Pazar, 28 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/11/08
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Güney Sudan’ın Bölünmesinin Fikir Babası IGAD, Kirli Rolünü Oynamak İçin Yeniden Sahneye Çıkıyor

Doğu Afrika Hükûmetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), 30 Temmuz 2026 Perşembe günü Hartum’daki ofisini yeniden açtığını duyurdu. Örgütün Genel Sekreteri Workneh Gebeyehu, ofisin faaliyetlerinin sadece barış süreçlerini desteklemekle sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda yeniden imar projelerine de katkı sağlayacağını ifade etti. IGAD, 1996 yılında kurulan, merkezi Cibuti’de bulunan; Sudan, Güney Sudan, Etiyopya, Kenya, Uganda, Somali, Cibuti ve Eritre’yi kapsayan Afrika alt bölgesel hükümetlerarası bir örgüt olarak bilinmektedir. Aslen 1986 yılında Hükümetlerarası Kalkınma ve Kuraklıkla Mücadele Otoritesi adıyla kalkınma, çölleşme ve kuraklıkla mücadeleyle ilgilenen bir örgüt olarak kurulmuş; 1996 yılında ise yeniden yapılandırılarak iddia ettiklerine göre(!) güvenlik ve barışı da kapsayan daha geniş bir yetkiyle Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi haline gelmiştir.

Şüphesiz bu tür örgütler, büyük sömürgeci devletlerin ülkemiz üzerindeki planlarını uygulamak için kurdukları araçlardan başka bir şey değildir. Nitekim IGAD, Güney Sudan’ın Sudan’dan koparılması sürecinde etkin bir rol üstlenmiştir. Güney Sudan’a kendi kaderini tayin hakkını tanıyan Machakos Protokolü, IGAD’ın himayesinde hazırlanmıştır. Yine bu örgüt, Güney Sudan’ın ayrılmasının doğrudan zeminini oluşturan uğursuz Naivasha Anlaşması sürecinde de önemli rol oynamıştır.

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında patlak veren mevcut savaştan sonra da bu örgütün oynadığı rol açıkça görülmüştür. IGAD, Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri’ni eşit taraflar olarak değerlendirmiş, hatta Ocak 2024’te Kampala’da düzenlenen olağanüstü liderler zirvesine HDK lideri Muhammed Hamdan Daklu da (Hamideti) katılmıştır. Bunun üzerine Sudan hükûmeti, 20 Ocak 2024 tarihinde örgütteki üyeliğini askıya almıştır. Ne yazık ki bugün aynı örgütün yeniden Sudan’a dönmesine ve kirli rolünü oynamasına izin verilmektedir.

Ey Sudan halkı! Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:

لَا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِ “Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz.” O halde Amerika’nın çıkarları doğrultusunda Güney Sudan’ın ayrılmasına aracılık eden bu örgütün, şimdi de yine Amerika’nın planı doğrultusunda Darfur’u Sudan’dan koparmak için aynı rolü oynamasına nasıl izin veriyorsunuz?

Ey Sudan halkı! Şunu iyi bilin ki, bizi sömürgecilikten ve onun bölgesel ve yerel araçlarından kurtaracak tek güç, Nübüvvet metodu üzere kurulacak Raşidi Hilafet Devletidir. Hilafet, bu tür örgütlerin ülkenin iç işlerine müdahale etmesine asla izin vermeyeceği gibi, onları kurup yönlendiren büyük sömürgeci devletlerin de işlerimize karışmasına müsaade etmeyecektir.

Hilafet, sömürgeci kâfir Batı’nın nüfuzunu topraklarımızdan ve hatta tüm yeryüzünden söküp atacak olan balyozdur. Haydi, Allah’a ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e itaat içinde onurlu bir yaşam sürmek için Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet uğrunda çalışın.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Amerikalıların Dimyat'taki Varlığı Komisyonları ve Soruşturmaları Gerektiriyor mu?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Amerikalıların Dimyat'taki Varlığı Komisyonları ve Soruşturmaları Gerektiriyor mu?!

Haber:

Mısır Enformasyon Devlet Bakanı Ziya Raşvan, Mısır’ın egemenliğinden ödün verilmeyeceğini ve Dimyat Limanı’ndaki iki doğal gaz gemisiyle ilgili olayın göz ardı edilmeyeceğini veya dosyasının kapatılmayacağını vurguladı. Devletin bu dosyayı, son derece sorumlu bir şekilde ele aldığına ve gerçeğe tam olarak ulaşmak için soruşturmaların halen devam ettiğine dikkat çekti. Raşvan, bazı tarafların, kargaşa çıkarmak ve sosyal medya üzerinden söylentiler yaymak için olayı istismar etmeye çalıştıkları konusunda uyarıda bulunarak, vatandaşlara hassas davranma ve resmî bilgilere güvenme çağrısında bulundu. Petrol Bakanlığı’nın başlangıçta olayın nedeni hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadığı; çünkü gemilere çıkıp inceleme yapmanın zaman aldığı eklemesinde bulunarak, gerekli bilgiler elde edildikten sonra gemilerin bir insansız hava aracı saldırısına uğradığının duyurulduğunu belirtti.

Yorum:

Raşvan, Dimyat Limanı’na düzenlenen ve iki doğal gaz gemisinin alev almasına yol açan saldırı karşısında Mısır’ın egemenliğinden bahsediyor; hem de hükümetin başlangıçta bir veya birden fazla insansız hava araçları saldırısını reddetmesine ve olayın sadece iki geminin eskimesi nedeniyle alev almasından kaynaklandığını söylemelerine rağmen; ancak medya kuruluşları meseleyi ifşa edip inkar ya da örtbas etmeye yönelik bir alan kalmayınca, gerçeğe ulaşmak için soruşturmalar anlatısına geri dönmüşlerdir!

Burada deriz ki; hükümet bu soruşturmalardan ne bekliyor? Eğer olayın İran tarafından gerçekleştirilen bir ya da birkaç insansız hava araçları saldırısı sonucunda olduğu ortaya çıkarsa ondan, ABD ve Yahudi varlığının İran’a karşı yürüttüğü savaşa dahil olmasını mı bekleyeceğiz?! Yoksa İran Devrim Muhafızları'na, Mısır'daki Amerikan çıkarlarına zarar vermemesi uyarısında bulunduğu bir kınama ve uyarı mesajı mı gönderecek?! Ya da her zaman olduğu gibi, soruşturma komisyonları tiyatrosu yoluyla olayı unutturmak ve hakikati örtbas etmek mi istiyor?!

Peki ama gerçeğe ulaşmak için, soruşturmaları ve komisyonları beklemeyen kesin olan bir şey yok mudur ki bu da; ister ekonomik ortaklıklar ve enerji altyapısı olsun, ister Amerikan enerji şirketlerine ait yüzer sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) depolama ve yeniden gazlaştırma üniteleri olsun, isterse de limandaki Amerikan üssü olsun, Dimyat Limanı'ndaki Amerikan varlığıdır; peki bu Amerikan varlığı, Mısır'ın egemenliğini ihlal etmiyor mu?!

Peki hangi mantıkla ve hangi hakla rejim, Mısır limanının bir kısmı ve Mısır gazı üzerindeki egemenliğini, Müslümanların en büyük düşmanı olan kibirli tiran Amerika’nın lehine ihlal edebiliyor; oysa Amerika, Yahudi varlığının müttefiki ve onun Filistin’deki kardeşlerimize karşı işlediği suçlarının ve vahşetinin destekçisi değil midir?!

Mısır rejiminin, topraklarında ABD varlığını barındırması bir suç ve devletin egemenliğinin gerçek anlamda ihmal edilmesidir; zira ABD’nin tüm bölgedeki varlığı, bölgeye sadece savaşlar, kötülükler ve felaketler getirmiş olup, tüm bölge bunun tanığı haline gelmiştir.

Mısır rejiminin yapması gereken, Amerikalıları derhal ülkemizden çıkarması, ülkeyi onların kötülüklerinden ve ülkenin kaynaklarını, Mısır halkının kazanımlarını ve servetlerini sömürmelerinden kurtarması ve rejimin, Amerika ile ortaklığı ve ona hizmet etmesi sebebiyle ülkeyi içine düşürdüğü felaket ve musibetin hakikatinden dikkatleri başka yöne çekmeyi ve pusulayı saptırmayı hedefleyen soruşturmalar oyunu ve tiyatrosundan vazgeçmesidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

Filistin Halkı, İşgal ve Yerleşimci Sürülerinin Vahşet Çemberi Arasında Sıkışıp Kalmıştır, Peki, Ümmet ve Orduları Ne Zaman Birleşip Onları Kurtarmak İçin Harekete Geçecek?!

İşgal güçleri, 24 Temmuz 2026 Cuma gününden bu yana Batı Şeria’nın kuzeyindeki farklı bölgeleri ağır bir askerî kuşatma altına almış durumda. Bir yandan sabit ve seyyar askerî kontrol noktalarındaki uygulamalar büyük ölçüde sıkılaştırılırken, diğer yandan köy ve kentlere aralıksız baskınlar düzenlenmekte, halkın günlük yaşamı felce uğratılmaktadır. Özellikle Nablus, 24 Temmuz 2026 Cuma günü yerleşimcilerin kentin güneybatısındaki Tell köyüne düzenlediği kanlı saldırının ardından daha ağır bir askerî baskıyla karşı karşıya kalmıştır. Tell köyünde yaşanan katliamdan yalnızca saatler sonra başlayan uygulamalar; kontrol noktaları, ev baskınları ve tutuklamalarla önce Nablus çevresinde yoğunlaşmış, ardından temas hattındaki köylere yayılan geniş çaplı operasyonlara, ev ve çeşitli yapıların yıkımına dönüşmüştür.

İşgal ordusunun koruması altında hareket eden yerleşimci çeteleri, mübarek toprağın halkına karşı organize ve vahşi bir saldırı kampanyası yürütmektedirler. İnsanları öldürüyorlar, evleri ve malları ateşe veriyorlar, aileleri yurtlarından zorla çıkarıp evlerine el koyuyorlar, arazilerini yerle bir edip ağaçları ve mahsulleri söküyorlar, bu araziler üzerinde yerleşim birimleri kuruyorlar, hayvanları çalıyor veya öldürüyorlar, camileri yakıp duvarlarına ırkçı sloganlar yazıyorlar. Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra mekânı olan Mescid-i Aksa’yı her fırsatta kirletiyorlar, avlularında ayinler düzenleyip dans ediyorlar, şarkı söylüyorlar. Mübarek toprağın halkını yerinden etmeyi amaçlayan bu adımlar, aşırı sağcı Netanyahu hükümeti tarafından da destekleniyor. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2026 yılının başından itibaren Batı Şeria’da yerleşimcilerin karıştığı 1.330’dan fazla saldırı olayı kayda geçirilmiştir. OCHA’nın verilerine göre, bu yılın başından geçen cumartesi gününe kadar işgal güçleri veya yerleşimciler tarafından 18’i çocuk olmak üzere 77 Filistinli şehit edilmiştir. Geçtiğimiz Perşembe gününden bu yana ise aralarında bir çocuğun da bulunduğu en az 8 Filistinli şehit olmuştur. OCHA ayrıca; evlerin, camilerin, ağaçların ve tarımsal tesislerin yakıldığını veya tahrip edildiğini, bazılarının tamamen yok edildiğini, son şiddet dalgası nedeniyle ise en az 10 ailenin evlerini terk etmek zorunda bırakıldığını açıklamıştır. Suç işlemeleri için yerleşimcilere sınırsız hareket alanı tanıyan bu hükümet, diğer yandan da Batı Şeria, Gazze ve Kudüs’teki mübarek toprak halkına karşı ırkçı ve adaletsiz yasalar çıkarmaya; öldürme, esir alma, arazilere el koyma, kontrol noktaları kurma, ev ve tesis yıkımları gibi vahşi katliamlar işlemeye devam etmektedir. Filistin Duvar ve Yerleşim Direniş Komisyonunun 9 Temmuz’da yayımladığı rapora göre, Yahudi varlığı yılın ilk altı ayında 341 yıkım operasyonu gerçekleştirmiş; bunun sonucunda 740 Filistin yapısı yıkılmış, 923 Filistinli zarar görmüş, ayrıca ruhsatsız yapı gerekçesiyle 254 yeni yıkım kararı çıkarılmıştır. (El Cezire net)

Toplu cezalandırma önlemleri ve vahşi suçlar ile saldırılar, mübarek toprağın halkı üzerindeki boğucu çemberi artırmış, onlara türlü türlü acı ve eziyetler tattırmıştır. Yüzlerce aile evlerinin yıkılmasıyla evsiz kalmıştır. Bir kısmı dükkanlarının, sanayi ve ticaret tesislerinin yıkılması ve tarım arazilerine el konulması ya da mahsullerinin yakılması sebebiyle geçim kaynaklarını kaybetmiştir. Özellikle Müsâfir Yatta ve Ürdün Vadisi bölgelerinde çok sayıda çocuk okullarına ulaşamaz hâle gelmiştir. Kontrol noktaları ve askerî kapılar sebebiyle insanlar adeta büyük bir açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkum edilmiştir. Şehirler ve köyler birbirinden koparılmış, halk bu kontrol noktalarında ve kapılarda aşağılanma ve eziyetle karşı karşıya bırakılmıştır. Batı Şeria’nın kuzeyine, özellikle de Nablus ve çevresine uygulanan kuşatma hakkında Nablus İl Sağlık Yardım Kuruluşu Müdürü Gassan Hamdan şu ifadeleri kullanmıştır: “Sağlık görevlilerinin ve refakatçilerin anlattıkları korkunç verici.” Hamdan, işgal askerlerinin artık ambulansları birkaç dakika geciktirmekle yetinmediğini; saatlerce alıkoyduklarını, hastalara hakaret ettiklerini, araçları didik didik aradıklarını, hamile kadınlar dâhil hastaları ambulanstan indirmeye zorladıklarını, hatta zaman zaman araç anahtarlarına el koyduklarını belirterek şu değerlendirmeyi yapmıştır: “7 Ekim 2023’ten sonraki ilk aylarda bile böylesi uygulamalara tanık olmadık.”

Sorun yalnızca hamile kadınlarla da sınırlı değil. Hamdan, askeri kısıtlamaların diyaliz hastaları ve acil durumlar dahil onlarca hastanın hastaneye ulaşmasını engellediğini belirtiyor. Basında yer alan haberlere göre, Nablus’tan beş hamile kadın, askerî kontrol noktaları ve kuşatma nedeniyle son derece olağanüstü şartlarda doğum yapmak zorunda kalmıştır. Bunlardan biri bebeğini otomobil içerisinde dünyaya getirirken, diğerleri işgal güçlerinin kontrol noktalarından geçmelerine izin vermemesi nedeniyle ambulanslarda veya yeterli donanıma sahip olmayan sağlık merkezlerinde doğum yapmıştır. Nablus’un güneyindeki Karyut beldesinden bir kadın ise, Avarta askerî kontrol noktasında işgal ordusu tarafından alıkonulması ve ambulansın kendisine ulaşmasının engellenmesi nedeniyle bebeğini kaybetmiştir. Altı aylık hamile olan ve şiddetli kanama geçiren kadın, kritik sağlık durumuna rağmen uzun süre ayrıntılı aramaya tabi tutulmuştur. İşgal güçleri ambulansın geçişine ancak yarım saatten fazla bir süre sonra izin vermiş; doktorlar hastanenin yolunu tuttuğunda annenin hayatını kurtarmayı başarmış, ancak doğmasına üç ay kala anne karnındaki bebeği kurtarmak için artık çok geç kalınmıştır.

Ey İslam ümmeti! Yahudiler büyük bir kibir ve azgınlığa kapılmışlardır; Batı Şeria’da, Gazze’de ve Kudüs’te mübarek toprak halkına karşı katliamlar ve vahşi suçlar işlemektedirler. Siz ise bunların hepsini sesli ve görüntülü olarak gözlerinizle görmektesiniz. Kuşatma her geçen gün ağırlaşmış, korkudan gözler donmuş, yürekler boğaza dayanmıştır. Peki, daha ne zamana kadar sessiz kalacak ve onları yüzüstü bırakacaksınız?! Peygamberiniz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra yurdunun yıkılmasını ve yerine o sözde tapınaklarının inşa edilmesini mi bekliyorsunuz?! Mübarek toprak halkının tamamen yok edilmesini mi bekliyorsunuz? Yoksa Yahudilerin zorunlu göç planlarını başarıyla uygulamalarını mı bekliyorsunuz?

Ey Rabbimiz! Filistin halkının imdadına yetiş. Ey Rabbimiz, bize Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i Ensar’ı gibi, kendileriyle dinin yüceleceği, beldelerin özgürleşeceği ve mazlumların zafere ulaşacağı yardımcılar gönder! Allah’ım! Ensar’ın efendisi Sad b. Muaz’ın şu duasıyla Sana dua ediyoruz: “Allah’ım, Kurayzaoğulları (helak olup) gözüm aydın oluncaya kadar canımı alma.” Ey Rabbimiz, Kurayzaoğulları’nın torunlarının, onların yardımcılarının ve efendilerinin helak oluşuyla gözümüz aydın oluncaya kadar bizim de canımızı alma!

Devamını oku...

El-Halil Valisi İsyanıyla Allah’a Meydan Okuyor ve Fütursuzca Konuşuyor!

Halil halkının, El-Hüseyin Stadyumu’nda belediye meclisinin düzenlediği kadın-erkek karma etkinliği ve işlenen büyük günahı reddetmek üzere Temîm Ailesi Divanı’nda onurlu bir duruş sergilemesi üzerine Halil Valisi Halid Dûdîn, Allah’a karşı büyük bir cüret ve Halil’in köklü İslami değerlerine meydan okuma anlamı taşıyan şu sözleri sarf etti. “Kimse gelip bize karma etkinlik serbesttir veya yasaktır diyemez.” Bu sözleriyle vali, insanların iyiliği emredip kötülükten sakındırmasını istemediğini açıkça ortaya koyuyor. Aksine karma ortamı ve ahlaksızlığı himaye etmek, insanların fesat ve yozlaşma hakkında konuşmasını bile engellemek istiyor. Vali bu sözleriyle, İslam’ın hükümlerine karşı açıkça savaş ilan ediyor. Yetmezmiş gibi, insanların bu kötülüğü reddetmesini ve işlenen suça engel olmasını da yasaklamak istiyor. Ülkeyi, ahlakı ve iffeti bozmak, rezaletle arasındaki engelleri yıkmak ve sonra da insanların buna tek bir söz bile etmemesini istiyor!

Ardından bu ahmak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kimse Halil halkının ahlakına ve şerefine dil uzatamaz.” Böylece vali, kadın-erkek karışıklığını reddetmeyi ve buna engel olmayı Halil halkının şerefine saldırı olarak görüyor! Demek ki onun anlayışına göre şeref; kadınlarla erkeklerin iç içe olması, birlikte eğlenmesi ve kaynaşmasıdır. Oysa bu şereften nasibini almamış kimselerin şeref anlayışı, ahlaktan yoksun insanların ahlakıdır. Karma ortamdan sakındıran biri nasıl olur da kendi ailesinin, aşiretinin ve ülkesinin evlatlarının şerefine dil uzatmış olabilir? Karma ortama ve tesettürsüzlüğe çağıran kimse mi şerefi koruyan kimsedir? Ne var ki bu, Filistin Yönetimi’nin ve onun mensuplarının alışılmış tavrıdır. Onlar ülkeye ve halka ihanet ettikten sonra, kendilerini hesaba çekenleri işgalin gündemine hizmet etmekle suçlamaktadırlar.

Sonra bu ahmak yine ısrarla şöyle diyor: “Biz kutlamalar yapacağız, yaşayacağız... El-Hüseyin Stadyumu’na gideceğiz ve her yerde olacağız.” Böylece vali, işlediği suçu gizleme gereği bile duymadan, herkesin gözü önünde Allah’a isyan ederek meydan okuyor. Toplumda bozgunculuğu ve fıskı yaymak istiyor. Adeta Filistinli kızların şort giymesini isteyen Cibrîl Recûb ile yarışıyor. Onun “Yaşamak istiyoruz” sözüne gelince; bu ifadenin dili ve hâli şunu söylemektedir: Filistin Yönetimi’nin adamları ve fasıkları, Filistin halkının yaraları üzerinde dans etmek, hatta Filistin halkını kendi acıları üzerinde dans etmeye zorlamak istiyor. Üstelik nasıl bir dans? Allah’a isyan içinde, namusu ve iffeti çiğneyen bir dans... Şehitler her gün toprağa düşerken kutlama yapmak istiyor. Evler her gün yıkılırken eğlenmek istiyor. Gazze ve Batı Şeria sabah akşam ateş altında yanarken festivaller düzenlemek istiyor.

Daha sonra sözlerini çok daha şiddetli ve iğrenç bir noktaya taşıyarak şöyle diyor: “Eğer kadın-erkek karışıklığı haram olsaydı, Allah bunu Kâbe’nin avlusunda da yasaklardı.” Vali bu fikri, sosyal medyada Allah’ın ayetleriyle alay eden ve Kabe yakınındaki durumu en büyük “karma” örneği olarak gösteren bir yorumcudan kapmıştır. Vali, Allah için öfkelenmek yerine, bu sapkınlıkta teselli bulmuş, Allah’ın ayetlerini bir oyun ve eğlence aracı haline getirmiştir. Ağızlarından çıkan bu söz ne kadar da büyüktür! Allah’ın kutsallıklarının yüceltildiği; Allah’ın erkeklerle kadınların bir arada bulunmasına izin verdiği, fakat namazda saflarını ayırdığı Beytullah’ı, bir futbol kutlaması veya eğlence programındaki karma ortamla nasıl bir tutabilirsiniz? Yoksa karma ortamlara ve eğlencelere meftun olan bu beyinsiz vali, faizi helal sayanların;

إِنَّمَاالْبَيْعُمِثْلُالرِّبَا “Alışveriş de faiz gibidir” [Bakara 275] dedikleri gibi mi demek istiyor?

وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا “Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı.” [Bakara 275] Allah’ın dinine karşı bundan daha büyük bir cüret olabilir mi? Allah’ın gazabının ve elem verici azabının, kendisine ve işlediği suçları destekleyenlere isabet etmeyeceğinden nasıl emin olabiliyor?

Filistin yönetimi, yandaşları, sosyal medya trolleri ve adamları; El-Halil’in asilzade ve erdemli ailelerinin ve aşiretlerinin oluşturduğu, “Hüseyin Stadyumu’ndaki suç cezasız kalmayacak” diyen o büyük birliği yıkmaya çalışmıştır.

Mücrimler ve münafıklar, El-Halil halkını iyiliği emretmekten ve kötülükten nehyetmekten vazgeçirmek için her türlü hileye başvurmuşlardır ama Allah onların tuzaklarını boyunlarına dolamıştır. Toplantıyı provoke etmeye çalışmışlar ve düzenleyenlere suçlamalar yağdırmışlardır. Bu işin arkasında bir parti veya bir tarafın olduğunu iddia etmişlerdir. Sanki iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak için çalışan siyasi oluşumların bulunması suçmuş gibi... Sanki Halil halkının aklı yokmuş da başkalarının peşinden sorgulamadan gidiyorlarmış gibi...

Sonra da insanları yan meselelerle meşgul olmakla suçlamışlar ve karma ortam hakkında konuşmak yerine gidip Harem-i İbrahim’i korumalarını ve işgalciye karşı koymalarını söylemişlerdir. Sanki El-Halil’i teslim eden, şehri ikiye bölen ve Eski Şehir ile Harem-i İbrahim üzerindeki güvenlik kontrolünü işgalciye bırakan anlaşmayı El-Halil halkı imzalamış gibi! Sanki Vali, Yahudilerin saldırılarını sadece kendisine ihtilat ve açık saçıklığı yaydığı için karşı çıkıldığında hatırlamış gibi! Sanki El Halil’i peşkeş çekenlerin, silah sahibi olanların ve sözde yetki sahiplerinin ise hiçbir ilgisi, görevi veya vebali yokmuş gibi...Oysa cürmün failleri, taviz ve teslimiyetin asıl kaynağı kendileridir!

Mübarek toprak; halkıyla ve yiğitleriyle Allah’ın izniyle hakkın feneri, İslam’ın sığınağı; Otoritenin, adamlarının ve onların arkasındakilerin boğazında bir düğüm olmaya devam edecektir.

Muhakkak ki suçlular için Ümmetin onlardan her kelimenin hesabını soracağı bir gün gelecektir. Allah katındaki hesap günü ise çok daha ağır ve çetindir. O gün vali ve onun peşinden gidenler Allah’ın huzuruna çıkarılacak, çetin bir hesaba çekileceklerdir. İşte o zaman sonucun ve güzel akıbetin kime ait olduğunu anlayacaklardır.

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ “Zulmedenler, hangi dönüşle döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” [Şuara 227]

Devamını oku...

Dava Taşıyıcısı İdil Beknazarov’un Vefat Duyurusu

Büyük bir üzüntüyle dava taşıyıcısı kardeşimiz İdil Beknazarov’un vefatını duyuruyoruz.

Kardeşimiz Edil Bayişoviç Beknazarov, 1977 yılında Kırgızistan’ın Talas bölgesinde dünyaya gelmiştir. Şiddetli bir hastalığın ardından, 30 Temmuz 2026 tarihinde bu fani imtihan yurduna veda ederek ebedî ahiret yurduna irtihal etmiştir. Bu haberi vermek bizleri derinden üzse de, Allah’ın kaderine iman ediyor, hükmüne rıza gösteriyor ve Rabbimizin razı olacağı şu sözden başka bir söz söylemiyoruz:

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ “Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.” [Bakara 156]

Kardeşimiz, yirmi yılı aşkın bir ömrünü İslam dinini öğrenmeye, onu hayatında yaşamaya ve insanlara davet etme sorumluluğunu taşımaya adamıştır. Bu yirmi yıl boyunca İdil kardeşimiz, “Allah büyüktür” dediği için, daha doğru bir ifadeyle dinimizi bir hayat nizamı olarak taşıdığı için “aşırıcılık” suçlamalarına maruz kalmıştır. Ancak kapitalist düzenin hizmetkârı hâline gelmiş bu rejim, geçen bunca yıl boyunca ona yönelttiği bu iddiaların hiçbirini ispat edememiştir.

Çünkü halkımız, kardeşimiz İdil’den yalnızca güzel ahlaktan, isabetli nasihatlerden ve insanları Peygamberimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in gösterdiği yola davet eden samimi bir davetten başka bir şeye tanık olmamıştır. Kardeşimiz hafızalarda; cesaretiyle, hayırlarda yarışmasıyla, kötülükten nehyederken kınayanın kınamasından korkmamasıyla, neşeli ruhuyla ve nüktedanlığı ile kalacaktır.

Hizb-ut Tahrir / Kırgızistan olarak biz, kardeşimiz İdil’in akrabalarına ve ailesine sabır diliyor, tüm dava taşıyıcısı kardeşlerimize taziyelerimizi sunuyoruz. Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan kardeşimize geniş rahmetiyle muamele etmesini, ona rızasını ve mağfiretini indirmesini; onu Peygamberler, Sıddıklar, şehitler ve Salihlerle birlikte geniş nimet cennetlerine koymasını niyaz ediyoruz. Onlar ne güzel dostturlar!

Devamını oku...

Sudan’daki, Amerikan Barış Yasası mı, Yoksa Amerikan Parçalama Yasası mı?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Sudan’daki, Amerikan Barış Yasası mı, Yoksa Amerikan Parçalama Yasası mı?!

Haber:

Semafor platformunun aktardığına göre, Sudan'da Barış Yasası'nın (PEACE in SUDAN ACT) ABD Senatosu'nun yıllık savunma tasarısı nüshasına dahil edilmesinin ardından, yasanın bu yıl içinde kabul edilme olasılıkları arttı. Yasa, yasal metne göre Sudan’daki iç savaşı körükleyen dış taraflara ek yaptırımlar uygulanmasına zemin hazırlamayı hedeflemektedir. (Savt El-Umma Gazetesi, 31/7/2026)

Yorum:

Amerika, Sudan’da barıştan, sanki orada gerçek bir barışın sağlanmasını istiyormuş gibi bahsediyor! Sudan’da barış mefhumu, aslında onun parçalanmasıdır; bu ise ülkenin güneyinin kuzeyinden ayrılmasına yol açan ve yalan ve iftirayla barış olarak adlandırılan Sudan barışında gayet açıktır. Sonra dış taraflara uygulanmasından bahsettikleri yaptırımlar, Sudan halkının gözüne kum serpmekten başka bir şey değildir; zira Amerika, kendi talimatıyla savaşı beslemekte olup dış olarak adlandırdığı taraflar ise büyük devletler değildir; aksine ya Amerika’nın emirlerini yerine getiren işlevsel devletler ya da büyük sömürge devletlerdir; sonra onların tamamı, Amerika’nın rıza göstermediği tek bir kurşun bile sıkamazlar.

Ey Sudan halkı: Sudan’a yönelik yeni Amerikan barışından aman ha sakının; zira bu, Sudan’ın çok değerli bir parçasına -ki burası Darfur'dur- yönelik yeni bir bölünme senaryosudur ve tüm tanıklıklar ve deliller buna işaret etmektedir; o halde bu bölücü Amerikan barışına aldanmayın. Sadece Sudan’ın birliğini korumakla kalmayıp, aksine Amerika ve diğer sömürgeci ülkelerden daha büyük bir güç olsun diye Sudan’ı diğer Müslüman ülkelerle birleştirecek olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin olduğu İslam Devleti'ni kurmak çalışın.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İbrahim Osman (Ebu Halil)

Devamını oku...

Haberlere Bakış: 02/08/2026

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haberlere Bakış

02/08/2026

* KKTC Başbakanı Ünal Üstel, 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı nedeniyle mesaj yayımladı.

Ünal Üstel’in mesajı şöyle:

“Kıbrıs Türk halkının şanlı tarihindeki üç büyük dönüm noktasını aynı günde buluşturan 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı’nı yüreklerimizde büyük bir gururla kutluyoruz.

Adadaki Türk varlığını ve yönetimini başlatan 1571 Kıbrıs’ın fethinin 455’inci yılını, direnişimizin simgesi haline gelen Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) 1958 yılındaki fiili kuruluşunun 68’inci yılını ve 1976 yılında TMT ruhuyla kurulan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın kuruluşunun 50’nci yılını gururla idrak ediyoruz.

Kıbrıs Türk halkı, kendisini bu topraklardan silmek isteyenlere karşı hiçbir zaman boyun eğmemiş; Türk Mukavemet Teşkilatı çatısı altında kenetlenerek vatanını, kimliğini ve geleceğini canı pahasına savunmuştur. Mücahitlerimizin cesareti, aziz şehitlerimizin fedakarlığı ve Anavatan Türkiye’nin sarsılmaz desteği sayesinde Kıbrıs Türkü özgürlüğüne kavuşmuş, kendi devletini kurmuştur. (Kıbrıs Postası, 31/7/2026).

Kıbrıs adası, İslami bir adadır. Üçüncü Raşit Halife Osman Radıyallahu Anh döneminde Müslümanlar tarafından fethedilmiştir. Avrupalı Haçlılar, İslam ülkesine karşı giriştikleri ilk Haçlı savaşında Kıbrıs’ı işgal ettiler. Ama daha sonra Müslümanlar, Kıbrıs’ı kurtarıp aslı olan İslam ülkesine yeniden iade etmişlerdir. Osmanlı Hilafet Devleti döneminde de diğer Müslüman ülkeler gibi Kıbrıs da Osmanlının yönetimi altına girmiştir.

Nitekim İngiltere, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında 1914’te Kıbrıs’ı resmen ilhak etti. O gün bu gündür Kıbrıs’ta en etkili uluslararası aktördür. İngiltere, 1960 yılında Kıbrıs’a bağımsızlık verse de antlaşmalar uyarınca Kıbrıs’ta tek uluslararası garantör güç olmayı sürdürmüştür. 1955 yılında iki bölgesel güç Türkiye ve Yunanistan’ı da Kıbrıs için garantör güçler safına dâhil etmiştir. Bundan amacı, Amerika’nın Yunanistan’daki nüfuzunu istismar ederek Yunanistan’ın Kıbrıs’ı ilhak etmesinin önüne geçmektir.

Ayrıca Kıbrıs’ta bulunan iki üs İngilizlerin casusluk merkezidir ve bölgeyi bu üsten izliyorlar. Bu nedenle bugüne dek hep Kıbrıs’ın güvenliği İngiltere’nin güvenliği olarak algılanmıştır. Ayrıca İngiltere, ekonomik olarak da Kıbrıs’ı bir vergi cenneti olarak kullanıyor. Zira yağmacı yöneticiler, vergi kaçakçısı şirketler, mafyalar özellikle Rus mafyası paralarını bu uzak adalarda tutuyorlar. O yüzden Kıbrıs adası İngiltere nazarında özel bir yere sahiptir. Sinsi ve kurnazlığıyla İngiltere, bu önemli sömürü adasına varis olmak isteyen tüm Amerikan müdahalelerinin üstesinden gelmek için son gücünü kullanmıştır

Diğer taraftan Amerika ve Amerikan yanlısı Türkiye yönetiminin gerçekleştirmeye çalıştığı çözüm ise büyük olasılıkla çözümün ilk adımı olarak Kıbrıs’ta federal bir devlet kurulacak. Bu federal devlet de Birleşmiş Milletler aracılığıyla ve Amerikan desteğiyle adadaki İngiliz üslerini kaldıracak. Nitekim 2017 yılının başlarında aktif bir şekilde başlayan ve devam eden Kıbrıs müzakereleri trafiğinin temel amacı işte budur. Bu çözüm, garantör devlet: İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlüğünün iptalini gerektiriyor. Bunun sonucunda Türk ve Yunan askerleri, tabii ki en önemlisi de İngiliz üsleri adadan ayrılacaktır.

Özetle Amerika, İngiliz egemenliğindeki iki üssü söküp almak için müzakereler yoluyla adada federal bir yapı kurmak isterken, İngiltere de üslerin kontrolünü elinde tutmak için mevcut statükonun devamını istiyor. Üslerini korursa hiçbir çözüm İngiltere’nin zararına olmayacaktır. Tüm bunlar, adadaki asıl aktörlerin İngiltere ve Amerika’nın olduğunu, Türkiye ve Yunanistan’ın ise büyük aktörlerin piyonu olduklarını göstermektedir. Buna rağmen KKTC Başbakanı Ünal Üstel’in, 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı’nı kutlaması ve bununla gurur duyması ya siyasi basiretsizliğinin ya İslami kültür kıtlığının ya da ihanetinin bir ürünüdür. Zira Sömürgeci kafir Amerika, Müslüman Türk askerlerini bile adadan çıkarmak isterken, nasıl olur da bugün bayram olarak kutlanabilir. Celil Sahabe Üçüncü Raşit Halife Osman Radıyallahu Anh’ın döneminde fethedilen, İslam ile şereflenen ve İslam’ın hükümlerinin uygulandığı ada da laik sistemin kanunları uygulanıp İslam’ın hükümlerine savaş açılmışken, nasıl olur da bu gün bayram olarak kutlanabilir? Bu yüzden Kuzey Kıbrıs Müslümanları için gerçek bayram, daha önce olduğu gibi adanın yeniden İslam ülkesine iade edildiğinde olacaktır. Dolayısıyla Müslüman Kıbrıs halkının Kıbrıs’ın siyasi gerçekliğini doğru kaynaklardan öğrenip, bilinçli veya bilinçsiz sömürgeci güçlerin varlığını meşrulaştıran bu açıklamalara karşı İslami çözümü ortaya koymaları gerekir. Aksi taktirde diğer İslam ülkeleri gibi Kuzey Kıbrıs da sömürgeci kafir güçlerin merkezi olarak kalmaya devam edecektir.

* Kazakistan'da endişeler arttı: Pekin'in “Etnik Birlik ve İlerleme Yasası” sınırı aştı. Pekin'in sınırları dışında "ulusal birliği bozanlara" yönelik baskısını genişleteceği uyarısında, komşu Kazakistan'da yaşayan Çin doğumlu Müslüman Türk etnik gruplarının temsilcileri artan baskı hissediyor.

Gruplar, Çin'in yeni yürürlüğe giren Ulusal Birlik Yasası'na yöneldi. Yasa 1 Temmuz'da yürürlüğe girdi ve Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliği tarafından eleştirildi. Yasa, etnik azınlıkları Han Çin kültürünü benimsemeye ve kamu hayatında Çinlilere öncelik vermeye zorluyor.

Bu ayın başlarında, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiacung, yeni yasanın "hukukun üstünlüğünü güçlendireceğini" ve ülkenin resmi olarak tanınan 56 etnik grubunun haklarını "daha iyi koruyacağını" söyledi.

Ancak yasaya karşı çıkanlar, Pekin'in yabancılara zulme hakkı olduğunu belirten maddenin, diğer ülkeler üzerindeki siyasi ve ekonomik etkisini kullanarak yurtdışındaki Çinlilerden gelen eleştirel sesleri susturmak için bir bahane olacağını söylüyor.

Kazakistan merkezli ve adını açıklamak istemeyen Çinli bir insan hakları aktivisti, RFE/RL'ye yaptığı açıklamada, yeni yasanın Pekin'e yurtdışındaki etnik azınlıklara yönelik baskısını haklı çıkarmak ve güçlendirmek için "daha büyük bir fırsat" sağlayacağından endişe duyduğunu söyledi.

18 Mayıs'ta Kazak Cumhurbaşkanı Kasım-Cömert Tokayev, Orta Asya ülkelerini Pekin ile insan hakları ve insan hakları ajansları arasındaki iş birliğini güçlendirmeye çağırdı. Orta Asya ve Çin içişleri ve kamu güvenliği bakanlarıyla yaptığı görüşmede, Tokayev, aşırı fikirlerin çevrimiçi yayılmasını ve terörist grupların hedef alınmasını önlemek için daha derin iş birliği gerektiğini söyledi. (www.azathabar.com, 31 Temmuz 2026).

Pekin'in “Etnik Birlik ve İlerleme Yasası”’nın Kazakistan tarafından hızla olumlu karşılık bulmasını anlamak adına Cumhurbaşkanı Tokayev’in İslam’a ve Müslümanlara karşı tutumuna ilişkin yakın tarihli açıklama ve tavırlarına bir göz atalım:

- 5 Ocak 2022’de Kazakistan’da, LPG zammı üzerine spontane başlayan protesto eylemleri sırasındaki açıklamasında Tokayev, “Bunun bir terör saldırısı olduğundan hiç şüphem yok. Bu, Afganistan dâhil başta Orta Asya ülkelerinden gelen yabancı militanların katılımıyla Kazakistan’a karşı iyi organize edilmiş ve iyi hazırlanmış bir saldırı eylemi.” dedi. Ayrıca Kazakistan Cumhurbaşkanı, “Teröristlere karşı uyarı yapmadan öldürmek için ateş açma emri verdim. 20 bin haydut Almatı’ya saldırdı, teslim olmayan saldırganlar yok edilecek” dedi.

- 18-19 Şubat 2026'da Radio Liberty, El Cezire tarafından hazırlanan bir analiz makalesine dayanarak, binlerce yabancının Yahudi varlığının ordusu saflarında Gazze savaşına katıldığını belirten bir rapor yayınladı. Bu raporda Kazakistan'dan 189 kişini de Yahudi varlığının saflarında yer aldığı geçmektedir.

- 21 Nisan 2026 tarihinde, Kazakistan’ın başkenti Astana’da Şanghay İşbirliği Örgütü üye ülkelerinin dışişleri bakanlarının bir toplantısı düzenlenmiş ve bu toplantıda terörizm, aşırılıkçılık, organize suç ve siber suçlarla mücadele gibi güvenlik ve bölgesel iş birliğiyle ilgili aynı konular ele alınmış ve taraflar, ortak iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunmuşlardı. Bu toplantıların ardından, özellikle açık bir şekilde iyiliği emredip kötülükten sakındıranlar olmak üzere Orta Asya ülkelerinde dinlerine bağlı olan Müslümanlara yönelik baskı ve takipler şiddetlenmiştir.

-18 ve 19 Mayıs 2026 tarihlerinde Astana şehrinde, Orta Asya ülkeleri ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin güvenlik kurumları ve içişleri bakanlıklarından yetkililerin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Toplantı sırasında terörle (İslam’la) mücadele, uyuşturucu kaçakçılığı, siber suçlar, insan ticareti ve sınır güvenliği konuları ele alındı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, kolluk kuvvetleri arasındaki bilgi alışverişinin güçlendirilmesini ve güvenlik iş birliğini kolaylaştırmak için ortak veri tabanları oluşturulmasını önerdi.

Yukarıdaki verilere baktığımızda Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Çin’in yasasına olumlu bakması hiç de şaşırtıcı değildir. Zira diğer İslam ülkelerinin başındaki ajan yöneticiler gibi Tokayev de İslam düşmanı Rusya’nın politikaların takip etmektedir. Nitekim Kazakistan’ın Rusya’nın liderliğinde kurulan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün kurucu ve aktif bir üyesi olması bunun en iyi kanıtıdır. Rusya ve Çin, İslam düşmanlığı noktasında ortak bir anlayışa sahiptir. Bu yüzden Tokayev, yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte yasayı kabul etmekle kalmamış; aksine Orta Asya ülkelerini de yasaya destek vermeleri çağrısında bulunmuştur. İste bu sebeple Müslüman Kazakistan halkının, ileri gelenlerinin ve etkili kişilerin, ülkenin ve halkının kurtulması için, İslami kimliklerine geri dönüp tek kurtuluş reçetesi olan Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin kurulması için var güçleriyle çalışmaları gerekir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER