Pazartesi, 22 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/11/02
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Malezya: Azerbaycan Büyükelçiliği, Başörtüsü Yasağına Karşı Protesto Notası Sunmak İsteyen Hizb-ut Tahrir Heyetini Kabul Etmeyi Reddetti!

  • Kategori Malezya
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Malezya
Azerbaycan Büyükelçiliği, Başörtüsü Yasağına Karşı Protesto Notası Sunmak İsteyen Hizb-ut Tahrir Heyetini Kabul Etmeyi Reddetti!

Hizb-ut Tahrir Malezya, Azerbaycan hükümetinin eğitim kurumlarında başörtüsü takılmasına yönelik uyguladığı kısıtlamaları kınadı. Haberlere göre bu kısıtlamalar, Müslüman kız öğrencilerin ve kadın öğretmenlerin okullara girişlerinin engellenmesine yol açtı. Parti, bu uygulamaları laik rejimin İslam şeriatına düşmanlığının açık bir göstergesi olarak nitelendirdi.

Protesto, 23 Ekim 2026 Cuma sabahı, Selangor eyaletinin Ampang bölgesindeki Azerbaycan Cumhuriyeti Büyükelçiliği önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında gerçekleştirildi. Yaklaşık 100 kişinin katıldığı etkinlik sabah saat 10.30 civarında başladı. Katılımcılar, başörtüsüne yönelik kısıtlamaları kınayan ve Azerbaycanlı Müslüman kadınlarla dayanışmayı ifade eden pankartlar taşıdı.

Etkinlik, Profesör Doktor Muhammed Ebu'l-Ayn'ın Azerbaycan hükümetine doğrudan hitaben hazırlanan protesto notasını İngilizce okumasıyla başladı. Notada, başörtüsü takılmasını eğitim sürecine yönelik bir tehditmiş gibi değerlendiren rejimin tutumu sorgulandı. Ayrıca başörtüsünün, Yüce Allah'ın emrettiği dinî bir farz olduğu vurgulandı.

Notada, Müslüman kız öğrencileri ve kadın öğretmenleri hedef alan başörtüsü kısıtlamalarının derhâl kaldırılması talep edildi. Ayrıca bu kadınların dinî yükümlülüklerinden vazgeçmeye zorlanmadan bütün haklarının kendilerine iade edilmesi çağrısında bulunuldu.

Gösteride konuşan Üstat Nureddin Ebu Ali, üç temel mesaj verdi: Azerbaycan hükümetinin şiddetle kınanması, bu kısıtlamalardan zarar gören Müslüman kadınlarla dayanışma gösterilmesi ve laikliğin İslam ümmeti açısından oluşturduğu tehlikelere dikkat çekilmesi.

Ebu Ali, başörtüsünün yalnızca bir kıyafet veya kültürel simge olmadığını, aksine Yüce Allah'ın farz kıldığı şer'i bir yükümlülük olduğunu ve Müslüman kadınların buna uyması gerektiğini vurguladı. Azerbaycanlı Müslüman kadınları başörtüsünü savunma konusunda kararlı olmaya ve bu farzdan geri adım atmamaya çağırdı. Şu ifadeleri kullandı:

“Bilin ki bu meselede yalnız değilsiniz! Bilin ki biz sizin yanınızdayız ve sizi destekliyoruz.”

Bir diğer konuşmasında Üstat Muaz Ebu Talha, Azerbaycan'ın Rus sömürgeciliğine ve Sovyet yönetimine girmesinden önce İslam dünyasının ayrılmaz bir parçası olan tarihine değindi.

Günümüzde başörtüsüne getirilen kısıtlamaları, İslamî kimliği zayıflatmayı amaçlayan Sovyet laikliği mirasının devamı olarak nitelendirdi. Ayrıca Aliyev rejiminin yönetimini ve ABD ile Yahudi varlığıyla kurduğu jeopolitik ilişkileri eleştirdi. Müslümanları, davet ve siyasi mücadele yoluyla Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışmaya çağırdı.

Etkinliğin sonunda Hizb-ut Tahrir Malezya'nın Resmî Sözcüsü Üstat Abdülhakim Osman, heyetin protesto notasını teslim etme girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını açıkladı. Büyükelçiliğin kapıları kapalı kalmış, belgeyi teslim almak üzere hiçbir temsilci dışarı çıkmamıştı.

Osman, heyetin geliş saatinin önceden büyükelçiliğe bildirildiğini ve cuma sabahının resmî çalışma saatleri içinde bulunduğunu belirtti. Buna rağmen, protesto notasını teslim etmek amacıyla dahili iletişim sistemi üzerinden üç kez selam vermesine karşın büyükelçilik yetkililerinin hiçbir karşılık vermediğini ifade etti.

Abdülhakim Osman ayrıca Azerbaycan hükümetini, Sovyet döneminden miras kalan laik politikaları sürdürmekle suçlayarak eleştirdi. Malezya hükümetinin başörtüsü yasağına ilişkin diplomatik bir protesto notası yayımlamamasından duyduğu üzüntüyü de dile getirdi.

Azerbaycanlı Müslüman kadınları savunmanın, bütün İslam ümmetine düşen ortak bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Müslümanları, Hilafet Devleti'ni kurmak ve İslam ile yönetimi yeniden başlatmak için çalışmaya devam etmeye çağırdı. Bunun, İslam şeriatının kapsamlı biçimde uygulanmasını ve Müslüman kadının onuruyla haysiyetinin dünyanın her yerinde korunmasını sağlayacağını belirtti.

Gösteri, Üstat Ali'nin yaptığı duanın ardından katılımcıların barışçıl şekilde dağılmasıyla sona erdi.

Hizb-ut Tahrir Malezya Medya Bürosu

Cuma, 12 Cemâziyelevvel 1447 Hicrî — 23 Ekim 2026 Miladî

malezya

- Üstat Abdülhakim Osman'ın Basın Açıklaması -

malezya

- Etkinlikten Görüntüler -

malezya

Daha fazla bilgi için:

Hizb-ut Tahrir Malezya Resmi Web Sayfası
Hizb-ut Tahrir Malezya Telegram Kanalı

 malezya

 

 

 

Devamını oku...

Hollanda: Başörtüsü Yasağına Karşı Lahey’deki Azerbaycan Büyükelçiliğine Heyet Gönderildi!

  • Kategori Hollanda
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Hollanda:
Başörtüsü Yasağına Karşı Lahey’deki Azerbaycan Büyükelçiliğine Heyet Gönderildi!

Azerbaycan’da zalim İlham Aliyev rejiminin, kadınların ve kız çocuklarının başörtüsüyle okullara girmesini yasaklayan bir yasa çıkarmasına karşı durmak ve oradaki kız kardeşlerimizle dayanışma göstermek amacıyla Hizb-ut Tahrir Hollanda, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Lahey’deki Azerbaycan Büyükelçiliğine bir heyet gönderdi.

Heyet, büyükelçiye bir mektup sunarak bu zalimce yasanın çıkarılmasının Azerbaycan halkına yönelik bir zulüm olduğunu ifade etti. Aliyev rejiminin uygulanmasıyla övündüğü laikliğin dahi böyle yasaların çıkarılmasına izin vermediğini belirtti.

Açıklamada, bu uygulamanın yalnızca İslam’a ve onun şiarlarına karşı yürüttüğü savaşta kâfir sömürgeci Batı’ya hizmet ettiği vurgulandı. Azerbaycan’ın ve bütün İslam ümmetinin sorunlarının çözümünün ise Yüce Allah’ın şeriatını uygulamak ve Nübüvvet Metodu üzere Hilafet çatısı altında İslami hayatı yeniden başlatmakla mümkün olacağı ifade edildi.

Bu tağutların durumu gerçekten şaşırtıcıdır! Onlar, halkının çoğunluğu Müslüman olan; İslam ile yönetilmeye ve onun hükümlerine göre yaşamaya susamış toplumların ülkelerini yönetiyorlar. Bu ülkelerdeki kadınların da onurlu ve iffetli bir hayat sürmek istemeleri, bunun bir gereği olarak Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın kendilerine emrettiği kıyafetleri giymeleri son derece doğaldır.

Ancak bu tağutlar, kadınların hayatını daraltıyor ve onları zorla bozulmaya sürüklüyorlar. Müslüman kadınların tesettürlü kıyafetleri yasaklanıp bu kıyafetlerle okullara girmelerine izin verilmezken; ahlaksız ve yozlaşmış kadınların fesat ve ahlaksızlığı yaymaları için kapılar ardına kadar açılıyor.

Peki, bu durumda tek çözüm; bu yozlaşmış yönetici zümreden kurtulmak ve onların yönetiminin enkazı üzerinde Raşidî Hilafeti kurmak değil midir?!

Pazartesi, 8 Cemâziyelevvel 1446 Hicrî — 19 Ekim 2026 Miladî

hollanda

- Büyükelçilik önünde heyetin yaptığı açıklama -

hollanda

Lahey’deki Azerbaycan Büyükelçiliğine teslim edilen mektubun tam metnini okumak için TIKLAYINIZ

hollanda

İlgili Bağlantılar:

Hizb-ut Tahrir Hollanda Resmi Web Sayfası
Hizb-ut Tahrir Hollanda Facebok Sayfası
Hizb-ut Tahrir Hollanda Twitter Sayfası
Hizb-ut Tahrir Hollanda Instagram Sayfası
Hizb-ut Tahrir Hollanda YouTube Kanalı

 

 
Devamını oku...

El-Raye Gazetesi “Önce Amerika” Doktrini Çerçevesinde ABD’nin Avrupa’ya Yönelik Politikası

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi
“Önce Amerika” Doktrini Çerçevesinde ABD’nin Avrupa’ya Yönelik Politikası

Üstad Esad Mansur’un Kaleminden

ABD’nin NATO Temsilcisi Matthew Whitaker'ın 1/10/2026 tarihinde belirttiği üzere, “Amerika, Avrupa'daki askeri güçlerinin konuşlanmasını ve üs noktalarını yeniden değerlendirmeye yöneliyor.” Zira şöyle dedi: “İnceleme, Önce Amerika politikasına dayanacaktır.” Bu da, ABD'nin kıtadaki askeri varlığının geleceği ve Avrupalı müttefikleriyle ilişkileri konusunda artan soruların ortasında gerçekleşmiştir.

Bu ilişkinin tarihine dönecek olursak; Amerika, sömürgeci faaliyetlerini Yeni Dünya ile sınırladığı İkinci Dünya Savaşı'nın ardından uzletinden çıkmaya ve bu savaşta günahkâr ellerinin işledikleri yüzünden büyük bir yıkıma uğrayan sömürgeci Avrupa'nın kontrol ettiği Eski Dünya'ya girmeye karar vermişti. Bu da Amerika’nın hem Avrupa'ya hem de Avrupa'nın yağmaladığı zenginliklerden dolayı salyasının aktığı Eski Dünya'ya hegemonyasını dayatmak, hem de Sovyetler Birliği’nin onun üzerinde kontrol sağlamasını engellemek içindir.

Nitekim Amerika, NATO'yu kurmuş, askeri üsler inşa etmiş, Avrupa'ya yaklaşık 80 bin asker konuşlandırmış, onun ekonomisini denetim altına almak için Marshall Planı'nı hayata geçirmiş ve onun üzerindeki siyasi ve ekonomik hegemonyasını güvence altında almak için de Avrupa’ya kendi şirketlerini sokmuştur.

Sovyetler Birliği çöktü ve Avrupa'ya yönelik tehdidi ortadan kalktı ancak Amerika’nın Avrupa üzerindeki hegemonyası devam etmiş ve liderliğini yaptığı NATO'yu da dağıtmamıştır. Avrupa bu hegemonyadan kurtulmak için çalışmaya başlamış ve bir birlik kurmuştur; ancak bu birlik, sayesinde kendisini koruyacak ve politikalarını uygulayacak tek bir askeri güce sahip siyasi bir güce dönüşememiştir; nitekim Avrupa, ordusunun çekirdeğini atmış olsa da ancak onu geliştirmeyi başaramamıştır. Bunun üzerine ekonomisini ve Amerika karşısındaki siyasi konumunu güçlendirmek için Rusya'ya yakınlaşmaya başlamıştır.

Buna darbe indirmek için Amerika, ikisi arasında bir savaşı alevlendirmeye karar vermiştir. Nitekim Ukrayna'nın Rusya'yı kışkırtmasına neden olmuş; bunun üzerinde Rusya da 2022 yılında Ukrayna'yı işgal etmiştir. Böylece Amerika Avrupa'ya, şimdiye kadar kendine gelemediği ağır bir darbe indirmeyi başarmıştır. Avrupa'yı tüketmek, onu kendisine muhtaç bırakmak ve onun üzerindeki hegemonyasını sürdürmek için Amerika, onu Rusya karşısında tek başına direnmeye zorlamaya karar vermiş; böylece de “Önce Amerika” sloganını benimsemiştir.

Bu nedenle 5/12/2025 tarihinde yayımladığı stratejisinde Avrupa ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:

“Amerika'nın Avrupa'ya yönelik stratejisinin öncelikleri şunları oluşturmaktadır:

- Avrupa’nın kendi kendine yetebilmesini sağlamak.

- Kendi savunmasının temel sorumluluğunu üstlenmesi.

- Rusya ile stratejik istikrarın sağlanması.

- NATO'nun sınırsız biçimde genişleyebilecek bir ittifak olarak görülmesi fikrine son verilmesi.

- Avrupa pazarlarının Amerikan mal ve hizmetlerine açılması ve Amerikalı işçiler ile şirketlere adil muamele edilmesinin sağlanması.

- ABD diplomasisinin; Avrupa ülkelerinin kendilerini düzeltememesinden, siyasi bir krizin içerisinde boğulmuş olmalarından ve ulusal partilerin yükselişinin iyimserlik için geçerli bir neden haline gelmesinden dolayı Avrupa'da gerçek demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü savunmaya devam etmesi gerektiği.”

Bu noktalar Amerika'nın Avrupa'ya yönelik hedeflerini vurgulamaktadır. Son noktada ise (Amerika), Avrupa'yı ıslah etme ve orada demokrasiyi savunma adı altında, onun üzerindeki hegemonyasını sürdürme arzusunu teyit etmektedir. Ayrıca Amerika’nın diktatör niteliği taşıyan ırkçı milliyetçi partilere verdiği desteği de teyit etmektedir; çünkü Amerika, Avrupa ülkelerindeki iç durumu istikrarsızlaştırmak, Avrupa Birliği'ni ve para birimi Avroyu yıkmak istemektedir. Bu da çok sayıda Amerikan kuvvetine ihtiyaç duymadan askeri harcamalarını azaltmak içindir. Nitekim raporlar, Amerika’nın Avrupa'dan 40 bin askerini çekmek istediğini ifade etektedir.

Avrupa almış olduğu bu ağır darbenin ardından Amerika ile olan ilişkilerini gözden geçirmeye, güçlerini toplamaya ve ABD'ye bağımlı olmadan kendisini askeri açıdan yeniden inşa etmeye başlamıştır. Bu nedenle, Mart 2025'te "Avrupa Savunması için Beyaz Kitap – Hazırlık 2030"u çıkarmış ve Avrupa savunma altyapısını güçlendirmek için 800 milyar Avro ayırmıştır. Birlik içindeki birinci ekonomik güç ve ana sütunlardan biri olan Almanya, Temmuz 2023'te güvenlik stratejisi, Nisan 2026'da ise “Alman ordusunu 2039 yılına kadar Avrupa'nın en güçlü nizamî ordusu haline getirmeyi” öngören askeri bir strateji ilan etmiştir. Ayrıca sivil sanayi şirketlerini savunma sanayii üretimi yapmaya teşvik etmeye başlamış, Fransız nükleer gücünü Avrupa'nın nükleer gücü hâline getirmek için Fransa ile mutabakata varmış ve Rus Kaliningrad'ını kuşattıkları için Rusya'nın ele geçirmek istediği Baltık ülkelerinde, Rusya’ya karşı kalıcı bir askerî üs kurmuştur.

Aynı zamanda Amerika, Rusya ile de oyununu oynamaya başlamıştır; zira Ukrayna savaşını kışkırtarak Rusya’yı Avrupa’dan uzaklaştırmanın yanı sıra onu kendi emellerine boyun eğdirmek için ona sert yaptırımlar uygulamıştır; zira Amerika, daha önce Avrupa’nın yararlandığı petrol kaynaklarını ele geçirmeye çalışmaktadır. Bu nedenle Amerikan başkanı Trump 10/10/2026 tarihinde "Rusya Devlet Başkanı Putin ile Amerikan ve dünya piyasalarına büyük miktarlarda dizel tedarik etmek için anlaştığını" açıklamıştır. Dünya ifadesiyle kast olunan ise özellikle Avrupa'dır; zira Amerika’nın İran'a yönelik saldırganlığı nedeniyle Amerika'da olduğu gibi Avrupa'da da dizel fiyatları ikiye katlanmıştır. Görünüşe göre Amerika Rus dizelini satın alacak ve büyük kârlar elde etmek için onu Avrupa'ya ve diğer yerlere satacaktır. İleride Rus gazını satın alıp Avrupa'ya satması da ihtimal dışı değildi. Nitekim Amerika, Rusya’ya uyguladığı yaptırımları ihlal etmiş ve Avrupa’nın da bunu ihlal etmesini engellemiştir. Zira Amerika Avrupalı müttefiklerini umursamamakta, onları Rusya'ya yaptırım uygulama konusunda kendisiyle birlikte hareket etmeye zorlamakta, Rusya'dan ithalat yapmalarını engellemekte, ardından da kendisi Rusya'dan ithalat yapmaktadır! Dolayısıyla özellikle “Önce Amerika” doktrini çerçevesinde Amerika için kendi çıkarlarından ve hegemonyasından başka hiçbir şeyin önemi yoktur. Bu uğurda ne bir dost ne de düşman tanır.

Sorun daha çok Avrupa'nın kendisinde yatmaktadır; çünkü NATO adına Amerika'nın yardımlarına ve askeri korumasına bel bağlamıştır; oysa bunlar Amerika'nın kendi üzerinde hegemonya kurmasının araçlarından başka bir şey değildir. Böylece Avrupa devletleri ve halkları ekonomiye ve refaha yönelmiş olup siyasi ve askerî yönü ihmal etmişlerdir. Avrupa, artık güçlü siyasetçiler yetiştiremediği gibi kendi evlatlarından bir ordu kurmayı da başaramamıştır. Zira Avrupa’daki yönetim sistemi güçlü bir yönetimin varlığını engellemektedir; çünkü kendi çıkarları arasında çekişen parti koalisyonlarından oluşan hükümetlerin kurulmasına dayanmaktadır. Bu yüzden birliğini inşa edememiştir; çünkü bunu engelleyen derin hendekler kazmıştır. Bu yüzden ulusal kimliklerinden vazgeçmeyi ve tek bir siyasi varlık içinde entegre olmayı reddeden devletleri arasında kurduğu birlik, çöküşe maruz kalan kırılgan bir birliktir. Nitekim Avrupa, küresel nüfuzunun büyük bir kısmını kaybetmiş olup onu geri kazanamamaktadır.  Zira Avrupa, sömürgeciliğe dayanmakta; başta Afrika ve Asya olmak üzere başkalarının zenginliklerini yağmalamakta ve buraları kendi mallarını pazarlayacağı pazarlara dönüştürmektedir.

Sorun aynı zamanda kapitalist ideolojinin halklarını tek bir potada eritmekte başarısız olmasında yatmaktadır; zira ulusal çıkar bir temel olup ideoloji buna göre uygulanmaktadır; bunun yanı sıra bu ideoloji batıl olup insanlık için de tehlikelidir.

Bizler Avrupa için üzülmediğimiz gibi Amerika'nın hegemonyasına da sevinmiyoruz; çünkü her ikisi de şerdir. Zira bizler, bir şerri başka bir şerle, bir sömürgeciliği da başka bir sömürgecilikle değiştirmek istemiyoruz. Aksine bizler; İslam ümmetimizin eski konumuna geri dönmesini ve insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet olarak kendisine yakışan bir konuma yerleşmesini istiyoruz ki böylece hem kendini hem de tüm dünya halklarını sömürgeciliğin boyunduruğundan ve kapitalizmin zulmünden kurtarabilsin. Bu da ancak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetini kurarsa gerçekleşebilir.

Kaynak:El-Raye Gazetesi - 623. Sayı - 28/10/2026

Devamını oku...

Mısır Ordusu, Sömürgecilerin Hizmetinde Müslümanlar Arasındaki Çatışmaları Körüklemek İçin Değil, Müslümanları Desteklemek İçin Var Olmalıdır!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Mısır Ordusu, Sömürgecilerin Hizmetinde Müslümanlar Arasındaki Çatışmaları Körüklemek İçin Değil, Müslümanları Desteklemek İçin Var Olmalıdır!

Haber:

Mısır Temsilciler Meclisi, Pazartesi günü, topraklarını savunmak amacıyla Suudi Arabistan ile koordinasyon halinde gerekli adımların atılması konusunda Cumhurbaşkanı Sisi'ye yetki verilmesini onayladı.Bu, Müsteşar Hişam Bedavi başkanlığında, meclis üyelerinin üçte ikisinin çoğunluğuyla gerçekleştirilen üçüncü gizli oturum sırasında gerçekleşti. Zira Sisi, krallığa destek olmak amacıyla savunma önlemleri almak için parlamentodan yetki talep etmişti. Meclis, geçen haftanın pazar ve pazartesi günlerinde iki oturum düzenlemiş ve bu oturumlarda farklı siyasi eğilimlerden çok sayıda milletvekilini dinlemişti.Temsilciler Meclisi, Ulusal Savunma Konseyi'nin görüşü alındıktan sonra, devlet sınırları dışına savaş görevi için ordu gönderilmesi konusunda meclis üyelerinin üçte ikisinin çoğunluğuyla onaylanmasını şart koşan anayasa hükmü uyarınca, kararı isim okunarak oylamıştı.

Yorum:

İşte bu zamandaki yöneticilerimiz böyledir; zira onların, mesele ümmeti parçalama ve evlatlarını birbirine kırdırma konusunda sömürgecilerin çağrısına uymak olduğunda adeta aslan kesildiklerini ve ön saflarda yer aldıklarını görürsünüz ama mesele, Müslümanlara ve davalarına destek olmakla ilgili olduğunda ise tuzun suda eridiği gibi sahneden kaybolup gittiklerini görürsünüz!

Nitekim Gazze, üç yılı aşkın bir süredir mevcut çağın bir benzerine tanık olmadığı vahşi bir katliam ve soykırımla boğazlanmaktadır; yani komşu, kardeş ve akraba olan bu insanlar maymun ve domuzları kardeşleri tarafından, sertliğinden dolayı taşların bile dile geldiği ve dehşetinden dolayı yüreklerin yerinden söküldüğü sahnelere tanık olmuştur; zira yetim kalan kız çocuklarının avazı çıktığı kadar yükselen imdat çığlıklarına rağmen Sisi başkanlığındaki Mısır rejimi, akrabaya, komşuya ve İslam’a yardım etmek için kılını dahi kıpırdatmamış ve Gazze'deki halkımıza yardım etmek için silahlı kuvvetleri kullanma yetkisi talep etmemiştir! Mısır parlamentosu da ihmalinden dolayı onu muhasebe etmek için harekete geçmemiştir!

Filistin, onlarca yıldır gasp edilmekte, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in İsra’sı sabah akşam kirletilmekte, Filistin’deki halkımız katledilip yerinden edilmekte, yerleşimcilerin çocukları onlara kameraların objektifleri ve medya mikrofonları önünde eziyet etmekte, özgür kadın kardeşlerimizin Yahudilerin hapishanelerindeki yardım çığlıkları kulaklarımızda yankılanmaktadır; buna rağmen Sisi, ordu bunu gündüzün bir saatinde gerçekleştirmeye muktedir olduğu halde bu trajediye son vermeyi düşünmemiştir.  

Gaspçılara ve sömürgecilere karşı Filistin ve diğer İslam ülkelerine yardım etmek, Mısır Silahlı Kuvvetleri'nin elde etmek için çalışması gereken bir vacip ve şereftir; çatışan taraflar arasındaki kabilecilik, taassup ve sömürgeci anlaşmazlıklara dayalı körü körüne saflaşmalar ise, güçlerimizin kendisinden uzak durması gereken bir ar ve haramdır.

Yemen’deki Husiler ile Haremeyn beldesindeki Suud Hanedanı arasındaki çatışma, sadece sömürgeci Amerika'ya ve onun bölgeyi kontrol altına alma planlarına hizmet eden iki taraf arasındaki bir çatışma olup bunun yakıtları ise Müslümanların evlatları, malları ve onların ülkeleridir.Allah'a, Rasulü’ne ve müminlere karşı samimi olan bir kimse, bu günahkâr çatışmanın tarafı olmaması, aksine, gücü yetiyorsa onu durdurmak için çalışması gerekir; çünkü bu, Müslümanların hiçbir çıkarının olmadığı bir savaştır.

Ebu Bekre’den, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ. فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا الْقَاتِلُ فَمَا بَالُ الْمَقْتُولِ؟ قَالَ: إِنَّهُ كَانَ حَرِيصاً عَلَى قَتْلِ صَاحِبِهِ “İki Müslüman kılıçlarıyla karşı karşıya gelirlerse, katil de, maktul de cehennemdedir.” Dedim ki: Ey Allah’ın Rasulü! Haydi katil öyle, peki ya maktule ne demeli? Bunun üzerine (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi: إِنَّهُ كَانَ حَرِيصاً عَلَى قَتْلِ صَاحِبِهِ  “O gerçekten arkadaşını öldürmek istemiştir.” [Buhari ve Müslim rivayet etti]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

Şiddetle Yahudi Varlığının Seçimlerini Beklemek, Yöneticilerimizin Birer Sıfırdan İbaret Oldukları Anlamına Gelmektedir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Şiddetle Yahudi Varlığının Seçimlerini Beklemek, Yöneticilerimizin Birer Sıfırdan İbaret Oldukları Anlamına Gelmektedir

Haber:

Yahudi varlığı, Salı günü yapılması planlanan seçimler öncesinde seçim sessizliği dönemine girmiştir; bu dönem, gelecek hükümeti kurma konusunda kıyasıya bir rekabetin ortasında oy verme günündeki son sandık merkezinin kapanmasına kadar devam edecektir. (El Cezire)

Yorum:

Varlıktaki Knesset seçimleri, kasıp kavuran ve hâlâ kasıp kavurmaya devam eden koşullar altında şiddetli gerginlik, kutuplaşma ve bekleyiş ortamında gerçekleşmektedir. Bu bekleyiş, sadece bu varlığın sakinleri ve seçmen kitlesiyle sınırlı değildir; aksine Filistin halkı ile çevresinin karşı tarafında, hatta bölgenin genelinde olanların bekleyişi de onların bekleyişinden daha az değildir.

Birçok insanın bu seçimlerin sonuçlarını beklediği bir süreç yaşanmaktadır; zira birçok kişi Netanyahu hükümetinin düşmesini umut ettiği gibi onun düşmesiyle birlikte, geçtiğimiz yıllar boyunca yeryüzünde fesat çıkaran, savaşlar açan, kan döken ve kan dökme, yıkım ve zorla yerinden etme eylemlerini daha da artırmaya yönelik tehditleri, onun ve suç ortaklığı yaptığı koalisyonunun ilan edilmiş programını oluşturan bir suçlunun ortadan kalkmasını da umut etmektedir. Ancak belki de bazılarının gözünden kaçan nokta şudur; Netanyahu ve koalisyonunun seçimlerdeki alternatifinin yüzleri farklı olsa bile onlarla aynı türden olmasıdır. Programlarındaki fark ise; öz aynı olmakla birlikte suç ve kötülük arasındaki farktan başka bir şey değildir.

Gerçekten üzücü olan, bu seçimlere Filistin halkının kaderini belirlemenin bir parçasıymış gibi bakılması ve bunun, düşmanlardan hangisinin diğerine galip geleceğiyle ilişkilendirilmiş olmasıdır; oysa onların her biri, Filistin halkına olan düşmanlıkta ve onlara yönelik suç teşkil eden niyetlerde diğeriyle yarışmaktadır!

Acı verici olan ise; İslam ümmetinin bir parçasının kendi toprağından sökülüp atılması ve tehcir edilmesi projelerinin gece gündüz ilan edilmesinin karşısında Müslümanların, yöneticilerinin fiilinden dolayı içine düştükleri acizlik, bütün sahnede etkili olan aktörün sadece düşman olması ve bel bağlanan şeyin de düşmanın ve onun içindeki seçmenlerin mizacının değişmesini beklemektir.

Savaş kızışmışken, varlığın liderleri Gazze'de soykırımı, Batı Şeria'daki zulüm ve tehciri yenilemek için birbiriyle yarışırken ve dört bir yanda savaş davulları çalarken, Müslümanların bakışlarını kendilerine seferberlik vaktinin geldiğini haykıran ve cihat birliğiyle bağlantı kuran bir nidacıya ve her yönden seferber olmaya başlamış ordulara çevirmeleri daha uygun olurdu. Biri bunun bir hayal ürünü olduğunu söyleyebilir; ancak bu, bir zamanlar tarihimizde, yani Haçlılar ve Moğolların ve mutant varlığın da bundan çok daha aşağı olduğu günlerde gerçek bir olguydu. Eğer korkak yöneticiler olmasaydı, ümmetin onların devirmesi bir haktı; zira bu, Eisenkot’u beklemekten daha hayırlı, daha uygun ve daha faydalıdır!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdurrahman El-Ledavi

Devamını oku...

SAYI 623 Çıktı - Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi

El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında

 

Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.

Devamını oku...

Hilafet, Bölgenin Sorunlarını Çözecek ve Senin Gibi Sömürgecilerin Kökünü Kazıyacaktır Ey Barrack!

ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, 20 Ekim 2026 Salı günü Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu etkinlikleri sırasında yaptığı konuşmada Allah’ın seçkin ve hayırlı peygamberleri hakkında cüretkâr ve küstahça sözler sarf etti. Barrack: “Tanrı’nın bu bölgeye kaç peygamber gönderdiğine bakalım. 55 Hristiyan peygamberimiz, 100’den fazla İslam peygamberimiz ve ayrıca 50 Yahudi peygamberimiz var. Hiçbiri bu durumu çözemedi. Dolayısıyla bizim bunu sadece birkaç yıl içinde çözebileceğimizi düşünmek pek gerçekçi görünmüyor.” dedi. Barrack’ın bu sözleri, küstahlığın yanı sıra, kasıtlı bir çarpıtma ve gözle görülür hakikatleri gizleme çabasından başka bir şey değildir.

Zira Ortadoğu ve İslam beldeleri, onun devletinin ömrünün beş katından daha uzun bir süre boyunca tüm dünya için bir hidayet feneri ve meşalesi, tüm insanlığın gönüllerini cezbeden bir cazibe merkezi olmuştur. Bu topraklar uygarlığın, ilerlemenin, adaletin ve hakkın beşiği olmuş; her mazlumun sığındığı, her güçsüzün himaye bulduğu bir yer haline gelmiştir. Kahraman orduları ve yüce ideolojisiyle dünyanın dört bir yanına hayır ve rahmet yaymıştır. Öyle ki Batılı krallar, prens olan çocuklarını ilim, edep, ahlak ve yüksek nezaket öğrenmeleri için Hilafet Devleti’ne gönderebilmek adına âdeta yalvarır hale gelmişlerdir.

Ta ki yirminci yüzyılın başlarına kadar! O dönemde kâfir Batı, devletimizi yıkmak ve İslam’ı yönetimden ve uluslararası arenadan uzaklaştırmak için topyekûn bize karşı komplo kurmuştur. İslam’ın yerine kapitalizmi ve Batı sömürgeciliğini ikame etmiştir. Bu topraklarda önce Avrupa sömürgeciliği vardı, sonra buna Amerikan sömürgeciliği de eklenmiştir. Başımıza kendi içimizden görünen, ancak gerçekte onların ajanları olan yöneticiler getirmişlerdir. Onlar da efendilerinin gözüne girmek için ülkelerimizi yoksullaştırmışlar, halklarımıza türlü türlü acılar yaşatmışlar, onlara en ağır zulümleri reva görmüşlerdir!

Ahmak ve aklı kıt Barrack’ın adına konuştuğu Amerika, dünyanın bir numaralı sömürgeci devletidir. Yöneticilerimiz ona sadakat ve itaat göstermektedirler. Askerleri de ülkelerimizin parçalanmışlığının, sömürgeleştirilmesinin ve kendilerine bağımlı kalmasının devamını sağlamak amacıyla topraklarımızda çöreklenmiş durumdadır. Amerika, mübarek toprakta Yahudi varlığını sağlamlaştırmaktan asla geri durmamış; ülkelerimiz üzerindeki sömürgeci hâkimiyetini pekiştirmek ve Hilafetimizi yeniden kurmamızı engellemek amacıyla Irak ve Afganistan’ı yirmi yılı aşkın bir süre işgal etmiştir. Şimdi ise Barack kalkmış, sanki biz onun ve liderlerinin o meşum yüzlerini görmeden önce sorunlarımız varmış gibi, “bölgenin çözülmesi gereken sorunlarından” bahsediyor!

Allah Subhânehu ve Teâlâ, Efendimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i hidayet ve nur elçisi olarak göndermiştir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنزَلَ التَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ“O, sana Kitab’ı hak ile, kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. Tevrat’ı ve İncil’i de indirdi.”[Âli İmrân 3] İslam’ın dosdoğru risaleti insanlığa ulaştığında insanlık doğru yolu bulmuştur. İnsanlık, ancak İslam’a savaş açılıp onu yönetimden uzaklaştırdıktan sonra doğru yoldan sapmış ve gerilemeye başlamıştır. Ardından sömürgecilik, hainliği ve çürümüş uygarlığıyla gelerek Müslümanları kavurmuş; onlara sıkıntılı bir hayatın, zilletin ve zulmün acısını tattırmıştır.

Bölgeyi ve hatta bütün dünyayı kapitalizmin kötülüklerinden, kapitalist yöneticilerin yozlaşmışlığından ve bozgunculuğundan kurtaracak olan yegâne şey, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet Devleti’nin yeniden kurulmasıdır. Hilafet, işleri yeniden olması gereken mecrasına oturtacak, bölgeye ve insanlığa hayrı geri getirecek, Amerika’nın ve bütün sömürgecilerin kökünü kazıyacaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الْأَرْضَ لِلَّهِ يُورِثُهَا مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ“Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini ona vâris kılar. Sonuç sakınanlarındır.”[Araf 128]

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 27/10/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 27/10/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Üyesi Muhammed Emin Yıldırım, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

- Aliyev istedi, Müslümanlar Gözaltına Alındı
- Sosyal Depremler ve Enkaz Altındaki Toplum

H. 16 Cumade’l Ûlâ 1448 - M. 27 Ekim 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

- Aliyev Rejimi Hadsizlikte Sınır Tanımıyor- Fon Vurgunu, Sistem Sorunu- ABD ve Yahudi Varlığı Seçimleri 

 

- Aliyev İstedi, Müslümanlar Gözaltına Alındı!- Sosyal Depremler ve Enkaz Altındaki Toplum

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER