Hicab Yasağına Nereden Bakalım?
- Kategori Seçkiler
- |
19 Ekim 2026 tarihinde Semerkant şehrinde, Özbekistan ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki Genişletilmiş Stratejik Ortaklık Diyaloğu’nun ilk toplantısı gerçekleştirildi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Özbekistan Dışişleri Bakanı Bahtiyar Saidov’u bir araya getiren bu görüşmenin yanı sıra “C5+1” formatındaki bakanlar toplantısı ve 200’den fazla Amerikan şirketinin çıkarma yaptığı bu ziyareti, resmi medya organları tarafından bölgenin refahı ve ekonomik kalkınmasında yeni bir çağ olarak lanse edilmektedir!
Ancak siyasi gerçeklik, Amerika’nın bugün derin iç bölünmelerin, astronomik borçların ve dış politika alanındaki stratejik yenilgilerin baskısı altında ezildiğini göstermektedir. Oysa Amerika’nın sahte insanlık ve uluslararası hukuk maskesi, Gazze’deki vahşi soykırımı doğrudan yönetmesiyle tüm dünyanın gözü önünde paramparça olmuştur.
Sömürgeci Batı, bu bâtıl vizyon ve saldırgan siyaset altında ezilirken ve son nefesine kadar elinden geldiğince hayata tutunmaya çalışırken, ülkelerimizin yöneticileri Müslümanların kaderini ve yeraltı servetlerini bu azgın gücün ayakları altına sermek için adeta birbirleriyle yarışmaktadırlar.
Semerkant’taki müzakerelerin özü, şu tabiiyet (bağımlılık) adımlarından ibarettir:
- Kritik Madenlerin Yağmalanması: Çin’le mücadelesinde silahları ve ileri teknolojileri için gerekli stratejik ham maddelerden mahrum kalma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Amerika, Orta Asya’yı kendi askerî sanayisi için ucuz bir ham madde deposuna dönüştürmeye çalışmaktadır.
- Ekonominin ve Hayati Altyapının İpotek Edilmesi: 3,42 milyar dolara inşa edilen ancak milyonlarca dolarlık borç yükü altında ezilen “Uzbekistan GTL” tesisinin, “halka arz” kılıfı altında yabancı sermayeye devredilmesi ve “Air Products” şirketi üzerinden Amerikan kontrolüne sokulması, ekonomik tuzağın derinleştirilmesinden başka bir şey değildir.
- Artemis Anlaşmaları ve C5+1: Barışçıl uzay araştırmaları kisvesi altında yapılan anlaşmalar ve bölgesel ittifaklar, gerçekte bölgemizi rakip güçler olan Amerika, Rusya ve Çin arasındaki mücadelenin içine atmaktan başka bir şey değildir.
Ey Özbekistan ve Orta Asya Müslümanları! Sizin beldeleriniz, İmam Buhari rahimehullah’ın beldesidir. Buraların çökmekte olan, zalim ve kokuşmuş kapitalizmin son can simidi olmasına razı olmayın. Yöneticiler, yabancı şirketlerin borçları ve sömürgecilerin askeri çıkarları uğruna sizleri feda etmektedirler.
Kurtuluş; Washington, Moskova veya Pekin’den merhamet dilenmekte değil, sömürgeci kâfirlerin tüm iplerini kesip atmakta yatmaktadır. Kurtuluş, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların özlemle beklediği, adaleti ve hakkı ikame edecek, servetlerimizi yeniden bize geri kazandıracak olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’i kurmak için ihlasla çalışmakta saklıdır.
Amerika ve Yahudi varlığının İmam Müslim, İmam Tirmizi gibi büyük zatların yetiştiği İslam ve Müslüman topraklarına karşı haçlı saldırıları yürüttüğü, Amerika’nın Hürmüz Boğazı’nın diğer ucunda -Karaçi kıyılarından sadece birkaç deniz mili ötede- deniz ticaretini kontrol eden bir korsana dönüştüğü şu günlerde; Pakistan’ın yöneticileri ve komutanları da bu Haçlı savaşında Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmekte, kendi ümmetlerine ve öz kardeşlerine karşı onlarla aynı safta yer almaktadırlar. Bu kirli dostluğun son halkası ise İran’daki halkımızı ticari boykot altına almak olmuştur. Pakistan, Ticaret Bakanlığının 16 Ekim Cuma günü aldığı karar uyarınca Belucistan eyaletindeki Gabd-Rimdan ve Taftan sınır kapıları üzerinden İran’la olan ticareti askıya almıştır. Bakanlık, bu geçici uygulamayı sözde güvenlik kaygıları ve kaçakçılıkla mücadele gerekçelerine dayandırmıştır.
Pakistan’ın yöneticileri ve komutanları sadece boykotla ve İran ile ticareti durdurmakla da kalmamış, pusuda bekleyen korsan Amerika yüzünden Körfez üzerinden ihracatı engellenen yiyecek ve içeceklerden oradaki halkımızı mahrum bırakmışlardır. Bu boykotun Pakistan halkına ve ticaretine de zarar vereceğini zerre kadar umursamamış; ticaret ve enerji sektörlerinin, sınırların kapatılmasının Karaçi ve ülkenin diğer bölgelerinde sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) kıtlığını körükleyeceği yönündeki uyarılarını hiçe saymışlardır. Hatta İran ile ticaretin durdurulma sebebinin “terörizm ve kaçakçılıkla mücadele” olduğu yalanına sarılmışlardır ki bu, özrü kabahatinden büyük bir yalandır! Pakistan’ın, Amerika’nın 15 Ekim 2026’da yürürlüğe giren son yaptırımlarından sadece iki gün sonra İran ile ticareti durdurması ise bir tesadüf değildir. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in 24 Ağustos 2026’da yaptığı açıklamasına göre, yaptırım listesine alınan kurum ve kişilerin mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin tedbirler o gün derhâl yürürlüğe girmiştir. 15 Ekim paketi de bunun bir parçasıdır.
Bu boykot kararı, Pakistan yöneticileri ve komutanlarının, Amerika’nın işbirlikçisi ve onun “sağmal ineği” olarak nitelenen Suud Hanedanı rejimini savunmak ve Amerika’nın Yemen’deki çıkarlarını onun adına gerçekleştirmek amacıyla 30 ila 40 bin asker göndermelerinin ardından gelmiştir. Yine bu boykot kararı, İran’ı, Amerika’nın demir ve ateşle elde edemediğini müzakere masasında elde etmesini sağlayacak bir tuzağa çekme girişimlerinin başarısız olmasının ardından gelmiştir. Böylece Pakistan, hükümeti ve ordusuyla birlikte, İslam ümmetinin dini ve ekonomik çıkarları pahasına Amerika’nın ve Yahudilerin çıkarlarına hizmet eden bir konuma düşmüştür. Acaba bu rejimin, hükümetin ve ordu komutanlarının avret yerini örten o son incir yaprağı da mı düşmemiştir?
Ey Pakistan halkı! Yöneticilerinizin ve ordu komutanlarınızın yaptığı şey; Yahudiler, Hristiyanlar ve Hindular olmak üzere küfre ve onun mensuplarına tam bir bağlılık ve dostluk göstermektedir. Oysa Allah Subhânehu ve Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet etmez.”[Maide 51] Ordular kışlalarına hapseden, ekonomik maliyetlerden dem vurarak ağlayıp sızlayan yöneticilerinizin ve komutanlarınızın gözleri önünde Hindistan Keşmir’i işgal edip halkına kan kusturmaktadır; Yöneticiler, orduları Keşmir’i kurtarmak üzere seferber edilecekleri yerde onları Yemen’e göndermektedirler. Bu askerî sevkiyatın, temiz askerlerimizin canları bakımından doğuracağı bedeli ve ekonomik maliyetini ise unutmaktadırlar. Ekonomik maliyet, Hicaz’daki Müslümanların mallarından karşılanacak olsa bile durum değişmez. Yemen’de askerlerimiz tarafından öldürülecek Müslüman askerlerin ve sivillerin canları Müslüman canlarıdır; onların kanları haramdır ve hiçbir mal onların canına denk değildir. Dahası Müslümanlarla savaşmaya ve onları öldürmeye katılan herkes Allah’ın gazabına maruz kalacaktır. Nitekim Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَقَتْلُ مُؤْمِنٍ أَعْظَمُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ زَوَالِ الدُّنْيَا“Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki bir müminin öldürülmesi Allah katında dünyanın yok olmasından daha büyüktür.”[Nesai]
Ey Pakistan silahlı kuvvetlerinin samimi subayları! Yöneticilerinizin ve komutanlarınızın Yahudilere, Hristiyanlara ve Hindulara olan sadakatini artık ayan beyan görüyorsunuz. Onlar sizi mübarek toprak Filistin’deki kardeşlerinize yardım etmekten ve Haremeyn-i Şerifeyn’in üçüncüsü olan Mescid-i Aksa’yı kurtarmaktan alıkoymuşlardır. Yahudiler mübarek toprak halkını katletmeye devam ederken, yöneticileriniz ve komutanlarınız parmaklarını bile oynatmamaktadırlar. Onlara yardım etmek için bırakın kırk bin asker göndermeyi bin asker bile göndermemişlerdir. Oysa sizler de çok iyi biliyorsunuz ki, o korkak Yahudilerle savaşmak, onları bozguna uğratmak ve Mescid-i Aksa’yı kurtarmak için kahraman askerlerimizin binlercesine bile gerek yoktur. Buna rağmen bugün askerlerimizi, Amerikalı ve Yahudi sömürgeci kâfirlerin bayrakları altında savaşmak üzere gönderiyorlar. Peki yarın Allah size İslam ve Müslümanları neden yüzüstü bıraktığınızı ve bu ajan komutanlara karşı neden sustuğunuzu sorduğunda sunacak hala bir mazeretiniz var mı? Vallahi, Pakistan’ın yöneticilerinin ve askeri komutanlarının ülkeyi düşürdüğü bu utanç lekesini, onları devirmekten ve Nübüvvet metodu üzere Hilafet’i kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret vermekten başka hiçbir şey temizleyemez!
الَّذِينَ آمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفاً“İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” [Nisa 76]
El-Vai Dergisi Sayı 484 Öne Çıkanlar
Daha fazla bilgi için TIKLAYINIZ
Cumade’l Ûlâ 1448 H. | Ekim 2026 M.