaptıklarından, dinci fitneyi kışkırttıklarından, internette ve tanıdıkları arasında yasaklanmış materyaller yaydıklarından ve ayrıca aşırıcı bir örgütün faaliyetlerine katıldıklarından şüpheleniliyor. Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca ön soruşturma yürütülmektedir.

Yorum:

Kısa bir süre önce Nazarbayev rejiminin yerini alan Tokayev rejimi, İslam’a ve Müslümanlara karşı mücadele yaklaşımını sürdürmektedir. Bunun nedeni Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana Orta Asya ülkelerinde iktidara gelen rejimlerin, başlangıçlarından itibaren İslam'ın bu ülkelere geri dönmesini engellemek amacıyla özel olarak kurulmuş olmalarıdır.

Tam da bu nedenle, İslam'ın hükümlerine uymasını engellemek için halkın üzerindeki baskı düzeyi, bu ülkelerde dünyadaki en yüksek baskı düzeylerinden biri olarak kabul edilmektedir. Sakalları uzatmanın ve başörtüsü takmanın yasaklanması, gençlerin camilere gitmesinin engellenmesi, ileri yaşa gelmeden hac ibadetinin yerine getirilmesinin yasaklanması ve herhangi bir dini törenin düzenlenmesinin yasaklanması; evet tüm bunlar ve daha fazlası, Müslümanların dinlerine dönmelerini engellemeyi hedeflemektedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Mansur

Devamını oku...

Eski Bir Planın Taslak Maddeleri, Amerika’nın Zayıflığını ve Güçsüzlüğünü Teyit Etmektedir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Eski Bir Planın Taslak Maddeleri, Amerika’nın Zayıflığını ve Güçsüzlüğünü Teyit Etmektedir

Haber:

Trump yönetimi, savaş sonrası Orta Doğu için eski bir plan taslağı hazırladı; taslakta şunlar geçmektedir:

1- İran’ı kontrol altına almak amacıyla ABD’nin müttefikleri arasında bölgesel bir ittifak kurulması ve ABD’nin bu ittifakın garantörü olması.

2- 7 Ekim 2023 olaylarının bölgesel yansımalarını sona erdirmek için koordineli çabalar gösterilmesi.

3- İbrahim Anlaşmalarının Suriye, Suudi Arabistan ve diğerlerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi. (El Cezire Net)

Yorum:

Amerika’nın yaşadığı büyük başarısızlık ve İran’a karşı savaşında ilan ettiği hedefleri gerçekleştirememesi, İran’la ilişkilerinde izlediği politikayı değiştirme konusundaki zayıflığı ve kararsızlığının ortaya çıkmasının ardından; başarısız askeri saldırılar, bozguna uğrayan kara harekatı, askeri liderlik değişiklikleri, görevden almalar ve istifalar, sonuç getirmeyen bir deniz ablukası, şu ana kadar pek bir şey başaramayan ekonomik yaptırımlar ve kendisini bu bataklıktan çıkaracak bir sonuç elde etmek ve Cumhuriyetçi Parti’ye iki ay sonra yapılacak ve sonuçları gelecek başkanlık seçimlerini etkileyecek ara seçimlerde kullanabileceği bir koz sağlamak amacıyla dünya ülkelerini ablukasına dahil etmeye yönelik sürekli çabaları...

İşte buradan hareketle, Amerika’nın hayalini kurduğu plan taslağının bazı maddelerinin sızdırılma zamanlaması anlaşılabilir; zira bu, birden fazla ABD başkanının, Ortadoğu’daki ajanları ve yandaşlarının kontrolünü ele geçirip onları arka plandan yönetecekleri, böylece Çin’e odaklanarak tartışmasız birincil devlet olarak kalmaya çalışırken öldürme, yıkma ve yağmalama faaliyetlerine devam edebilecekleri “yeni bir Ortadoğu” oluşturmak için uygulamaya koymaya çalıştıkları eski bir plandır. Ancak İran’a karşı savaşında, iki gözü olan herkes için zayıflığının, ciddi bölünmüşlüğünün ve güçsüzlüğünün boyutu ortaya çıkmıştır; bunun üzerine dünya ülkeleri ona yardım etmeyi veya yanında durmayı reddetmek için harekete geçmiş ve Amerika’da ve başka yerlerde bu anlamsız savaşın durdurulmasını talep eden gösteriler ve yürüyüşler düzenlenmiş, hatta olaylar Çin’i, Trump’ın onu ziyaretinde kendisini karşılaması ve uğurlaması sırasında ve ona yönelttiği sözlerle onu aşağılamaya cüret ettirmiştir.

Amerika’nın bölgede bir bölgesel ittifak kurma çabası, Allah’ın izniyle onun canlanmasını uzatmaya yönelik bir başka başarısız girişimden ibarettir; zira Amerika yıllardır canlanma odasında bulunmaktadır. Dolayısıyla kendisini İran bataklığından çıkarmak için ajanlarını ve alçaklarını seferber ettikleri gibi onlar da Gazze’yi yok etme konusunda Amerika ve üvey evladı olan Yahudi varlığına da destek verdiler ki bu da Müslümanların duygularına ve beklentilerine yönelik açık bir meydan okumadır.

Bu, ajanların ve tabiilerin bir alışkanlığıdır; zira onlar, kâfir Batı’nın Müslüman ülkeler üzerindeki hakimiyetini korumak, Müslümanların kanını ve zenginliklerini bu hakimiyetin yakıtı haline getirmek, Müslümanların uyanışını engellemek, eski izzetlerine geri dönmesini ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmalarını engellemek için var olmuşlardır.

Amerika şunu bilsin ki, artık onun güneşi batmış ve karanlığı herkes için açığa çıkmıştır ve bu çağın köle ruhlu ajanları da şunu bilsinler ki, İslam ümmetinin gafleti sayesinde Müslüman ordularını, Rabbimin merhametine sığınan hariç, hain, ajan ve boyun eğen liderlerin emrine sokmayı başarsalar bile, Müslüman ordularında, Allah'a hamd olsun ki, sadık ve sizin iplerinizi ve sizi tahta çıkaranların iplerini kesmeyi arzulayan çok sayıda asker olduğunu bilsinler.

Ey insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetin askerleri, kararınızı verin ve halkına asla yalan söylemeyen Hizb-ut Tahrir'e yardım edin ki, Müslümanların kafir Batı'nın kini ve zulmüyle yanıp kavruldukları yüz yıllık kıtlık dönemi sona ersin. Hizb-ut Tahrir'e yardım edin; zira Allah'a yemin olsun bunda, eğer sırf Allah rızası için olursa dünya ve ahiretin izzeti vardır. Yarışanlar işte bunun için yarışsınlar!

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَإِن تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُونُوا أَمْثَالَكُم “Eğer O'ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar.” [Muhammed 38]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

Özbek Askerin Silahı, Namaz Kıldığında İşlevsiz mi Kalıyor?!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Özbek Askerin Silahı, Namaz Kıldığında İşlevsiz mi Kalıyor?!

Özbekistan’da askerlik görevini yapan bir Müslümanın namaz kılmasına izin veriliyor mu? Askerî itaat nerede bitiyor, Allah'ın emirleri nerede başlıyor? Namaz, âlemlerin Rabbinin her bir erkek ve kadına farz kılmış olduğu bir emirdir, kulların zimmetinde olan bir vaciptir ve devletin ve tüm insan yapımı kanunların da üstündedir.

Peki insanın koyduğu yasa bu konuda ne diyor? 29 Kasım 2024 tarihinde, O'RQ-1008 sayılı Kanunun 45-1. maddesi uyarınca askeri personele bir dizi kısıtlama getirildi; bu kısıtlamalar kapsamında, askerlik hizmeti süresince dini ritüellerin ve törenlerin uygulanması sınırlandırıldı. Yasanın metninde “namaz” kelimesi açıkça geçmemesine rağmen, ancak temel bir ibadet olan namaz, bu ritüellerin kapsamına girmekte ve bu da hizmet sırasında namazın eda edilmesini doğrudan etkilemektedir. Sonuç olarak Silahlı Kuvvetler saflarındaki bazı kişiler, şu anda bu yasal metne dayanarak askerlerin Rablerine ibadet etmelerini engellemektedirler!

Burada şu soru akla geliyor: Eğer Özbekistan anayasası insanların düşünce ve inanç özgürlüğünü güvence altına alıyorsa, o halde neden askeri üniforma giyenlerin dini ibadetlerine ya da kadınların başörtüsüyle, erkeklerin de sakalıyla ulusal kimlik kartı ve kişisel kimlik kartı fotoğraflarının çekilmesine kısıtlamalar getiriliyor? Asker de bu ülkenin evladı değil mi? Bir fikir, askeri kışlanın kapısından içeri girer girmez devletin mülkiyetine mi dönüşüyor? Peki ülke dışardan bir saldırıya maruz kalsa, dinimizin hükümlerini hatırlayacak mısınız ve bazı şeyhlerin sık sık dile getirdiği gibi, “sınırlarda ribat ve cihat” adı altında ülkeyi savunmayı talep edecek misiniz?

Görünen o ki işbirliği yapılan bazı Batılı veya Rus tarafların sunduğu tavsiyeler, “silahlı kuvvetler içinde ibadetlere veya dini gösterilere izin verilmemesini” öngörmektedir. Aksi takdirde Müslümanların namaz kılmasının ve başörtüsü takmasının, yani ibadetlerin yasaklanması nasıl açıklanabilir ki? Şunu biliniz ki namaz, tercihe bağlı bir husus değildir; aksine bir farz-ı ayn’dır.

Nitekim Allahu Teala, Kur'an-ı Kerim'de korku ve çatışma durumlarında bile namazın eda edilmesinin keyfiyetini açıklamıştır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً “Şüphesiz ki, namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş olarak farz kılınmıştır.” [Nisa 103]

İslam, korku ve savaş koşullarında bile namazı düşürmemiş; aksine “korku namazını” koymuştur. Bu da savaşın namazı düşürmeyeceği, korkunun namazı düşürmeyeceği ve askerlik hizmetinin namazı düşürmeyeceği; aksine namazın kılınış şeklinin ve zamanının koşullara göre değişebileceği anlamına gelmektedir. Buna göre Müslüman bir askerin namaz kılabilmesi için uygun bir ortam sağlanması gerekir ki bu, askeri disiplinle çelişmez, aksine övgüye değer bir durumdur.

Diğer Müslüman ülkeleri bu konuyu nasıl ele alıyor? Modern ordu ile namazın arasını birleştirmek imkânsız mı? Gerçeklik bunun aksini kanıtlamaktadır:

Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetleri: Askerî birimler içinde manevi ve bilinçlendirme ihtiyaçları ile dinî yönlendirmeyle ilgilenen özel bir din işleri birimi bulunmaktadır.

Mısır Silahlı Kuvvetleri: Askeri kurumlarda camiler bulunmakta olup Savunma Bakanlığı’nın resmi verilerine göre, subaylar, astsubaylar ve askerlerin katılımıyla Cuma namazının kılındığı kaydedilmiştir.

Pakistan Ordusu: İslami ibadet, askeri yaşamın temel bir parçasıdır ve askeri akademilerde ve birimlerde namaz ve Cuma namazı kılmak için gerekli kolaylıklar sağlanmaktadır.

Endonezya Silahlı Kuvvetleri: Askeri üslerde Cuma namazı ve Ramazan ayında teravih namazı gibi cemaat namazlarının kılınmasına ilişkin resmi raporlar yayınlanmaktadır.

Türk Ordusu: Çok daha da ilgi çekici bir örnek; uzun süredir devam eden laik geleneklerine rağmen, bugün askeri üslerde camiler bulunmakta ve namaz kılmak yasak bir emir sayılmamaktadır; zira düzenlenen yönetmeliklere göre askeri görev ile ibadetin arası uzlaştırılmaktadır.

Bu Müslüman ülkelerindeki deneyim, askeri disiplinin askerin namazını kılmasıyla çelişmediğini göstermektedir. Dolayısıyla orduya katılmak, bir Müslümanın kışlanın kapısında İslam’ını terk etmesi anlamına gelmemektedir! Peki Özbek askerin silahı, namaz kıldığında işlevsiz mi kalıyor? Tabii ki hayır. Zira mesele silahta değildir; aksine devletin kul ile Rabbi arasındaki ilişkiye müdahale etme boyutundadır.

Siyasi açıdan bakıldığında, bu Müslüman ülkelerindeki mevcut rejimlerin tamamı, Batı’ya ve onun ajanlarına boyun eğme konusunda bir adım öndedir. Bununla birlikte kendi silahlı kuvvetlerinin saflarında namaz kılınmasına yönelik herhangi bir yasak da bulunmamaktadır. O halde onlara karşı neyi tercih ediyorsunuz?! Özbekistan’daki sorun nerede yatmaktadır?

Sorun, Kerimov döneminden kalma eski zalim rejimin kalıntılarında yatmaktadır; zira onlar, mahkumların namaz kılmasının ve Ramazan orucunu tutmasının yasaklandığı, bazılarının ise eziyet gördüğü o iğrenç eylemlerini tekrarlamaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle devlet kurumlarının bu kalıntılardan temizlenmesi ve bunların izlerinin tamamen ortadan kaldırılması gerekir. İşte o zaman işler, mevcut hükümetin göreve gelmesiyle ordu içerisindeki ibadetlere kolaylık sağlanması gibi bir düzene girecek ve Müslüman askerlerimiz Rablerine olan ibadetlerini tam bir huzur içinde yerine getirebileceklerdir; bu da kesinlikle ordunun gücünü artıracaktır. Bir Müslüman, Allah’ın emrini insanların emrinden üstün görmeli ve şeriata muhalif olmadığı sürece, mübah olan konularda ve yasal emirlerde yetkililere itaat etmelidir; ancak Allah’a isyanda hiç kimseye itaat yoktur. Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لَا طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ اللَّه “Allah’a isyanda mahluka itaat yoktur.”

Namaz, İslam’ın en azim farzlarından biridir ve namazın engellenmesi vahim sonuçlara yol açar. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ “Zulmedenler, hangi dönüşle döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” [Şuara 227]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER