Pazartesi, 22 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/11/02
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Avrupa Savaş Olmadan Yanıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Avrupa Savaş Olmadan Yanıyor

Haber:

Avrupa şehirleri çatışmalara, yağmalama olaylarına ve kundaklamalara tanık oluyor; zira Fransa ve Belçika'daki eğitim ile hayat pahalılığı protestolarından Portekiz'deki kira artışlarına karşı çıkan çadır kamplarına kadar altı Avrupa ülkesi, talepleri hizmetlerin iyileştirilmesi ile ekonomik yüklerle mücadele arasında çeşitlilik gösteren eylemlere tanıklık ediyor.

Protestolar Fransa, Belçika, İtalya, Portekiz, Arnavutluk ve İspanya'yı kapsamakta olup, ancak hepsi aynı anda başlamamış ve ortak bir taleple de bağlantılı değildir; zira bazı eylemler okullardan başlarken, diğerleri konut, fiyatlar ve hükümet politikalarına odaklanmıştır. (Sky News Arabia)

Yorum:

Avrupa'daki gösteriler altı ülkeye yayılmış olup bu sayı giderek artmaktadır. Belki de konuyu iki noktada ele alabiliriz:

Birincisi: Avrupa ülkeleri Rusya'nın tehditleri nedeniyle bir kargaşa durumu yaşıyor, onunla savaşa hazırlanıyor ve vatandaşlarını erzak ve su stoklamaya teşvik ediyordu; ancak birkaç gün içinde savaş iç savaşa dönüştü.

İkincisi: Avrupa da dahil olmak üzere dünyayı yöneten kapitalizm, insanlar tarafından ortaya konmuştur; dolayısıyla o çıkar odaklı bir ideoloji olup bu olaylara bakan bir kişi, bunun köklerinin kapitalizmden kaynaklandığını görür.

Dünya bir korku ve panik hali yaşamaktadır; savaşlar yaş kuru her şeyi yakmakta, dünya yoksulluk yaşamakta, şirketler iflaslarını açıklamakta ve milyonlarca çalışan işlerini kaybetmektedir...Dünya, kendisini bu hale getiren kapitalizmin şerrinden kurtaracak birini beklemekte olup onun alternatifi ise sadece İslam’dır; dolayısıyla Paris Müslüman bir şehir olacak diyen şu Trump'a ve tüm dünya yöneticilerine, Kerim Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in söylediği şu kavlini söylüyoruz: لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الْأَمْرُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ... “Muhakkak ki, bu iş (bu dinin hakimiyeti) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır…” Dolayısıyla dünyaya, Washington, New York, Moskova ve Londra'nın Allah'ın izniyle yakında İslam şehirleri olacağını müjdeliyoruz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selim – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Birleşmiş Milletler: Barışı Koruma Gücü mü, Yoksa Büyük Devletlerin Çıkarlarına mı Hizmet Ediyor?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Birleşmiş Milletler: Barışı Koruma Gücü mü, Yoksa Büyük Devletlerin Çıkarlarına mı Hizmet Ediyor?

Haber:

Birleşmiş Milletler Genel SekreteriAntónio Guterres 17 Ekim 2026Cumartesi günü, resmi bir ziyaret kapsamında Endonezya’ya ulaştı. 18 Ekim 2026 Pazar günü, Bogor'un Hambalang bölgesindeki ikametgâhında Başkan Prabowo Subianto ile görüştü.Toplantıda Endonezya'nın Birleşmiş Milletler ile iş birliğinin ve çok taraflılığın güçlendirilmesi, dünya barışı ve çeşitli uluslararası konular ele alındı.19 Ekim 2026 Pazartesi günü Guterres, Endonezya Dışişleri Bakanlığı'nda çok taraflılık üzerine bir konuşma yaptı.Ziyaret sırasında, aralarında yakın zamanda Lübnan'da öldürülen dört asker de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler barış gücü misyonlarında öldürülen Endonezya askerlerini övdü. Barış gücü personelinin korunmasının ve onların güvenliğini tehdit eden ihlallerin hesabının sorulmasının önemini vurguladı.(Kaynaklar: Endonezya Cumhurbaşkanlığı Sekreteryası, 18 Ekim 2026; Antara Haber Ajansı, 19 Ekim 2026; BM Haberleri ve BM Genel Sekreter Sözcüsü; 19 Ekim 2026)

Yorum:

Birincisi: Birleşmiş Milletler devletler arası eşitlik ilkesine dayanmaktadır; ancak otoriter yapısı, büyük güçlere ayrıcalıklar tanımaktadır.Resmî olarak Birleşmiş Milletler, tüm üye devletlerinin egemen eşitliğini tanımaktadır.Bununla birlikteGüvenlik Konseyi içinde yalnızca beş ülke (Amerika, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa) veto hakkına sahip daimi üyeler olarak özel bir statüye sahiptir. Dolayısıyla bu ülkelerden herhangi biri kararlara karşı veto hakkını kullanabilir. İşte uluslararası çoğulculuktaki temel çelişki burada yatmaktadır; savaş ve barışa ilişkin hayati kararlar hâlen az sayıda devlete ayrıcalıklar tanımayı sürdürürken, uluslararası eşitlik ve adalet sürekli olarak nasıl korunabilir ki?!Buna göre bu yapı, Birleşmiş Milletler'in otoritede eşitlik ilkesine dayanmadığını göstermektedir.

İkincisi: Filistin meselesi, Birleşmiş Milletler'in büyük güçlerin çıkarlarıyla başa çıkmadaki yetersizliğini göstermektedir. Zira onlarca yıldır Birleşmiş Milletler, Filistin'e ilişkin birçok karar çıkarmıştır. Buna rağmen işgal, şiddet ve Filistin halkının çektiği acılar sona ermemiştir. Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Gazze'ye ilişkin karar alma yönündeki pek çok girişimi, başta Amerika olmak üzere veto hakkının kullanılması nedeniyle engellenmiştir. İşte bu gerçeklik, çoğulculuğun mazlum halkları korumaktan aciz olup sadece bir slogandan ibaret olduğunu göstermektedir.

Üçüncüsü: Dış politika açısından ise İslam, kâfirlerin Müslümanlar üzerindeki hâkimiyetini reddetmektedir; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]Bu nedenle İslam beldelerinin siyasi, ekonomik ve savunma güçlerini inşa etmeleri gerekir. Zira uluslararası örgütlerle kurulan ilişkiler, onları büyük güçlerin kararlarının rehinesi haline getirmektedir. Bu güç, Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in açıkladığı gibi, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafettir.Buna göre Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Endonezya ziyareti; çok taraflılığın doğasını, uluslararası güçlerin yapısını ve büyük devletler arasındaki rekabetin gölgesinde İslam beldelerinin konumunu gözden geçirmek, ardından İslami sisteme yönelmek için bir fırsat olmalıdır; çünkü Birleşmiş Milletler çok taraflılık adına büyük devletleri korur ancak gerçek barışı korumaz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Rahmet Kurnia – Endonezya

Devamını oku...

El-Raye Gazetesi Azerbaycan Rejiminin Başörtüsüne Yönelik Savaşı, Yıkılışını Yaklaştıran Bir Kıvılcım Olacaktır! Ramazan Tosun’un Kaleminden

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi
Azerbaycan Rejiminin Başörtüsüne Yönelik Savaşı, Yıkılışını Yaklaştıran Bir Kıvılcım Olacaktır!

Ramazan Tosun’un Kaleminden

Azerbaycan Bakanlar Kurulu, geçen 21 Eylül'de çıkardığı 309 sayılı karara binaen; okul üniformasının bütünlüğünü bozan veya genel eğitimin laiklik ilkesiyle çelişen ilave kıyafetlerin giyilmesini yasakladı.

İslam coğrafyasındaki modern tarih okunduğunda, ümmetin kimliği ile devlet cihazının uygulamaları arasında yaşanan en şiddetli çatışma alanlarından birinin eğitim kurumları olduğu görülür. Bir ilim, terbiye ve gelecek inşa etme mekânı olması gereken okullar; ne yazık ki uzun yıllar boyunca, Batı tarzı laiklik dayatmalarının, toplumu mühendislik projeleriyle dönüştürme hırslarının ve İslami sembolleri silme gayretlerinin sahası haline getirilmiştir. Bu dayatmanın en somut, en acı verici ve en simgesel biçimi ise şüphesiz başörtülü öğrenci ve öğretmenlerin okul kapılarından geri çevrilmesi, eğitim ve öğretim haklarının ellerinden gasp edilmesi olmuştur.

Bu süreçte okul kapılarında yaşanan sahneler, insanlık tarihinin en unutulmaz trajedileri arasında yerini aldı. Zira, şafak vakti okullarına giden, ders kitaplarını ellerinde tutan ve sınıflara girmek isteyen genç kızlar, okul kapılarında polis barikatları ve aşağılayıcı kontrol noktalarıyla karşılaştılar; ya başörtülerini çıkarmaya ve inançlarından ve namuslarından vazgeçmeye ya da eğitim hayatlarına veda etmeye zorlandılar. Aynı baskı, hayatını eğitime ve öğrencilerine rehberlik etmeye adamış kadın öğretmenlere de uygulandı. Nitekim, mesleğinden uzaklaştırılan, sürgüne gönderilen, istifaya zorlanan ya da disiplin soruşturmaları nedeniyle hayatları karartılan binlerce kadın öğretmen, inançları ile meslekleri arasında acımasız bir seçim yapmaya zorlandı.

İslam ümmetinin modern tarihi sürecinde yaşamış olduğu bu zorbalık ve baskı ortamı, onun nezdinde sessiz bir kabullenişle karşılanmamış; aksine büyük bir toplumsal direncin ve adalet arayışının fitilini ateşlemiştir; zira ümmetin evlatlarının okul önlerinde başlayan gösterileri, protestoları, hukuk mücadeleleri ve kitlesel gösterileri; bu yasağın sadece baştan çıkarılan bir kumaş parçasıyla ilgili olmadığını, doğrudan ümmetin varoluşu ve akidesiyle ilgili olduğunu kanıtlamıştır. Nitekim annelik duygularıyla evlatlarının yanında duran aileler, inançlı aydınlar ve vicdan sahibi kitleler, bu haksızlığa karşı her zaman seslerini yükseltmişlerdir. Bu sürecin vardığı noktaya bakıldığında ise hak ile batıl arasındaki mücadele kaçınılmaz olarak tecelli etmiştir; zira yıllarca sürdürülen bu katı ve düşmanca yasaklar, ne toplumun bağrındaki İslami kimliği söküp atabilmiş ne de başörtüsünü unutturabilmiştir.

İslam ümmetinin iffetli kadınlarının başörtüsüne saldırı noktasında yaşamış olduğu bu tarihi sürecin son halkası Azerbaycan’da baş göstermiştir. Azerbaycan rejiminin başörtüsüne yani İslam’a olan düşmanlığı yeni bir şey değildir; zira bu rejim, Sovyetler Birliği ve Amerika gibi sömürgeci Batılı devletlerin İslam karşıtı politikaları kapsamında İslam’a ve tezahürlerine yönelik savaşı, uzun yıllar boyunca politikalarının bir parçası haline getirmiştir. İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıkta ve kâfirleri dost edinmekte sınır tanımayan Aliyev rejimi, 2010 ile 2011 yılları arasında da başörtüsüne tam bir yasak getirmeye çalışmıştı ancak o dönemde bu karar, ülke genelinde halkın öfkeli tepkilerine ve kitlesel protestolara yol açtığından dolayı geçici olarak kamuoyunun gündeminden kaldırılmıştı. Ancak bu laik rejim, İslam ümmetinin hala canlı olduğunu, geçmişte başörtüsüyle ilgili yaşanan acı tecrübelerin, ümmet için hem büyük bir imtihan hem de unutulmaz bir ders olduğunu ve bunların hala ümmetin zihninde canlılığının koruduğunu ya görmüyor ya da görmezden geliyor olmalı ki tekrar başörtüsü yasağını gündemine taşımış ve bununla ilgili bir karar çıkarmıştır. Ama bu kararın üzerine Azerbaycan’daki çok sayıda kadın öğretmen ve kız öğrenciler, dayatılan kısıtlamaları kendi yöntemleriyle kırmak adına şu sloganı atmışlardır: “Okullar bize yasaklanırsa, meydanlar bizimdir.”

Ayrıca fikri ve siyasi düzeyde aktivistler ve karara karşı çıkanlar, platformlar üzerinden katı laik eğilimlere sert saldırılarda bulunarak, Azerbaycan'da başörtüsüne yönelik baskı kampanyasının "laik milliyetçilik" uygulamasındaki derin bir kusuru ortaya çıkardığını ifade etmişlerdir. (El Cezire Net). Hatta öfke artık gazeteler ve sosyal medya siteleriyle sınırlı kalmamıştır; zira 3 Ekim'de İstanbul'daki Azerbaycan Konsolosluğu önünde bir protesto gösterisi düzenlenmiş… Katılımcılar Türkçe ve Azerbaycan dilinde pankartlar taşımışlardır; bu pankartlardan en öne çıkanlar ise şunlardır: "Azerbaycan'da başörtüsü yasağına hayır", "28 Şubat'ın Azerbaycan'a gelmesine izin vermeyin", "Başörtüsü Müslüman kadının kimliğidir" ve "Bu hatadan geri dönün."

İslam ümmetinin bu tepkisi karşısında şaşkına dönen Aliyev rejimi, geçmişteki tüm tiran rejimler gibi korkutma ve tehdit yöntemlerine başvurmuş; hatta Azerbaycan Başsavcılığı, Aliyev rejimini eleştiren paylaşımlar yapan kişiler hakkında soruşturma başlatılması amacıyla -laikliği benimseme konusunda Azerbaycan geri kalmayan- Türkiye’den uluslararası adli yardım talep edildiğini açıklamıştır.

Ancak tiran Azerbaycan rejimi ve onun başındaki kukla yöneticiler şunu çok iyi bilsinler ki; laiklik savunucuları ve İslam düşmanları ne zaman azıp Firavunlaşsalar, devrilmişler ve tahtlarının temellerini ateşe vermişlerdir. Allah’ın izniyle sizler de; başörtüsüne saldırıp gözyaşları içinde bıraktığınız o küçük kız çocuğunun gözyaşlarında boğulacak ve bizzat gözlerinizle gördüğünüz diğer laik rejimler gibi tarihin çöplüğüne atılacaksınız. Bunu ise gelmesi artık an meselesi olan İkinci Raşidi Hilafet Devleti yapacaktır. Böylece zafer, zorbalık karşısında inancını ve iffetini muhafaza eden, Rabbine olan sadakatini her türlü dünyevi menfaatin üstünde tutan izzetli bir neslin olacaktır. وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَنْ يَكُونَ قَرِيباً  “Ne zamanmış o? diyecekler. De ki: Yakın olsa gerek!” [İsra 51]

Kaynak: El-Raye Gazetesi-622. Sayı-21/10/2026

Devamını oku...

Aliyev Rejiminin Başörtüsüne Saldırısı, Amerika ve Yahudi Varlığına Olan Bağımlılığının Bir Başka Kanıtıdır!

Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Azerbaycan’da laik Aliyev rejimi, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın farz kıldığı şer’î bir kıyafet olan başörtüsü nedeniyle kız öğrencileri ve kadın öğretmenleri okullardan ve eğitim kurumlarından uzaklaştırmaktadır! Bu zalimane karar, Amerika ve Yahudi varlığı gibi sömürgeci güçlerle askerî ve güvenlik ittifakının giderek derinleştiği ve Orta Asya rejimleriyle entegrasyonun güçlendiği bir dönemde alınmıştır.

Amerika Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile stratejik anlaşmanın imzalanmasının ve Yahudi varlığı başbakanı Netanyahu’nun 12 Haziran tarihinde yazdığı mektubunda “Aliyev’in aşırılıkla mücadelesini” memnuniyetle karşıladığını ifade etmesinin ardından Aliyev rejimi, açıkça başörtüsüne karşı savaş başlatmıştır. Aliyev rejimi tıpkı Orta Asya’daki diğer rejimler gibi, İslam ve Müslümanlarla savaşma konusundaki gerçek yüzünü tamamen ortaya koymuştur. Zira yakın zamana kadar Özbekistan’daki eğitim kurumlarında peçe ve başörtüsü takan kızlara uygulanan baskılar, erkek çocukların Cuma ve teravih namazlarından men edilmesi, Tacikistan’da tesettür ve başörtüsüne karşı uygulanan zalimce yasalar ve Kazakistan ile Kırgızistan’daki dini kısıtlamalar artık kimsenin bilmediği şeyler değildir.

Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan liderleri, Aliyev rejimiyle birlikte “güvenlik ve aşırılıkla mücadele” bahanesi altında İslam’a karşı komplo kurmaktadırlar. Amerikan güdümlü “C5+1” formatı, Yahudi varlığı ile yakınlaşmayı öngören “İbrahim Anlaşmaları”, Taşkent ve Bakü’de düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı ve güvenlik konseyi toplantıları bu komplonun bir parçasıdır. Bölgemizin yöneticilerinin “İslami birlik” hakkındaki sahte söylemleri, Amerika’nın bölgesel çıkarlarına ve Yahudi varlığına hizmet eden, aynı zamanda kendi Müslüman halklarını bastırmak için kullanılan yalancı bir maskeden başka bir şey değildir!

Nitekim 2026 yılının Temmuz ve Ekim aylarında çıkarılan yasa ve kararnamelerle eğitim sistemi zorla laikleştirilmiş, 12 Ekim’den bu yana başörtülü öğrencilerin okullara girişine izin verilmemiş ve sadece başkent Bakü’de 37 Müslüman gözaltına alınmıştır.

Burada asıl dikkat çekici ve acı verici olan husus şudur ki, Müslüman askerlerin sahip olduğu yüksek cihat ruhu, Aliyev rejiminin Karabağ dağlık bölgesini geri almak için Ermenistan’a karşı yürüttüğü savaşta temel faktör olmuştur. Bunun sonucunda Azerbaycan’ın kahraman Müslüman evlatları, kâfir Ermenilere karşı cesaretle savaşmış; kanları ve canları pahasına İslam toprağı olan Karabağ’ı işgalci istilacıların elinden kurtarıp özgürleştirmişlerdir. Fakat şimdi bu rejim, bütün bu fedakârlıkların karşılığında Müslümanların kızlarının ve kadınlarının başörtülerini çıkarmaya çalışarak onları ödüllendirmektedir!

Hiç şüphesiz Aliyev liderliğindeki Azerbaycan rejiminin bu kararı her mümini büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır. Örneğin Karabağ Savaşı gazilerinden biri yayımladığı görüntülü mesajda şöyle demiştir: “Ben bu elimi vatanım için savaşta feda ettim. Biz kanlarımızı, çocuklarımızın gözleri yaşla dolsun ve okula gitmeleri engellensin diye dökmedik. Başörtüsü karşıtları, Allah’a karşı geliyor demektir. Bir kâbus gibi ölüp gideceksiniz, bir kâbus gibi... Allah ile girdiği savaşı kazanan hiç kimse olmamıştır. Tek kelime dahi söylemeyen dindarlara da şunu söylüyorum: Bin defa namaz kılsanız bile, hiçbiri sizin hesabınıza yazılmayacaktır.” Şu an Azerbaycan’ın dört bir yanında Müslümanlar, yürüyüşler ve protestolar düzenlemektedir.

Başörtüsünün devlet kanunlarının yahut laikliğin keyfine göre çıkarılıp atılacak alelade bir bez parçası olmadığı, bilakis farz kılınmış şer’î bir kıyafet olduğu hiç kimse için bir sır değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ “Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.” [Nur 31] Müslüman kadınları eğitim görmek uğruna başörtülerini çıkarmaya zorlamak, Allah’ın hükmüne karşı açılmış apaçık bir savaştır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ “Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?” [Maide 50]

Biz Azerbaycan’daki Müslümanlarla dayanışma içinde olduğumuzu ve onların bu karara karşı duydukları tepkiyi ve protestolarını paylaştığımızı ilan ediyoruz. Kâfirleri ve Yahudileri hoşnut eden, ancak Allah’ın gazabına ve azabına sebep olan; Müslümanların onurunu ve izzetini ezip geçen Aliyev rejiminin bu meşum kararını da şiddetle kınıyoruz! Azerbaycan’da, Orta Asya’da ve diğer bütün beldelerde yaşayan Müslüman halkları da, kara bulut gibi üzerlerine çöken bu zalim rejimlerden herhangi bir hayır beklemekten vazgeçmeye; İslam’ı yeniden yönetim makamına taşımak ve Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurmak için bütün ciddiyet ve ihlasla çalışmaya davet ediyoruz.

Devamını oku...

Trump, Müslümanlara Zehrini Akıtmak İçin Fransa'daki Protestoları İstismar Ediyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Trump, Müslümanlara Zehrini Akıtmak İçin Fransa'daki Protestoları İstismar Ediyor

Haber:

Fransa'da zor ekonomik koşullar ve fiyat artışları nedeniyle şiddet olaylarının da yaşandığı protestolar patlak verdi.

Yorum:

Fransa'da protesto hareketleri haberlerinin yanı sıra eylemciler ile polis arasında yaşanan çatışmalar, yağma ve mülkleri tahrip etme eylemleri ortaya çıkar çıkmaz, Trump, Fransa'daki kaos ve yıkımı göçmenlerle ilişkilendirmekte acele ederek şöyle dedi: “Fransa, tamamen farklı bir dünyadan gelen ve kalplerinde nefret taşıyan insanların göçü nedeniyle yanıyor.” Fransa'yı sınırlarını derhal kapatmaya çağırdı. Bu arada yardımcısı JD Vance protestolar sırasındaki şiddeti "Batılı liberallerin, entegrasyonla ilgili temel soruları görmezden gelerek çeşitlilik ve merhamet sloganları altında üçüncü dünyayı ithal etmesi" olarak tanımladığı şeyle açıklamıştır.

Gerçek şu ki, protestoların sorumluluğunu Müslüman göçmenlere yüklemek, Trump ve yönetiminin İslam'a karşı taşıdığı derin kini yansıtan küstahça bir suçlamadır; zira İslam beldelerinin yöneticilerinin zelil bir şekilde boyun eğdiği bu kibirli adam, her fırsatta yalan ve iftiralarla Müslümanlara dil uzatmayı ve onların imajını çarpıtmayı alışkanlık haline getirmiştir. Fransa'daki son olaylarda da tam olarak bunu yapmıştır; oysa bu olaylar İslam ve göç nedeniyle değil; Amerika ve Avrupa'nın ana tarafları arasında yer aldığı Rusya-Ukrayna savaşının körüklediği ekonomik kriz nedeniyle patlak vermiştir. Zira Avrupalı hükümetlerin Ukrayna'ya destek kapsamında bu savaşa muazzam miktarlarda para harcaması, enerji ve kamu hizmeti maliyetlerini karşılayamamalarına yol açmış; bu da enerji, temel tüketim maddeleri ve gıda fiyatlarının yükselmesiyle sonuçlanmıştır.Bu nedenle protestolar sadece Fransa ile sınırlı kalmamış, aksine başta İtalya olmak üzere -ki orada da Fransa'dakine benzer şiddet ve tahribat olayları yaşanmıştır- diğer ülkelerde de eş zamanlı olarak meydana gelmiştir.Ayrıca Fransa'daki gösterilere toplumun farklı kesimlerinin katıldığını ve olayların, kapsamlı geçim taleplerini içerecek şekilde genişlemeden önce, eğitim koşullarının iyileştirilmesi ve eğitim kurumlarına bütçe ayrılması talebiyle başlayan 3 haftalık bir öğrenci hareketinden dolayı ortaya çıktığını da belirtmek gerekir.

Öte yandan Fransa ve genel olarak Avrupa, Amerika’ya bağlı politikalarının ateşiyle yanıp kavruluyor; zira Amerika'nın kışkırtmasıyla Ukrayna-Rusya savaşına dahil olması, ona ekonomik ve siyasi zarar olarak geri dönmüştür. Muhtemelen bu olaylar, toplumsal çatlağı daha da artıracak ve Avrupa'yı zayıflatıp kendi iç sorunlarıyla meşgul etmekten başka bir sonuç vermeyecek kesintisiz kargaşa ve huzursuzlukları tetikleyecektir. Bu da karşılığında Müslümanlara fayda sağlayacaktır; zira Avrupa, Amerika ve Rusya'nın yanı sıra bölgemizin üzerine çöken sömürgecilik üçgeninin sacayaklarından birini oluşturmaktadır.Şüphesiz ki bu sacayaklarından herhangi birinin kırılması veya bükülmesi, uluslararası mevcut olayları, Hilafet Devleti’ni kurmayı, İslam beldelerini birleştirmeyi, sömürgeciyi ve onun ajanlarını paramparça etmeyi temsil eden köklü bir değişim gerçekleştirmek için kullanmaları gereken Müslümanların lehine olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Sa’d

Devamını oku...

Azerbaycan'da Başörtülü Kız Çocuklarının Okula Gitmelerinin Engellenmesi

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Azerbaycan'da Başörtülü Kız Çocuklarının Okula Gitmelerinin Engellenmesi

Haber:

Ekim ayının başından bu yana Azerbaycan'da, kız çocuklarının okullarda başörtüsü takmamaları ve başörtülü öğrencilerin okullardan uzaklaştırılmaları yönünde talimat verilmiştir. Kız çocuklarının velileri nedenini sorduklarında, onlara bunun üst makamlardan gelen emirler olduğu söylendi, hükümet de bu konuda herhangi bir açıklama yapmadı. Başörtüsü yasağı yalnızca okullarda değil, aksine ülkenin her yerinde açıkça görülmekte olup, tüm iş yerlerinde ve kamusal alanlarda başörtülü kadınlardan işe gelmemeleri talep edildi. Birçok kişi, başörtülü kadınların toplu taşıma araçlarına, hatta ücretli taksilere binmelerinin yasak olduğunu öğrendiğinde şaşkına döndü.

İşler öyle bir noktaya geldi ki bu başörtülü kızlar başörtülerini çıkarıp eğitimlerine devam etmezlerse, velileri, okuldan devamsızlık yaptıkları her yedi gün için 70 Dolar, yedi günden fazla devamsızlık için ise 400 dolar para cezası ödemekle tehdit edildiler. Ülkede günlerdir bu duruma karşı protestolar düzenleniyor.Resmi olmayan kaynaklara göre, bu kızların bazı babaları tutuklandı.Hatta onuncu ya da on birinci sınıf öğrencisi olan kızlardan birinin babası, iki gün boyunca hapiste tutuldu ve kızı başörtüsünü çıkarmazsa iki yıl hapse atılmakla tehdit edildi.

Yorum:

Azerbaycan, Doğu Avrupa ile Batı Asya'nın kesişim noktasında olan Kafkasya bölgesinde yer almaktadır. Ülke nüfusunun %96’sı Müslümandır.Diğer Müslüman ülkeler gibi, dini devletten ayıran laik yasalarla yönetilmektedir. Ancak bu son olaylar, Müslümanların ne kadar uyanık olduklarını ve İslam şeriatına ne kadar önem verdiklerini ortaya koymuştur.Yetmiş yıl boyunca ateist komünistler tarafından yönetilen bu güzel ülke, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra şimdi de dini devletten ayırmaya dayanan bir anayasa ile yönetilmektedir.Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti, onu uzun yıllar ateist komünistlerin yönetmesine rağmen kesinlikle dininden vazgeçmemiştir. Ayrıca onun ardından gelen liderler, Müslüman olmalarına rağmen Allah'ın şeriatını uygulamadılar! Başörtüsü yasağı bunun açık bir örneğidir.

Bu yasağın uygulanmasından bu yana ülkede patlak veren protestolar, Müslümanların dinlerine ne kadar değer verdiğini göstermiştir.Hatta başörtüsü takmayan kızlar ve kadınlar bile bu yasağa başörtüsü takarak tepki verdiler ve okullarda karara duydukları hoşnutsuzluğu dile getirdiler. Böylece Müslüman erkeklerin onurunun ölmediği kanıtlandı. Bugün kafir sistem, felaketle sonuçlanacak sonuna yaklaşmaktadır. Peki sömürgeci kafirlerin kölesi olan İlham Aliyev gibi yöneticiler, başörtülü küçük kız çocukları sayesinde uyanacaklar mı acaba? Evet, onlar son günlerini yaşıyorlar; çünkü İslam ümmeti uyandı ve artık Rabbinin şeriatına göre yaşamak istiyor.Başörtülü kızlara başörtülerini çıkarmaları emredildiğinde, başörtülerinden ve eğitimlerinden vazgeçmeyeceklerini açıkladılar. Kız çocuklarının babaları da onları korumakta kararlıdır; çünkü onlar babalarının şerefidir. Allah'tan onların imanlarını ve sebatlarını artırmasını diliyoruz. Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ الصَّابِرُ فِيهِمْ عَلَى دِينِهِ كَالْقَابِضِ عَلَى الْجَمْرِ  “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki; o zamanda dini üzere sabreden, ateş közünü tutan gibidir.” Ve Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ “Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi Nuru’nu tamamlayıcıdır; kâfirler istemese bile.” [Saff 8]

Bugünbütün dünyanın İslami hayata geri dönmeye ihtiyacı vardır; çünkü bu kapitalist sistem kendi sorunlarını çözememiş ve dünyaya korkudan uzak bir hayat sunamamıştır.Azerbaycan rejimi İslam'a karşı savaşta asla başarılı olamayacak ve yakında Hilafet mahkemeleri önünde hesap vereceklerdir; ahiretin azabı ise daha şiddetlidir: إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ “Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.” [Kamer 47]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhlise Özbekî

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER