El-Raye Gazetesi Sayı 622 Öne Çıkanlar
- Kategori Video
- |
El-Raye Gazetesi Sayı 622 Öne Çıkanlar
Daha fazla bilgi için TIKLAYINIZ
Çarşamba, 10 Cumade'l Ûla 1448 H. | 21 Ekim 2026 M.
El-Raye Gazetesi Sayı 622 Öne Çıkanlar
Daha fazla bilgi için TIKLAYINIZ
Çarşamba, 10 Cumade'l Ûla 1448 H. | 21 Ekim 2026 M.
Müslüman çoğunluğa sahip Azerbaycan, son günlerde laik (dinsizlik) eğitimi pekiştirmek ve eğitim kurumlarında standartları tek tipleştirmek amacıyla okullarda başörtüsünü yasaklayan yeni önlemlere tanık oldu.
Medya organları, okullardan ve enstitülerden kovulmalarının ardından kapıların önünde ağlayan ve feryat eden Müslüman kız öğrencilerin yürekleri dağlayan görüntülerini aktardı. Yürekleri dağlayan bu görüntüler, ülkede büyük bir tartışma ve öfke dalgasını tetikledi. Ayrıca bu kararlar, ülkede büyük bir tartışma ve hoşnutsuzluk dalgasını alevlendirerek birçok insanın “Başörtümüz şerefimizdir” sloganıyla protestolara ve gösterilere katılmasına neden oldu; yetkililer ise buna tutuklamalar ve sıkı güvenlik önlemleriyle karşılık verdi!
İşte bu alevlenen krizin ortasında Azerbaycan Müftüsü Şeyh Allahşükür Paşazade ortaya çıkarak yasağı desteklediğini açıkladı. Müftü yaptığı açıklamada, “Ülkede başörtüsü yasak değildir; ancak okul kıyafeti kuralları nedeniyle okullarda yasaktır. Din devletten ayrıdır, eğitim de dinden ayrıdır.” dedi. Böylece Paşazade bu sözleriyle başörtüsünün sübutu kat’i (kesin) şeri bir hüküm olduğunu ve nassın bulunduğu yerde içtihada mahal olmadığını görmezden gelerek, şeriatın hükümlerine düşmanlık edenlerin safında yer aldığını ve laik kanuna saygı duymanın kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu ilan etmiş oldu!
Böylesi bir sözün, dinin zaruri olarak bilinen hükümlerini bilen sıradan bir Müslümandan dahi sadır olması düşünülemezken, bir âlim ve müftüden sadır olması nasıl kabul edilebilir?! Bu ifadeler bize; eski Ezher Şeyhi Muhammed Seyyid Tantavi’nin, Fransa İçişleri Bakanı okullarda başörtüsünü yasakladığında bu zulmü onaylayan o benzeri fetvasını hatırlatmaktadır. O zaman da Ümmet, Şeriat’a aykırı olduğu gerekçesiyle bu sözleri reddetmişti.
Ey Azerbaycan Müftüsü! Sarıklar ve makamlar insanı ne âlim yapar ne de gerçek bir er! Sen bu açıklamalarınla kendini rezil ettin ve batılın siperinde saf tuttun. Verdiğin bu fetva konusunda senin hiçbir mazeretin yoktur!
Başörtüsü, âlemlerin Rabbinin bir farzı değil midir? O halde nasıl olur da ona savaş açılabilir ve âlimler bu savaşa nasıl sessiz kalabilir?!
Başörtüsüne daha önce Tunus’ta diktatör Burgiba döneminde ve sonrasında Bin Ali döneminde de savaş açılmıştır; ama her ikisi de tarihin çöplüğüne ve derin bir vadinin dibine gitmişlerdir ancak başörtüsü ise özgür kadınların başında bir taç olarak kalmaya devam etmiştir. Türkiye’de de başörtüsüyle uzun süre mücadele edilmiş ancak bugün başörtülülerin sayısı katlanarak artmaya devam ettiği görülmektedir.
Ey Azerbaycan Yöneticisi ve Ey Müftüsü! Geçmişte yaşananlardan ibret alın! Allah’a yemin olsun ki siz Müslüman kadınlara geçici bir eziyetten başka hiçbir zarar veremeyeceksiniz. Tarih, Allah’ın dinine karşı yürüttüğünüz savaşa şahitlik edecek ve sizden öncekiler gibi siz de yüzüstü derin bir gayyaya yuvarlanacaksınız!
Ey başörtüleriyle başı dik, izzetli ve vakarlı Azerbaycanlı Müslüman kızlarımız! Allah sizi itaati üzerinde sabit kılsın. Sizleri takvanın, şerefin ve izzetin birer meşalesi olarak daim eylesin. Şüphesiz Allah katında olan daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Bu dünya ise ancak bir imtihan yurdudur.
Azerbaycan’da rejimin okullarda başörtüsü yasağını uygulamaya koymasına ve bunun sonucunda başörtülü öğrenci ile öğretmenlerin derslere alınmamasına karşı geniş çaplı protestolar patlak verdi. İnternette paylaşılan videolarda, okula girişleri engellenen kız öğrencilerin öğretmenlerine sarılarak ağladıkları görülüyor. Çok sayıda öğrenci de bu kısıtlamaları protesto etmek amacıyla dersleri boykot ederek başörtülü arkadaşlarının yeniden eğitimlerine dönmelerine izin verilmesini talep etti. İçişleri Bakanlığı, 12 Ekim’de yalnızca Bakü’de bu protestolara katılan 37 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.
Aktivistler ise gözaltı sayısının 200’ü aştığını bildirdi. Gözaltına alınanlar arasında, kızının okula alınmaması üzerine Bakü’de bir okulun önünde protesto gerçekleştiren anne Şahizyar Hüseynova da bulunmaktadır. Eşinin aktardığına göre Hüseynova, kendisine herhangi bir suçlama yöneltilmeden dört aydır gözaltında tutulmaktadır. Başörtüsü takanlar da dâhil olmak üzere okullardan dışlanan çocuklarla gönüllü öğretmenleri buluşturan ücretsiz bir çevrim içi platform kuran aktivist İlkin Hüseynov ise 14 Ekim’de kaybolmuştur. Gözaltına alındığı tahmin ediliyor.
Bu yılın Eylül ayında Bakanlar Kurulu, devlet genel eğitim kurumlarındaki öğrencilerin okul kıyafetlerine ilişkin tanımı değiştiren 309 sayılı kararı kabul etmiştir. Bu karar, devletin laik (dinsiz) temeline uygun olarak, genel eğitimdeki laiklik (dinsizlik) ilkesiyle çelişen kıyafetlerin okullarda giyilmesini yasaklıyor. 9 Ekim’de ise Bakü Şehir Eğitim İdaresi, devlet okullarının bu laik kıyafet düzenlemesine uyup uymadığını denetlemeye başlayacağını duyurdu.
Ey Müslümanlar! Laik sistemin bizim inancımızı temsil etmediği hâlâ gün gibi aşikâr değil mi? Bu sistem, dinimize olan düşmanlığını defalarca kanıtlamış olup dinimizin hükümlerimize kökten aykırıdır ve İslam ülkelerini yönetme hakkına kesinlikle layık değildir. Bu sistem; Rablerinin emrine itaat ederek giyinen genç kızları ve kadınları okullarından ve işlerinden kovan, dinlerini savundukları için Müslümanları hapse atan bir sistemdir.
Bu sistem, toplumda içki ve zina dahil her türlü rezilliğe izin veren, ancak başörtüsü takmak gibi iffeti haram kılan bir sistemdir. Bu sistem, zayıf ve değişken akıllara sahip insanların, insanlara kanun koyma hakkına, onların her şeyi bilen ve hikmet sahibi Yaratıcısından daha fazla sahip olduğunu kabul eden bir sistemdir. Yine bu sistem, okullarda, iş yerlerinde veya kamu kurumlarında dine yer olmadığını öne süren bir sistemdir. Oysa Allah Subhânehu ve Teâlâ, hükümleri hayatın siyasi, ekonomik, yargısal, toplumsal ve eğitim alanları dâhil bütün yönlerini şekillendiren bir din indirmiştir. Dolayısıyla din ile devlet birbirinden ayrılamaz.
وَنَزَّلْنَاعَلَيْكَالْكِتَابَتِبْيَاناًلِّكُلِّشَيْءٍوَهُدًىوَرَحْمَةًوَبُشْرَىلِلْمُسْلِمِينَ“Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.”[Nahl 89]
Laik rejim, Müslüman kadınların ve kız çocuklarının en temel haklarını bile güvence altına almamakta, aksine Fransa, Belçika, Avusturya, Danimarka, Azerbaycan ve başörtüsü ile peçeye yasak getiren diğer laik ülkelerde gördüğümüz gibi, İslami kıyafet giymeleri halinde onları eğitimden, işten ve hatta seyahat özgürlüğünden mahrum bırakmaktadır. İnsanların Allah tarafından verilmiş haklarını elinden alan, dini inançları nedeniyle onları ikinci sınıf vatandaşmış gibi muamele eden, yöneticilerin siyasi çıkarları için ilke ve özgürlüklerinden vazgeçen bir sistem veya ideoloji nasıl modern, medeni ve ilerici olarak nitelendirilebilir?! Bilakis bu, laikliğin ne kadar aşırılıkçı olduğunun bir kanıtıdır!
Hiç şüphesiz, nüfusunun yüzde 96’sını Müslümanların oluşturduğu Azerbaycan halkının inançlarını yansıtan ve temsil eden yegâne sistem İslam sistemidir. Onların dinini koruyacak, Allah’a itaatlerini güçlendirecek ve bütün İslami yükümlülüklerini yerine getirmelerinde kendilerine destek olacak olan da bu sistemdir. Bu ülkeyi ve bütün Müslüman beldelerini yönetmeye layık olan yegâne sistem de budur! Bu nedenle Azerbaycan Müslümanlarını, hayatlarını kirleten bu baskıcı laik sistemi reddetmeye ve kendilerini ve dinlerini koruyacak olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet altında İslam yönetimini kurmak için çalışmaya çağırıyoruz.
El-Raye Gazetesi
Trump ve Putin'in Rus Dizeli Hakkındaki Anlaşması!
Üstad Esad Mansur’un Kaleminden
Amerika Başkanı Trump 9/10/2026 günü "Rus mevkidaşı Putin ile Moskova'nın dizeli derhal küresel piyasalara sunmasına izin veren bir anlaşmaya vardığını ve "anlaşmanın dizel fiyatlarını rekor oranlarda ve hızla düşüreceğini" açıkladı. Ve şöyle dedi: “Putin, Rusya'nın Amerikan ve küresel pazara derhal 300 bin tonun üzerinde, Kasım ayı boyunca ilave 500 bin ton, hemen ardından 1 milyon ton ve aylık 3 milyon tona ulaşan dizel yakıt tedarik etmeyi kabul etti.” 17/10/2026 tarihinde, "ulusal çıkarları gerekçe göstererek Rusya'ya uygulanan yaptırımların askıya alınmasını öngören" bir kararname imzaladı. ABD Hazine Bakanlığı da, Nisan 2027'ye kadar geçerli olan genel bir lisans kapsamında Rus dizel ihracatına yönelik yaptırımların askıya alındığını duyurdu.
Trump Cumhuriyetçi partisindeki eleştirmenlerine karşı kararını savundu ve onlara, partinin 3 Kasım tarihinde yapılacak ara seçimlerdeki performansını tehdit eden yüksek yakıt fiyatlarını düşürmek için çalıştığını vurguladı. Zira 28/2/2026 tarihinde İran’a yönelik saldırısını başlattığından beri yakıt maliyetleri yükselmiştir.Ancak o, mugalata yapıyor ve yakıt krizinin nedeninin Ukrayna’nın Rus petrol tesislerine düzenlediği saldırılar olduğunu iddia ediyor. Ve şöyle dedi: "Amerikan halkı için doğru kararı verdim. Önce Amerika".
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ise "Rusya'ya uygulanan yaptırımların herhangi bir şekilde hafifletilmesinin Rusya’nın çıkarına olduğunu ve savaşın uzamasına yol açacağını söyledi ve anlaşmanın Putin'e bir hediye olduğunu ve bunun açık bir zayıflık olduğunu ifade etti." Onun itirazının ardından Trump şöyle dedi: “Ukrayna'nın yeni bir başkana ihtiyacı var.” Bunun üzerine Zelenski, "Rusya'nın 60 günlük bir ateşkesi kabul etmesi halinde yeni seçimlere hazır olduğunu" açıklayarak zayıflığını ortaya koydu.
Amerika Zelenski ile oynamakta ve o da 2019 yılında iktidara gelmesine Amerika’nın yardım ettiğini bilmektedir. Nitekim ABD, Rusya'nın Doğu Ukrayna bölgesinde desteklediği isyanı sonlandırmak için kendisine destek vereceği vehmine kapılarak onu savaşa teşvik etmişti. Rusya ise buna 2022 yılında bölgeyi işgal ederek karşılık verdi. Amerika Rusya'nın burayı işgal edeceğini, işgal edilmeden önce ilan etmişti. Şimdi ABD ondan buranın Rusya adına tanımasını istemektedir; Zelenski buna itiraz ettiğinde ise istifa etmesini talep etmeye başlamıştır. İşte ABD'ye güvenenlerin sonu budur; tıpkı İslam beldelerinde ona güvenenlerin başına geldiği gibi; zira ABD, kendi çıkarını gördüğü anda onları terk etmekte ve onların yerine başka ajanlarını getirmektedir.
Bu anlaşmaya karşı Avrupa'nın tutumuna gelince: Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Costa 16/10/2026 tarihinde Brüksel'de yapılan bir toplantıda şunu belirttiler: "Avrupa Birliği Ukrayna'yı desteklemeye devam edecek ve Rusya'ya yönelik yaptırımları kaldırmayacak." Anlaşmayı "riskli, tehlikeli ve yanıltıcı" olarak nitelendirdiler. Zelenski ise onlardan "savunma, silahlar ve dayanıklılık için yaklaşık 70 milyar Avro" talep etti. Fransa Cumhurbaşkanı Macron da "Anlaşmanın olumsuz sonuçları olduğunu" söyledi. Nitekim Avrupa bu anlaşmanın kendisine karşı bir hamle olduğunun ve Rusya'ya yaptırım uyguladığında zaten kaybettiğinin farkındadır; zira bu yaptırımlar iki tarafı keskin kılıç gibi olup bu süreçte Avrupa Rusya'dan tedarik ettiği ucuz petrol ve doğal gaz türevlerini kaybetmiştir. ABD ise bunları katbekat yüksek fiyatlarla satmaya başladı. Görünen o ki ABD, bu türevleri Rusya'dan ithal edip Avrupa'ya fahiş fiyatlarla satacaktır.
Bu anlaşma, Batı'nın iki kanadı arasındaki uçurumu derinleştirmiş ve aralarında anlaşmazlıklar oluşturmuştur. Nitekim Danimarka Başbakanı Frederiksen, "Batı ittifakının birkaç gün öncesine kıyasla daha zayıf bir durumda olduğunu düşünüyorum" dedi. Estonya Başbakanı Kristen Michal de "Amerika ile ilişki Ukrayna'yı desteklemek için gereklidir; biz ona güveniyoruz" dedi. Ancak Bulgaristan, kendi çıkarları ve bağlantıları nedeniyle Avrupa'nın tutumuna aykırı olarak anlaşmayı destekledi. Zira Bulgaristan Cumhurbaşkanı Radev, "Yakıt fiyatlarının düşürülmesine katkıda bulunan ve rekabet gücümüzü korumamızı sağlayan her türlü adımı memnuniyetle karşılıyoruz" dedi.
Böylece Amerika, başkanının lisanı üzerinden kendi çıkarlarının müttefiklerinin çıkarlarının üstünde olduğunu ve onları umursamadığını açıkça ilan ediyor; zira kapitalist bir devlet olmasından dolayı amellerin ölçüsü menfaatçiliktir. Dolayısıyla Ukrayna’yı işgal edene kadar Rusya’yı kışkırtmaya yönelerek Ukrayna'da savaşı körükleyen Biden dönemindeki Demokratların yönetimi ile Rusya’yı ve onun petrol ve maden zenginliklerini ele geçirmek ve Rusya ile Avrupa ve Çin arasındaki ilişkileri engellemek için Ukrayna ile oynayan Trump dönemindeki Cumhuriyetçilerin yönetimi arasında hiçbir fark yoktur. Avrupa da kapitalist olduğu için sadece kendi çıkarlarını düşünüyor ve Rus tehdidini kapısında görüyor; aksi takdirde Ukrayna'ya Amerika'nın yaptığı gibi yapardı.
Putin şöyle dedi: “Rusya, ABD ve küresel piyasalara petrol ve petrol ürünleri tedarik etmeye hazırdır. Rus dizelinin tedarikinin küresel ekonomi üzerinde olumlu bir etkisi olacak ve Rusya, Trump ile aralarındaki kişisel görüşmeler ve iki yönetim, istihbarat ve devlet kurumları arasındaki iş birliğini sürdürme konusunda anlaştı.” Görünen o ki Trump, Obama'nın onu Suriye'de aldattığı gibi Putin'i aldatmayı başarmıştır.
Nitekim Rusya siyasi aptallığından bir türlü vazgeçmeyecektir; oysa ABD'ye dizel satışını durdurabilir ve onu dünyaya karşı rezil edene ve Orta Doğu'daki savaşlarında belini bükene kadar onu acı içerisinde bırakabilirdi; böylece Amerika’ya karşı konumunu güçlendirebilir ve küresel olarak konumu ve saygınlığı olan etkili bir küresel aktör olduğunu kanıtlayabilirdi. Ancak Rusya, kısa vadeli çıkarlarını tercih ederek zayıflığını ve geçici de olsa paraya ve yaptırımların kaldırılmasına duyduğu ihtiyacı ortaya koymuştur. Ayrıca savaşı körükleyen bizzat Amerika olduğu halde onun kendisini desteklediği vehmine kapılmıştır. Oysa Rusya, bir çıkmazın içine girmiş olup aradan dört buçuk yıl geçmesine rağmen bu savaşta zafer kazanamamıştır; zira Donbas bölgesinin kontrolünü tamamen eline geçirmeyi başaramamış olup Donbas’ın yaklaşık %80'ini işgal etmiş olsa da burada şiddetli bir direnişle karşılaşmıştır. Ukrayna artık Rusya’nın derinliklerini vurmakta, başkenti Moskova'yı ve büyük şehirlerini vurduğu gibi hayati ve askeri tesislerini de vurmaktadır.
Nitekim büyük bir devlet olan Rusya, Amerika ve Avrupa'nın yardımı olsa bile Ukrayna gibi küçük bir devletin üstesinden gelememiştir. Bu da Rusya'nın dış savaşlarında zafer kazanamadığı gerçeğini teyit etmektedir. Avrupa doğrudan savaşa müdahil olursa, bu savaşın alevleri belki de kendi başını yakacaktır. Zira Almanya ve Fransa, İngiltere’nin desteğiyle savaşa hazırlanıyorlar. Nitekim Ukrayna cephesinde savaşa girmeye hazırlanmak için silahlanma, eğitim ve asker alımına yönelik 5 ila 10 yıllık stratejiler belirlemektedirler; belki buna Polonya ve Baltık ülkeleri cephesi de eklenebilir. Dolayısıyla mesele, Putin için hayati bir mesele haline gelmiştir; zira bu mesele, hem onun hem de federal birimlerden oluşan Rusya’nın kaderini belirleyecektir; zira rejim çökerse, Sovyet Federasyonu’nda olduğu gibi bu birimler hızla dağılacaktır.
Nitekim Rusya, küresel ölçekte etkili bir devlet olarak yeniden ortaya çıkmak için altın bir fırsatı kaçırmıştır; tıpkı ABD'nin, alternatifini bulana kadar ajanı Beşar Esed'i korumak amacıyla kendisini Suriye'ye müdahaleye sürüklediği 2015 yılındaki fırsatı heba ettiği gibi. Eğer aklını kullansaydı müdahale etmez, Amerika'yı ve ajanlarını çökmeye terk ederdi. Aynı durum Libya ve Batı Afrika için de geçerlidir; Rusya'nın buralardaki rolü, Amerika'nın dünyanın birinci devleti olma konumunu sarsmayı hiç düşünmeksizin, anlık çıkarlar elde etme uğruna Amerika'ya hizmet eder bir hale gelmiştir; oysa kendisine tuzak kuran ve onu savaşların içine çeken bizzat Amerika’dır. Şüphesiz bizler, Amerika'nın süper bir devlet olarak kalmasını da, Rusya'nın dünyanın ikinci büyük gücü haline gelmesini de istemiyoruz; zira her ikisi de şerdir. Ancak bizler, Allah'ın izniyle yakında Raşidi Hilafet Devleti'ni kurduğumuzda her ikisinin karşısında nasıl duracağımızı bilmek için, siyasi olarak ve siyaseti anlamak için konuşuyoruz.
Haber-Yorum
Avrupa Savaş Olmadan Yanıyor
Haber:
Avrupa şehirleri çatışmalara, yağmalama olaylarına ve kundaklamalara tanık oluyor; zira Fransa ve Belçika'daki eğitim ile hayat pahalılığı protestolarından Portekiz'deki kira artışlarına karşı çıkan çadır kamplarına kadar altı Avrupa ülkesi, talepleri hizmetlerin iyileştirilmesi ile ekonomik yüklerle mücadele arasında çeşitlilik gösteren eylemlere tanıklık ediyor.
Protestolar Fransa, Belçika, İtalya, Portekiz, Arnavutluk ve İspanya'yı kapsamakta olup, ancak hepsi aynı anda başlamamış ve ortak bir taleple de bağlantılı değildir; zira bazı eylemler okullardan başlarken, diğerleri konut, fiyatlar ve hükümet politikalarına odaklanmıştır. (Sky News Arabia)
Yorum:
Avrupa'daki gösteriler altı ülkeye yayılmış olup bu sayı giderek artmaktadır. Belki de konuyu iki noktada ele alabiliriz:
Birincisi: Avrupa ülkeleri Rusya'nın tehditleri nedeniyle bir kargaşa durumu yaşıyor, onunla savaşa hazırlanıyor ve vatandaşlarını erzak ve su stoklamaya teşvik ediyordu; ancak birkaç gün içinde savaş iç savaşa dönüştü.
İkincisi: Avrupa da dahil olmak üzere dünyayı yöneten kapitalizm, insanlar tarafından ortaya konmuştur; dolayısıyla o çıkar odaklı bir ideoloji olup bu olaylara bakan bir kişi, bunun köklerinin kapitalizmden kaynaklandığını görür.
Dünya bir korku ve panik hali yaşamaktadır; savaşlar yaş kuru her şeyi yakmakta, dünya yoksulluk yaşamakta, şirketler iflaslarını açıklamakta ve milyonlarca çalışan işlerini kaybetmektedir...Dünya, kendisini bu hale getiren kapitalizmin şerrinden kurtaracak birini beklemekte olup onun alternatifi ise sadece İslam’dır; dolayısıyla Paris Müslüman bir şehir olacak diyen şu Trump'a ve tüm dünya yöneticilerine, Kerim Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in söylediği şu kavlini söylüyoruz: لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الْأَمْرُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ... “Muhakkak ki, bu iş (bu dinin hakimiyeti) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır…” Dolayısıyla dünyaya, Washington, New York, Moskova ve Londra'nın Allah'ın izniyle yakında İslam şehirleri olacağını müjdeliyoruz.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selim – Mübarek Toprak (Filistin)
Haber-Yorum
Birleşmiş Milletler: Barışı Koruma Gücü mü, Yoksa Büyük Devletlerin Çıkarlarına mı Hizmet Ediyor?
Haber:
Birleşmiş Milletler Genel SekreteriAntónio Guterres 17 Ekim 2026Cumartesi günü, resmi bir ziyaret kapsamında Endonezya’ya ulaştı. 18 Ekim 2026 Pazar günü, Bogor'un Hambalang bölgesindeki ikametgâhında Başkan Prabowo Subianto ile görüştü.Toplantıda Endonezya'nın Birleşmiş Milletler ile iş birliğinin ve çok taraflılığın güçlendirilmesi, dünya barışı ve çeşitli uluslararası konular ele alındı.19 Ekim 2026 Pazartesi günü Guterres, Endonezya Dışişleri Bakanlığı'nda çok taraflılık üzerine bir konuşma yaptı.Ziyaret sırasında, aralarında yakın zamanda Lübnan'da öldürülen dört asker de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler barış gücü misyonlarında öldürülen Endonezya askerlerini övdü. Barış gücü personelinin korunmasının ve onların güvenliğini tehdit eden ihlallerin hesabının sorulmasının önemini vurguladı.(Kaynaklar: Endonezya Cumhurbaşkanlığı Sekreteryası, 18 Ekim 2026; Antara Haber Ajansı, 19 Ekim 2026; BM Haberleri ve BM Genel Sekreter Sözcüsü; 19 Ekim 2026)
Yorum:
Birincisi: Birleşmiş Milletler devletler arası eşitlik ilkesine dayanmaktadır; ancak otoriter yapısı, büyük güçlere ayrıcalıklar tanımaktadır.Resmî olarak Birleşmiş Milletler, tüm üye devletlerinin egemen eşitliğini tanımaktadır.Bununla birlikteGüvenlik Konseyi içinde yalnızca beş ülke (Amerika, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa) veto hakkına sahip daimi üyeler olarak özel bir statüye sahiptir. Dolayısıyla bu ülkelerden herhangi biri kararlara karşı veto hakkını kullanabilir. İşte uluslararası çoğulculuktaki temel çelişki burada yatmaktadır; savaş ve barışa ilişkin hayati kararlar hâlen az sayıda devlete ayrıcalıklar tanımayı sürdürürken, uluslararası eşitlik ve adalet sürekli olarak nasıl korunabilir ki?!Buna göre bu yapı, Birleşmiş Milletler'in otoritede eşitlik ilkesine dayanmadığını göstermektedir.
İkincisi: Filistin meselesi, Birleşmiş Milletler'in büyük güçlerin çıkarlarıyla başa çıkmadaki yetersizliğini göstermektedir. Zira onlarca yıldır Birleşmiş Milletler, Filistin'e ilişkin birçok karar çıkarmıştır. Buna rağmen işgal, şiddet ve Filistin halkının çektiği acılar sona ermemiştir. Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Gazze'ye ilişkin karar alma yönündeki pek çok girişimi, başta Amerika olmak üzere veto hakkının kullanılması nedeniyle engellenmiştir. İşte bu gerçeklik, çoğulculuğun mazlum halkları korumaktan aciz olup sadece bir slogandan ibaret olduğunu göstermektedir.
Üçüncüsü: Dış politika açısından ise İslam, kâfirlerin Müslümanlar üzerindeki hâkimiyetini reddetmektedir; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]Bu nedenle İslam beldelerinin siyasi, ekonomik ve savunma güçlerini inşa etmeleri gerekir. Zira uluslararası örgütlerle kurulan ilişkiler, onları büyük güçlerin kararlarının rehinesi haline getirmektedir. Bu güç, Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in açıkladığı gibi, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafettir.Buna göre Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Endonezya ziyareti; çok taraflılığın doğasını, uluslararası güçlerin yapısını ve büyük devletler arasındaki rekabetin gölgesinde İslam beldelerinin konumunu gözden geçirmek, ardından İslami sisteme yönelmek için bir fırsat olmalıdır; çünkü Birleşmiş Milletler çok taraflılık adına büyük devletleri korur ancak gerçek barışı korumaz.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Rahmet Kurnia – Endonezya
El-Raye Gazetesi
Azerbaycan Rejiminin Başörtüsüne Yönelik Savaşı, Yıkılışını Yaklaştıran Bir Kıvılcım Olacaktır!
Ramazan Tosun’un Kaleminden
Azerbaycan Bakanlar Kurulu, geçen 21 Eylül'de çıkardığı 309 sayılı karara binaen; okul üniformasının bütünlüğünü bozan veya genel eğitimin laiklik ilkesiyle çelişen ilave kıyafetlerin giyilmesini yasakladı.
İslam coğrafyasındaki modern tarih okunduğunda, ümmetin kimliği ile devlet cihazının uygulamaları arasında yaşanan en şiddetli çatışma alanlarından birinin eğitim kurumları olduğu görülür. Bir ilim, terbiye ve gelecek inşa etme mekânı olması gereken okullar; ne yazık ki uzun yıllar boyunca, Batı tarzı laiklik dayatmalarının, toplumu mühendislik projeleriyle dönüştürme hırslarının ve İslami sembolleri silme gayretlerinin sahası haline getirilmiştir. Bu dayatmanın en somut, en acı verici ve en simgesel biçimi ise şüphesiz başörtülü öğrenci ve öğretmenlerin okul kapılarından geri çevrilmesi, eğitim ve öğretim haklarının ellerinden gasp edilmesi olmuştur.
Bu süreçte okul kapılarında yaşanan sahneler, insanlık tarihinin en unutulmaz trajedileri arasında yerini aldı. Zira, şafak vakti okullarına giden, ders kitaplarını ellerinde tutan ve sınıflara girmek isteyen genç kızlar, okul kapılarında polis barikatları ve aşağılayıcı kontrol noktalarıyla karşılaştılar; ya başörtülerini çıkarmaya ve inançlarından ve namuslarından vazgeçmeye ya da eğitim hayatlarına veda etmeye zorlandılar. Aynı baskı, hayatını eğitime ve öğrencilerine rehberlik etmeye adamış kadın öğretmenlere de uygulandı. Nitekim, mesleğinden uzaklaştırılan, sürgüne gönderilen, istifaya zorlanan ya da disiplin soruşturmaları nedeniyle hayatları karartılan binlerce kadın öğretmen, inançları ile meslekleri arasında acımasız bir seçim yapmaya zorlandı.
İslam ümmetinin modern tarihi sürecinde yaşamış olduğu bu zorbalık ve baskı ortamı, onun nezdinde sessiz bir kabullenişle karşılanmamış; aksine büyük bir toplumsal direncin ve adalet arayışının fitilini ateşlemiştir; zira ümmetin evlatlarının okul önlerinde başlayan gösterileri, protestoları, hukuk mücadeleleri ve kitlesel gösterileri; bu yasağın sadece baştan çıkarılan bir kumaş parçasıyla ilgili olmadığını, doğrudan ümmetin varoluşu ve akidesiyle ilgili olduğunu kanıtlamıştır. Nitekim annelik duygularıyla evlatlarının yanında duran aileler, inançlı aydınlar ve vicdan sahibi kitleler, bu haksızlığa karşı her zaman seslerini yükseltmişlerdir. Bu sürecin vardığı noktaya bakıldığında ise hak ile batıl arasındaki mücadele kaçınılmaz olarak tecelli etmiştir; zira yıllarca sürdürülen bu katı ve düşmanca yasaklar, ne toplumun bağrındaki İslami kimliği söküp atabilmiş ne de başörtüsünü unutturabilmiştir.
İslam ümmetinin iffetli kadınlarının başörtüsüne saldırı noktasında yaşamış olduğu bu tarihi sürecin son halkası Azerbaycan’da baş göstermiştir. Azerbaycan rejiminin başörtüsüne yani İslam’a olan düşmanlığı yeni bir şey değildir; zira bu rejim, Sovyetler Birliği ve Amerika gibi sömürgeci Batılı devletlerin İslam karşıtı politikaları kapsamında İslam’a ve tezahürlerine yönelik savaşı, uzun yıllar boyunca politikalarının bir parçası haline getirmiştir. İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıkta ve kâfirleri dost edinmekte sınır tanımayan Aliyev rejimi, 2010 ile 2011 yılları arasında da başörtüsüne tam bir yasak getirmeye çalışmıştı ancak o dönemde bu karar, ülke genelinde halkın öfkeli tepkilerine ve kitlesel protestolara yol açtığından dolayı geçici olarak kamuoyunun gündeminden kaldırılmıştı. Ancak bu laik rejim, İslam ümmetinin hala canlı olduğunu, geçmişte başörtüsüyle ilgili yaşanan acı tecrübelerin, ümmet için hem büyük bir imtihan hem de unutulmaz bir ders olduğunu ve bunların hala ümmetin zihninde canlılığının koruduğunu ya görmüyor ya da görmezden geliyor olmalı ki tekrar başörtüsü yasağını gündemine taşımış ve bununla ilgili bir karar çıkarmıştır. Ama bu kararın üzerine Azerbaycan’daki çok sayıda kadın öğretmen ve kız öğrenciler, dayatılan kısıtlamaları kendi yöntemleriyle kırmak adına şu sloganı atmışlardır: “Okullar bize yasaklanırsa, meydanlar bizimdir.”
Ayrıca fikri ve siyasi düzeyde aktivistler ve karara karşı çıkanlar, platformlar üzerinden katı laik eğilimlere sert saldırılarda bulunarak, Azerbaycan'da başörtüsüne yönelik baskı kampanyasının "laik milliyetçilik" uygulamasındaki derin bir kusuru ortaya çıkardığını ifade etmişlerdir. (El Cezire Net). Hatta öfke artık gazeteler ve sosyal medya siteleriyle sınırlı kalmamıştır; zira 3 Ekim'de İstanbul'daki Azerbaycan Konsolosluğu önünde bir protesto gösterisi düzenlenmiş… Katılımcılar Türkçe ve Azerbaycan dilinde pankartlar taşımışlardır; bu pankartlardan en öne çıkanlar ise şunlardır: "Azerbaycan'da başörtüsü yasağına hayır", "28 Şubat'ın Azerbaycan'a gelmesine izin vermeyin", "Başörtüsü Müslüman kadının kimliğidir" ve "Bu hatadan geri dönün."
İslam ümmetinin bu tepkisi karşısında şaşkına dönen Aliyev rejimi, geçmişteki tüm tiran rejimler gibi korkutma ve tehdit yöntemlerine başvurmuş; hatta Azerbaycan Başsavcılığı, Aliyev rejimini eleştiren paylaşımlar yapan kişiler hakkında soruşturma başlatılması amacıyla -laikliği benimseme konusunda Azerbaycan geri kalmayan- Türkiye’den uluslararası adli yardım talep edildiğini açıklamıştır.
Ancak tiran Azerbaycan rejimi ve onun başındaki kukla yöneticiler şunu çok iyi bilsinler ki; laiklik savunucuları ve İslam düşmanları ne zaman azıp Firavunlaşsalar, devrilmişler ve tahtlarının temellerini ateşe vermişlerdir. Allah’ın izniyle sizler de; başörtüsüne saldırıp gözyaşları içinde bıraktığınız o küçük kız çocuğunun gözyaşlarında boğulacak ve bizzat gözlerinizle gördüğünüz diğer laik rejimler gibi tarihin çöplüğüne atılacaksınız. Bunu ise gelmesi artık an meselesi olan İkinci Raşidi Hilafet Devleti yapacaktır. Böylece zafer, zorbalık karşısında inancını ve iffetini muhafaza eden, Rabbine olan sadakatini her türlü dünyevi menfaatin üstünde tutan izzetli bir neslin olacaktır. وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَنْ يَكُونَ قَرِيباً “Ne zamanmış o? diyecekler. De ki: Yakın olsa gerek!” [İsra 51]
Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Azerbaycan’da laik Aliyev rejimi, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın farz kıldığı şer’î bir kıyafet olan başörtüsü nedeniyle kız öğrencileri ve kadın öğretmenleri okullardan ve eğitim kurumlarından uzaklaştırmaktadır! Bu zalimane karar, Amerika ve Yahudi varlığı gibi sömürgeci güçlerle askerî ve güvenlik ittifakının giderek derinleştiği ve Orta Asya rejimleriyle entegrasyonun güçlendiği bir dönemde alınmıştır.
Amerika Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile stratejik anlaşmanın imzalanmasının ve Yahudi varlığı başbakanı Netanyahu’nun 12 Haziran tarihinde yazdığı mektubunda “Aliyev’in aşırılıkla mücadelesini” memnuniyetle karşıladığını ifade etmesinin ardından Aliyev rejimi, açıkça başörtüsüne karşı savaş başlatmıştır. Aliyev rejimi tıpkı Orta Asya’daki diğer rejimler gibi, İslam ve Müslümanlarla savaşma konusundaki gerçek yüzünü tamamen ortaya koymuştur. Zira yakın zamana kadar Özbekistan’daki eğitim kurumlarında peçe ve başörtüsü takan kızlara uygulanan baskılar, erkek çocukların Cuma ve teravih namazlarından men edilmesi, Tacikistan’da tesettür ve başörtüsüne karşı uygulanan zalimce yasalar ve Kazakistan ile Kırgızistan’daki dini kısıtlamalar artık kimsenin bilmediği şeyler değildir.
Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan liderleri, Aliyev rejimiyle birlikte “güvenlik ve aşırılıkla mücadele” bahanesi altında İslam’a karşı komplo kurmaktadırlar. Amerikan güdümlü “C5+1” formatı, Yahudi varlığı ile yakınlaşmayı öngören “İbrahim Anlaşmaları”, Taşkent ve Bakü’de düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı ve güvenlik konseyi toplantıları bu komplonun bir parçasıdır. Bölgemizin yöneticilerinin “İslami birlik” hakkındaki sahte söylemleri, Amerika’nın bölgesel çıkarlarına ve Yahudi varlığına hizmet eden, aynı zamanda kendi Müslüman halklarını bastırmak için kullanılan yalancı bir maskeden başka bir şey değildir!
Nitekim 2026 yılının Temmuz ve Ekim aylarında çıkarılan yasa ve kararnamelerle eğitim sistemi zorla laikleştirilmiş, 12 Ekim’den bu yana başörtülü öğrencilerin okullara girişine izin verilmemiş ve sadece başkent Bakü’de 37 Müslüman gözaltına alınmıştır.
Burada asıl dikkat çekici ve acı verici olan husus şudur ki, Müslüman askerlerin sahip olduğu yüksek cihat ruhu, Aliyev rejiminin Karabağ dağlık bölgesini geri almak için Ermenistan’a karşı yürüttüğü savaşta temel faktör olmuştur. Bunun sonucunda Azerbaycan’ın kahraman Müslüman evlatları, kâfir Ermenilere karşı cesaretle savaşmış; kanları ve canları pahasına İslam toprağı olan Karabağ’ı işgalci istilacıların elinden kurtarıp özgürleştirmişlerdir. Fakat şimdi bu rejim, bütün bu fedakârlıkların karşılığında Müslümanların kızlarının ve kadınlarının başörtülerini çıkarmaya çalışarak onları ödüllendirmektedir!
Hiç şüphesiz Aliyev liderliğindeki Azerbaycan rejiminin bu kararı her mümini büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır. Örneğin Karabağ Savaşı gazilerinden biri yayımladığı görüntülü mesajda şöyle demiştir: “Ben bu elimi vatanım için savaşta feda ettim. Biz kanlarımızı, çocuklarımızın gözleri yaşla dolsun ve okula gitmeleri engellensin diye dökmedik. Başörtüsü karşıtları, Allah’a karşı geliyor demektir. Bir kâbus gibi ölüp gideceksiniz, bir kâbus gibi... Allah ile girdiği savaşı kazanan hiç kimse olmamıştır. Tek kelime dahi söylemeyen dindarlara da şunu söylüyorum: Bin defa namaz kılsanız bile, hiçbiri sizin hesabınıza yazılmayacaktır.” Şu an Azerbaycan’ın dört bir yanında Müslümanlar, yürüyüşler ve protestolar düzenlemektedir.
Başörtüsünün devlet kanunlarının yahut laikliğin keyfine göre çıkarılıp atılacak alelade bir bez parçası olmadığı, bilakis farz kılınmış şer’î bir kıyafet olduğu hiç kimse için bir sır değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ “Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.” [Nur 31] Müslüman kadınları eğitim görmek uğruna başörtülerini çıkarmaya zorlamak, Allah’ın hükmüne karşı açılmış apaçık bir savaştır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ “Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?” [Maide 50]
Biz Azerbaycan’daki Müslümanlarla dayanışma içinde olduğumuzu ve onların bu karara karşı duydukları tepkiyi ve protestolarını paylaştığımızı ilan ediyoruz. Kâfirleri ve Yahudileri hoşnut eden, ancak Allah’ın gazabına ve azabına sebep olan; Müslümanların onurunu ve izzetini ezip geçen Aliyev rejiminin bu meşum kararını da şiddetle kınıyoruz! Azerbaycan’da, Orta Asya’da ve diğer bütün beldelerde yaşayan Müslüman halkları da, kara bulut gibi üzerlerine çöken bu zalim rejimlerden herhangi bir hayır beklemekten vazgeçmeye; İslam’ı yeniden yönetim makamına taşımak ve Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurmak için bütün ciddiyet ve ihlasla çalışmaya davet ediyoruz.